“Stratejik derinlikçi” Davutoğlu’nun Sözcü ziyaretini “derin”ler mi ayarladı?
Şu Ahmet Davutoğlu’nun yaptıklarına ne demeli Allah aşkına?
Görüyorsunuz, adam kâh solaklara selam çakıp oy dileniyor, kâh mavi boncuk dağıttığı muhafazakârlara “Beni unutmayın” mesajı yolluyor.
Aslında bu Davutoğlu’nun kendi belirlediği bir tarz değil.
Öyle gözüküyor ki “stratejik derinlik” sahibi zata “derin”lerden birileri sufle veriyor. O da çaresiz bu suflelere harfiyen uyuyor. “Derin”ler hangi stratejiyi takip etmesi gerektiğini söylüyorsa, Ahmet Bey o doğrultuda hareket ediyor.
Attığı her adım, aldığı her nefes “derin strateji”nin bir parçası sanki.
Derinlerden “Biz Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı alaşağı etmek için her türlü yöntemi deneyeceğiz. Bu yolda sana da ihtiyacımız var. İşin çok basit. Sen, biz ne dersek onu yap. Sözümüzden sakın dışarı çıkma” talimatı geliyor, o da elbette itiraz edemiyor. Rüzgar nereden eserse eli mahkûm oraya dönüyor.
“Derin”lerin gözüne girme konusunda işi o raddeye götürüyor ki, kendisine siyasi hayatı boyunca en galiz küfürleri eden çevrelerle dahi yan yana gelebiliyor.
•
Ahmet Davutoğlu’nun geçtiğimiz günlerdeki Sözcü gazetesi ziyaretini bu bağlamda ele almak lazım.
Söz konusu ziyaret, Davutoğlu’nun nereden nereye savrulduğunun en bariz göstergesi olmuştur hiç şüphesiz.
Düşünsenize, size “Suriye olayı Cumhuriyet döneminde kendi başımıza açtığımız en büyük baş belasıdır. Başımıza durup dururken açılan bu belanın bir numaralı sorumlusu da hiç kuşkunuz olmasın Davutoğlu’dur. Bu şahıs, ‘stratejik derinlik’ gibi ne idüğü belirsiz kavramları bize yutturmaya çalıştı ve ülkemizin Ortadoğu bataklığına saplanmasına neden oldu” sözleriyle salya-sümük hücum edilecek, fakat siz bu utanmazlara yarım sayfa röportaj vereceksiniz.
Olacak iş mi bu şimdi Ahmet Bey?
Söylesenize, “Esad gidici. İnşallah en kısa zamanda Cuma namazımızı Şam’da Emevi Camii’nde kılacağız” ifadenize “Kıldın mı? Nah kıldın” karşılığını veren edepsizlere kol-kanat germek nasıl bir geniş mezhepliliktir? Yoksa size “aymaz”, “figüran”, “çarkçı”, “kraldan fazla kralcı” diyen sözde gazetecilerle yan yana gelmek çok “stratejik(!)” hamlelerinizin bir gereği midir?
•
“Hariciye Nazırı olarak göreve başladıktan sonra yaptığı ilk iş, kendisi ve ailesine Ankara’nın en seçkin semti Gaziosmanpaşa’da, Kırlangıç Sokak’ta dört katlı, havuzlu bir villa edinmek oldu. Devlet bu villaya ayda 50 bin lira dolaylarında kira ödüyordu. Üstelik villanın karşısındaki bir apartman dairesi de beyefendinin korumalarına tahsis edilmişti! Aşçılar, hizmetçiler, sekreterler, şoförler falan da işin cabası idi” iddiasını ortaya atanlarla birlikte olmanız hakikaten çok tuhaf Sayın Davutoğlu!
Bizce aklınızı bir an önce başınıza devşirseniz iyi edersiniz. Zira tuttuğunuz yol yol değil.
Size “Ey eski Sadrazam, Suriye olayında ülkemizi Ortadoğu bataklığındaki bok çukuruna gömdürdün” diyenlerle aranıza mesafe koyun.
Hiçbir şey için olmasa bile, sırf malum zevatla aynı “seviye”ye düşmemek amacıyla yapın bunu.
He bir de, şahsınıza “yüzünde sahte bir tebessümle her gün siyaset piyasalarında dolanan sadrazam hazretleri” yakıştırmasında bulunanların dediği gibi, “her gün her lafa maydanoz olmayın, her gördüğünüz kürsüye çıkıp nutuk atmayın”.
Eğer “iki adım ötesini bile görmekten aciz bir adam” değilseniz (biz demiyoruz, Sözcü öyle diyor), bugün yüzünüze gülen çevrelerin, yarın suratınıza bakmayacağının farkına varın.
•
Tarih, “derin”leri kızdırmamak için politika yapanların “siyaset çöplüğü”ndeki yerini nasıl aldıklarının hikayeleriyle doludur sayın Davutoğlu!
Bu yüzden “stratejik derinliğinizde” boğulmak istemiyorsanız kendinize gelin.
Nabza göre şerbet verme alışkanlığını behemehal terk edin, Ahırkapı Feneri gibi bir o yana bir bu yana dönmeyi de bırakın.
Ezcümle, bir defa olsun onurlu siyaset yapmayı deneyin.
Olmaz mı?


