Türkiye’de koronadan ölümler aslında çok daha fazlaymış
Önce adında “Türk” ve “Tabip” kelimeleri geçen, fakat Türklükle de tabiplikle de zerre ilgisi olmayan Türk Tabipleri Birliği çıktı sahneye.
Yemeyip içmeyip “Sağlık Bakanlığı’nın koronavirüs kaynaklı ölümleri gizlediği, gerçek rakamların açıklanandan çok daha fazla olduğu” algısını yaymaya çalıştılar.
Oysa ölümleri gizlemek bizzat kendilerinin uzmanlık alanıydı.
Bugüne kadar örneklerini gördük zaten.
PKK genç-yaşlı, asker-sivil demeden binlerce insanımızın kanına girdi, bunlar kulaklarının üzerine yattı.
“Niçin bebek katillerinin sergilediği vahşeti görmezden geliyorsunuz?” sorusunu sürekli duymazdan geldiler.
“Neden terör örgütünün katliamlarına ses çıkarmıyorsunuz” denilince işi pişkinliğe vurdular. “Aslında katliam yapan devlet” iftirasını atıp “TSK operasyon düzenlemese PKK saldırmaz” demeye getirdiler.
Türkiye’nin terörle mücadelesinin “halk sağlığı sorunu”na yol açtığını iddia eden bu yüzsüzlerin şimdi kalkıp türlü iftiralar yumurtlaması bizce son derece normal.
Nihayetinde bu zevat olmayan sorunları “sorun” olarak göstermeye programlıdır.
PKK Güneydoğu’da hastaneleri bombalarken, doktorları kaçırırken, ambulansları tararken “meslek şerefi”ni akıllarının ucuna getirmezler, lakin hükümetin koronavirüsle savaşına gölge düşürmek için hemen “şeref” kavramını dillerine dolayıp edebiyat yaparlar.
“Bizim bir meslek etiğimiz var. Bu yüzden halka doğruları söylemek zorundayız” türünden beylik cümlelerle sanki hakikatin peşindeymişler gibi bir intiba oluşturmaya çalışırlar.
Aklı başında bir doktora gitseler, alacakları teşhis belli: “Kansızlık”.
Elbette bu “kansızlar”dan sadece içeride değil, dışarıda da mebzul miktarda var.
Misal New York Times…
Görüyorsunuz, onlar da Türk Tabipleri Birliği’nin kuyruğuna takılmış gidiyor.
Neymiş, İstanbul’da 9 Mart-12 Nisan arasında son iki senenin ortalamasına göre 2 bin 100 daha fazla ölüm yaşanmış. İşte bu rakam, hükümetin koronadan ölümler konusunda bir katakulli çevirdiğine en büyük kanıtmış.
Halbuki, iddiaların aksine, geride bıraktığımız 5 sene içindeki yıllık ölüm ortalamamız olan yüzde 2,89’un bile gerisindeyiz henüz.
Mesela, 1 Ocak 2019-20 Nisan 2019 tarihleri arasında Türkiye’de 152 bin 289 kişi ölmüş. Yüzde 2,89’luk artış oranını eklediğimizde söz konusu sayının bu yılın aynı döneminde 156 bin 684 olması gerekiyordu.
Peki sonuç ne?
153 bin 766.
Söylesenize, artış nerede burada?
Bu gerçeklerin üzerine bir de İstanbul’da vefat edenlerin şehir dışına gömülmesinin yasaklanmasından dolayı Büyükşehir Belediyesi kayıtlarındaki ölüm sayısının yoğunlaşmasını da ekleyin.
Gerçi bunlara ne anlatsanız boşuna. Dertleri üzüm yemekten ziyade bağcıyı dövmek çünkü.
New York Times’a bakalım örneğin.
Dile kolay, karın ağrısı taa 12 Mayıs 1860’ta başlayan bir yayın organı var karşımızda.
Malum, o tarihte, Osmanlı için “Avrupa’nın hasta adamı” ifadesini ilk kez bunlar kullanmıştı.
Mezkur tarihten bu yana da sistematik bir biçimde Türkiye’yi karalamayı sürdürüyorlar.
Kâh FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in 15 Temmuz sonrası “NATO’yu Türkiye’ye müdahaleye davet eden” yazısını basıyorlar, kâh terör örgütü yöneticiliğinden ceza alan Selahattin Demirtaş’a köşe tahsis ediyorlar.
Afrin’de başlattığımız harekât karşısında hop oturup hop kalkmaları…
Utanmadan sıkılmadan “Türkiye DEAŞ’tan petrol alıyor” alçaklığını sergilemeleri hep kudurmuşluklarından.
Yedikleri herzelerin haddi hesabı yok.
Bazen “DEAŞ Türkiye’den militan topluyor” şeklindeki asparagas haberlerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın camiden çıkarkenki fotoğrafını kullanıp algı operasyonu yapıyorlar. Bazen de gözümüzün içine baka baka Türkiye’yi bölünmüş şekilde gösteren haritalar yayınlıyorlar.
Kinleri bir türlü bitmedi, görünen o ki bitmeyecek de. Zira bir hak-batıl savaşı bu.
Kış kışlığını yapacak, tabii ki Türkiye düşmanları da karakterlerinin gereğini…


