Teröristlere “Bizim çocuklarımız” diyen avukat, “hukuk”u hatırladı
Gündem yoğunluğundan dolayı bir türlü değinme fırsatı bulamadık Sivas davası mağdurlarından Ahmet Turan Kılıç’ın geçtiğimiz günlerdeki tahliyesine. Halbuki çok önemli bir gelişmeydi bu.
Dile kolay. Ortada 27 yıldır devam eden bir mağduriyet vardı. Hatta mağduriyet de değil, bir zulümdü Ahmet Amca’ya reva görülen.
Öyle, çünkü 22 farklı hastalığın pençesinde sağlık sorunlarıya boğuşmasına rağmen, uydurma gerekçelerle zindanlarda tutuluyordu.
Söylesenize, bu değilse nedir zulüm?
Şimdi -Allah’a şükür- geride kaldı o karanlık günler.
86 yaşındaki Ahmet Amca, çeyrek asırdan fazla bir süre sonra nihayet özgürlüğüne kavuştu.
Gazetemiz Akit, Ahmet Turan Kılıç’ın cezaevinden çıkmasında tam 52 manşet haberiyle çok önemli bir rol oynadı. Yaşanan mağduriyeti bıkmadan usanmadan ısrarla yazdı ve bu ısrar, Sivas tezgâhında bir pranganın daha kırılmasının yolunu açtı.
¥
Öncelikle şu tespiti yapmak lazım:
Ahmet Amca’nın da mağdurları arasında yer aldığı Sivas davası, bizim nazarımızda tam anlamıyla bir kin ve intikam davasıdır. Zira söz konusu dava, 1993 senesinde Sivas’ta Aziz Nesin’in neden olduğu hâdise sonrası dindar insanları yaftalamak için bir fırsat olarak kullanılmıştır.
Malum davada, “Ne olacaktı yani? Hakim ve savcılığa solcuları değil de ülkücüleri ve Refah Partilileri mi alacaktık” diyerek nasıl kadrolaştıklarını itiraf eden sözde “adalet” bakanları tak diye emretmiş, saksı mesabesindeki yargı mensupları da o emirleri şak diye yerine getirmiştir.
Bu gerçekleri Sivas davası avukatlarından Şenal Sarıhan da biliyor şüphesiz. Ancak görünen o ki, kabullenmek işine gelmiyor.
Bir dönem Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatlığını yapan, bu sayede CHP’den milletvekili de olan mezkur hanımefendinin bugünlerde solak medyaya çıkıp “Ahmet Turan Kılıç’ın tahliye edilmesi, yeni katliamlar için yol vermektir” sözleri ile 86 yaşındaki adamı hedefe koyarak cazgırlıkta bulunması, hakikatleri kabullenmek istemediğinin bir tezahürü zaten.
¥
28 Şubat postmodern darbesini gerçekleştiren cuntacılar yaşlarından ötürü cezaevine bile girmezken sesi-soluğu çıkmayan, lakin 28 Şubat’ın uydurma sebeplerle cezaevine tıktığı mağdurlar hastalıkları ve yaşlılıkları nedeniyle tahliye edilince yeri göğü-inleten tuhaf bir karakterle karşı karşıyayız.
Kadın, “kadrolu provokatör” sanki. Yalan ve çarpıtma konusunda oldukça mahir. Öyle olmasa, tek bir silahı bulunmayan insanları, “anayasal düzeni cebren değiştirmeye teşebbüs”ten ölüm cezasıyla yargılatamazdı değil mi?
Aslında Sarıhan’ın bu “başarı(!)”sında yukarıda sözünü ettiğimiz yargıdaki sol kadrolaşmayı çok iyi kullanmasının payı var. Bir de terör sevici olmasının tabii.
Hatırlarsanız, kendisi Mehmetçik’e kurşun sıkan teröristleri “Bizim çocuklarımız” ve “bir grup eylemci” olarak nitelendirmiş, etkisiz hale getirilen bölücülere de “şehit” deme cüretinde bulunmuştu.
HDP ile birlikte “katil devlet” raporu hazırlayıp hainlerin avukatlığına soyunan da Sarıhan’dan başkası değildi.
Bildiğimiz kadarıyla, Ankara’da düzenlenen ve başörtülü hanım çiziminin üzerine çarpı işareti konulan “Şeriata Karşı Kadın Yürüyüşü”nün organizatörü de yine mahut isimdi.
Dolayısıyla, tüm bu herzelerin altında imzası olan bir “hukuk katili”nin, şimdi kalkıp “hukuk”tan ve “adalet”ten bahsetmesi hiç inandırıcı olmuyor.
“Ahmet Turan Kılıç’ın tahliye kararını okuduğumda yüreğimin patlamak üzere olduğunu hissettim” diyen Sarıhan’ın oynadığı tiyatro gerçekten hiç kimseyi etkilemiyor.


