Tunç Soyer’in adını da Koç ailesi mi fısıldadı?
CHP’nin İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Tunç Soyer, gerçekten ilginç bir profil.
Doğrusu, siyasetin alamet-i farikası olan nabza göre şerbet vermeyi pek çokları gibi o da gayet iyi beceriyor. Evet, işine geldiğinde koyu bir sosyal demokrat, işine geldiğinde ise azılı bir kapitalist kesiliyor.
Hazret, Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök’e verdiği röportajda da tıynetinin gereğini yerine getirmiş.
Solak çevrelerde Türkiye’nin düştüğü krizin panzehiri olarak sosyal demokrasiyi gösteren Soyer, karşısında “İstanbul sermayesi”nin mutemet yazarı Ertuğrul’u görünce bir anda sosyal demokrasiyi unutuvermiş. İçinde bulunduğu ortama anında uyum sağlayıp, “Benim en büyük rüyam, Koç Holding’in merkezini İzmir’e taşımasını sağlamak” diyerek, adeta “komprador burjuvazi”nin sesi olmuş.
¥
Peki, bu eleman, bir yandan “Sosyal demokrat kimliğe ve onun erdemlerine sahip olmak bir gurur vesilesidir” diye ahkâm kesip, öbür yandan büyük sermayenin dublajını yapmakta niçin bir beis görmüyor?
Hem “Bugünü anlayıp değiştirmek için en güçlü rehber ve pusula sosyal demokrasidir. Sosyal demokrasi davasını ve bayrağını Türkiye’nin tüm kentlerine biz taşıyacağız” diye sosyal demokratçılık oynayıp, hem de Koç gibi bir kompradorun bayrağının gönüllü taşıyıcısı olmayı nasıl içinde sindiriyor?
Dikkat ederseniz biz, “Hırsızlığımı bulamadılar, babamla uğraşıyorlar” diyen Tunç Soyer’in babasıyla uğraşmıyoruz. O yüzden bizzat kendisine soruyoruz:
Bu Koç sevdanız nereden geliyor Tunç bey? Yoksa, sizin belediye başkan adaylığınız da birilerinin kulağına mı fısıldandı?
Hadi daha açık ifade edelim: Kemal Kılıçdaroğlu’na “İstanbul’a, Ekrem İmamoğlu’nu aday yapın” dediği iddia edilen Koç ailesi, sizin adaylığınız için de girişimde mi bulundu?
Söyleyin, Koç ailesini İzmir’e taşımak istemenizin sebebi, mezkur ailenin sizi İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adaylığına taşıması mı?
Lütfen açıklayın sayın Soyer, bu minnet borcunun sebebi ne?
¥
KAMUDAKİ ARAÇ İSRAFINA ÇOK
DAHA RADİKAL TEDBİRLER ŞART
Kamudaki araç saltanatının sona erdirilmesine yönelik daha önce pek çok girişimde bulunulduğunu biliyoruz. Öyle ki, daha geçtiğimiz aylarda konuyla ilgili kanuni bir düzenleme bile yapıldı.
Elbette ki bunlar önemli gelişmeler. Ancak pek çoğu sadra şifa olmaktan uzak.
“Şerefü’l-mekân bi’l-mekîn”, yani “Bir yerin şerefi, orada bulunan kişiden gelir” düsturunu kulak ardı edince, maalesef böylesi sonuçlar da kaçınılmaz oluyor.
Zaten açıklanan son rakamlar da ortada. Baksanıza, nüfusları 60 milyonun üstünde olan Fransa’da 65 bin, İtalya’da ise 29 bin civarında kamu aracı varken, biz 115 bin kamu aracıyla Avrupa’da hâlâ başı çekiyoruz.
¥
Hatırlarsanız, 2019 bütçesinde sadece kamuya yeni araç alımlarına sınırlama getirilmişti. Mevcut araçların durumu ve kiralama konusunda ise bildiğimiz kadarıyla bir adım atılmamıştı.
Halbuki halihazırda çok sayıda kamu kurumunda ihtiyaç fazlası binlerce araç bulunuyor. Bunların elden çıkarılmasıyla öyle zannediyoruz ki planlanandan çok daha büyük bir tasarruf kalemi oluşturulabilir.
Yani sivrisinek peşinde koşmadan önce bataklığı kurutmak şart. Bu yüzden kamudaki israfa yönelik çok daha radikal tedbirler alınması gerekiyor.


