“Radyasyon gerçek Türk’e etki etmez” diyen Sağlık Bakanı alınmış!
Koronavirüs salgını, sağlık alanında geldiğimiz noktayı göstermesi açısından tam bir turnusol kağıdı işlevi gördü. Sağlık konusunda pek çok AB ülkesi ve ABD’den iyi durumda olduğumuz salgınla birlikte bir defa daha ortaya çıktı.
“Bir defa daha” diyoruz, çünkü bu bilinen bir gerçekti. Ama birileri bu gerçeği ısrarla görmezden geliyordu.
Hoş, hâlâ da öyle yapıyorlar. AK Parti’nin imza attığı hepsi birbirinden önemli sağlık hamlelerini şu an bile inkar etmeye çalışıyorlar.
Ne utanması var bu zevatın ne sıkılması.
“Nasılsa her söylediğimize sorgusuz-sualsiz inanan bir kitle var” deyip salladıkça sallıyorlar.
Son olarak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde sarf ettiği bir cümleyi dillerine doladılar. Erdoğan’ın “İktidara geldiğimizde doğru düzgün ambulans yoktu” ifadesinin üzerinde tepinip akılları sıra “Yok öyle şey” demeye getirdiler.
Mahut koroya ANASOL-M Hükümeti’nin Sağlık Bakanı Osman Durmuş da dahil oldu. Görev yaptığı dönemde taş üstüne taş koyduğunu hatırlamadığımız bu zat “1999 depremi esnasında her yere yetişecek ambulansımız vardı. ‘2002’den önce ambulans yoktu’ demek insafsızlıktır” diyerek, Cumhurbaşkanı’na güya gönderme yaptı.
Peki, gerçekten de Osman Durmuş’un iddia ettiği gibi, Türkiye’de 2002’den önce “her yere yetişecek” ambulans var mıydı?
Doğrusu rakamlar net.
Sağlık Bakanlığı’nın resmi verilerine göre, 1999’da Türkiye’deki toplam ambulans sayısı sadece ve sadece 454. Yani, bir ilçeye bile değil, neredeyse bir şehre 5 ambulans düşüyor. Bugün ise ambulans sayımız 5 bin 500’ün üzerinde. Arada 1999’a göre 12 kat fark var.
¥
Sizin de gördüğünüz gibi her şey apaçık ortada. Yani AK Parti iktidarından önce ambulans sayısı bir hayli yetersizmiş.
Ama galiba Durmuş bu rakamları anlamaktan aciz. Öyle olduğu içindir ki, çıkıp gözümüzün içine baka baka “1999 depreminde ambulans sıkıntısı yaşamamıştık” diyebiliyor.
Halbuki 17 Ağustos depreminde, ambulansları bir kenara bırakın, Osman Durmuş’un soyadı gibi devlet durmuştu. Hükümet deprem bölgesiyle günlerce irtibat kuramamış, insanlar yakınlarını çıplak elleriyle kurtarmaya çalışmıştı.
¥
Aslında Durmuş’un karın ağrısının sebebini çok iyi biliyoruz biz.
Geçmişte, Emine Erdoğan başörtüsü sebebiyle GATA’ya alınmadığında, alaycı bir tavırla “Siz, nasıl olur da peygamber olarak anılan bir Başbakan’ın eşini kabul etmezsiniz” dediği günleri henüz unutmadık.
Düşünebiliyor musunuz, dinî inancı nedeniyle zulüm gören bir kadına destek vermeyi bırakın, yaşadıklarıyla adeta dalga geçen bir portreyle karşı karşıyayız.
Bu tipten her şey beklenir.
Teftiş amaçlı gittiği hastanede, ameliyatta olduğu için kendisini karşılamaya gelemeyen başhekime zılgıt da çeker bu tip…
Banyo yapamadıklarından dolayı kir içinde kalan depremzedelere “Gitsinler denizde duş alsınlar” tavsiyesinde(!) de bulunur.
Bu tip, canını dişine takıp çalışan yardım ekiplerinin “Tuvaletler çok pis” serzenişine “Ne yapayım? Ben mi temizleyeyim” şeklinde horozlanmayı da ihmal etmez.
Neyse, daha fazla uzatmayalım.
Zaten Osman Durmuş’u ciddiye alıp bu kadar yazı yazmamız bile abes.
Neticede bu adam “radyasyonun gerçek Türk’e etki etmeyeceği” zırvasının altında imzası olan biridir.
Siz “bakan” dediklerine bakmayın.
O, “İki avucunuzla günde bir-iki defa yüzünüzü şöyle bir yoğurun, yüz felci riski kalmaz” şeklinde dâhiyane bir öneride bulunan...
Şarbon tehlikesine karşı bakanlığının tedbir almadığı eleştirilerine “Ne yani, mektuplarınızı ben mi açayım” karşılığını veren bir “komedi figürü”dür.
Kim ne derse desin!


