Sen misin Atatürk büstüne kartopu atan!
Hikayeyi bilirsiniz...
Cumhuriyetin ilk yıllarında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Anadolu turnesine çıkar. Konser verilecek yerler arasında Bayburt’un da adı geçmektedir. Bir dizi girişimden sonra organizasyon kesinleşir ve konser günü Bayburtlulara ilan edilir.
Bütün ekabir davetlidir senfoniyi dinlemeye. Hatta salon boş kalmasın diye köylüler de çağrılmıştır.
“Çağrılmıştır” dediğimize bakmayın. Katılım zorunludur aslında. Köylüler istemeye istemeye giderler bu yüzden konseri izlemeye. “Şu saçmalık bitsin de evimize gidelim” havasındadırlar sizin anlayacağınız.
Nihayetinde konser sona erer. Gazeteciler vatandaşın ecel terleri döktüğünün bilincindedir. Bu sebeple bir muhabir, yaşlı bir vatandaşın yanına ilişir. Konseri nasıl bulduğunu sorar. Bayburtlu da o kendine has şivesiyle cevap verir gazeteciye. Der ki: “Bayburt Bayburt olalı böyle zulüm görmedi.”
•
Bayburt’ta 12 yaşındaki bir kız öğrencinin, Atatürk büstüne kartopu attığı gerekçesiyle zorla başka okula nakledildiği haberini görünce, nedense aklımıza bu hikaye geldi.
Düşünebiliyor musunuz, 7. sınıfta okuyan el kadar bir çocuk sırf heykele kartopu attığı için karakola götürülüyor, yetmiyor, bir de “Bizi boş işlerle uğraştırmayın” demesi gereken polis tarafından ciddi ciddi sorguya çekiliyor.
Ne de olsa işlediği çok büyük bir suç(!) sabinin değil mi? Elbette tecziye edilmesi lazım.
Allah’tan İstiklal Mahkemeleri yok da ilk duruşmada kalem kırmıyorlar.
Ya bir de “Sanığın idamına, şahitlerin bilahare dinlenmesine” diyerek hüküm tesis eden o mahkemeler olsaydı?!? Hafazanallah, düşünmesi bile ürkütücü.
•
Şaka bir yana, içinde bulunduğumuz durum gayet acıklı aslında.
Dikkat ederseniz, insan aklının almayacağı pek çok olaya şaşırmaz hale geldik son zamanlarda.
Sahibinin elinden kaçıp Atatürk büstünü deviren ineğe sürgün cezası verilen bir ülkede hiçbir şey tuhafımıza gitmiyor artık.
Ne sözde bir öğretmenin “Atatürk’e kartopu atan bu öğrenci hakkında mutlaka resmî işlem yapılmalı. Gerekli yaptırım uygulanmazsa dosyayı bizzat takip ederim” diyerek savcı edalarında dolaşması… Ne de milli eğitim müdürlüğünün anında gaza gelip saçma sapan açıklamalar yapması... Uzunca bir süredir garip karşılamıyoruz bu ve buna benzer gelişmeleri.
Neresinden bakarsanız bakın, bir akıl tutulmasıdır bu.
Atatürk büstüne kartopu atan bir çocuk karakola çekilirken, aynı yaşlardaki miniklerin Mustafa Kemal’in portresine secde ettirilmesi şizofrenik bir durumdur.
Bu şizofrenik durumun altında yatan sebep çok açık.
Evet, toplumun bir kesimi Atatürk’ü ilah gibi görüp ona tapıyor.
“Varsın, teksin, yaratansın! Sana bağlanmayanlar utansın!” denilmesi boşa değil yani.
Kemalizm adeta “din” olmuş bu memlekette.
Bu dinin müntesiplerinin gözü “naçiz vücudu toprak olan fâni”den başka hiçbir şeyi görmüyor.
Bazen o kadar zıvanadan çıkıyorlar ki, evliliklerini 30 Ağustos’a denk getirip koşa koşa Anıtkabir’e gidiyorlar. Burada Atatürk’ün mozolesine yüz sürüp “ibadet(!)” ediyorlar.
Bazen de 10 Kasım’da saat 9’u 5 geçe uçaktaki bütün yolcuları ayağa kaldırtıp Mustafa Kemal’e saygı duruşunda bulundurtma saçmalığına imza atıyorlar.
•
Din haline getirilmek istenilen bir ideoloji olan Kemalizmin hâlâ heykeller üzerinden ayakta tutulması çok acı. Bundan daha acı olan ise Çankaya’yı Kabe, Nutuk’u kutsal kitap, Atatürk’ün büst ve heykellerini ise emanet-i mukaddes olarak gören zihniyetin Türkiye’de hâlâ istediği gibi at oynatması.
Bakalım bu devir ne zaman kapanacak?


