Kamuda mülakat sistemi kaldırılamaz mı?
Malum, 15 Temmuz’da karşı karşıya kaldığımız alçak darbe girişiminin hemen ardından çıkartılan bir kanun hükmünde kararname ile öğretmen atamalarının mülakatla yapılması kararlaştırılmıştı.
İki yılı aşkın bir süredir de bu uygulama devam ediyor. Ancak öyle gözüküyor ki, söz konusu uygulamada büyük aksaklıklar var.
Kaç gündür KPSS’de Türkiye üçüncüsü olup mülakatla elenen öğretmeni tartışmamız da bu aksaklığı gözler önüne seriyor.
Baksanıza, Meryem Özel adlı bir kimya öğretmeni, 2017 yılında girdiği KPSS’den 88,92 puan alarak alanında Türkiye üçüncüsü oluyor, ancak mülakatta kendisine 55 puan verilince atanamıyor.
Tabii ki böyle bir sıkıntıyla yüz yüze gelen tek isim yalnızca Meryem Özel değil.
Gösterilen tepkilere bakılırsa, binlerce kişinin aynı dertten mustarip olduğunu görüyoruz.
Öğretmen adaylarının mülakatı geçememesinde en çok öne çıkan gerekçe ise “güvenlik soruşturması”na takılmaları.
İddia o ki, ailesinde KHK ile ihraç edilmiş biri bulunanlar, mülakatta düşük puan verilerek baraj altı bırakılıyor.
Zaten yazılı sınavda Türkiye üçüncüsü olmasına rağmen mülakatta elenen Meryem Özel de aynı şeyi söylüyor. Abisi kamudan ihraç edildiği için böyle bir tabloyla karşı karşıya kaldığını ifade ediyor.
Aslında konuyu öğretmenlerin yaşadığı mağduriyet özelinde de değerlendirmemek lazım. Kamuda işe yerleşmek isteyenler, hep aynı sıkıntılarla mücadele etmek zorunda kaldıklarını dillendiriyorlar.
Halbuki hukukta suçun şahsiliği ilkesi geçerlidir. Bu, aynı zamanda evrensel bir ilkedir. Hiç kimseye işlemediği bir suç nedeniyle ceza verilemez. Anayasamızdaki “Ceza sorumluluğu şahsidir” ve ceza kanunumuzdaki “Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz” ifadeleri de bu ilkeyi tahkim eder.
¥
Her ne kadar kamu kurumlarına yapılan atamalar idari tasarruf olarak nitelendirebileceğimiz işlemlerden olsa bile, bu işlemlerin de öyle dayanaksız, “Ben yaparsam olur” saikiyle icra edilmemesi gerekir.
¥
Bizim tabii ki adil bir güvenlik soruşturmasına diyeceğimiz hiçbir şey olamaz. Böyle bir soruşturma neticesinde terör örgütleriyle “şahsi bir bağı” bulunan alçakları savunacak da değiliz. Onların cehennemin dibine kadar yolu var. Fakat dediğimiz gibi, ailesindeki “çürük bir yumurta”dan dolayı bir başkasının cezalandırılması hakkaniyetli olmasa gerek.
Hem dinimiz de bize işin ehline verilmesini emretmiyor mu? Böyle yapılmaz ve “suçun şahsiliği ilkesi” ayaklar altına alınırsa, işin içinden hiç çıkamayız.
Öyle ya, bu ülkede damatları FETÖ’den yargılanan isimler, Meclis Başkanlığı ve Türkiye’nin en büyük şehrinin belediye başkanlığı gibi çok önemli görevleri deruhte etti.
Kardeşi 15 Temmuz darbecilerinin liderlerinden biri olduğu söylenen eski bir AK Partili, daha yakın zamanda Avrupa’nın göbeğine büyükelçi olarak atandı.
Eski bakanlarımızın oğullarından biri FETÖ’den cezaevinde yatarken, diğeri ise 24 Haziran seçimlerinin ardından bakanlık koltuğuna oturtuldu.
Hatta onu bunu bırakın, FETÖ’den ihraç edilen bir öğretmenin abisi, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’na bile seçildi.
Görüyoruz ki, tüm bu atamalar ve görevlendirmelerde, hukukun temel prensiplerinden biri olan “suçun şahsiliği ilkesi”ne riayet edilmiş. Yakınlarının yaptığı (varsa) hatalar, bir başkasının sırtına yüklenmemiş.
İyi ki de öyle yapılmış. Zira önümüzde bir Akif Kapaklı örneği var.
Kardeşinin, 17 Aralık 2013’ten sonra yurtdışına kaçması ve aile içinde “hain” ilan edilmesi, 15 Temmuz gecesi, okuduğu Kur’an hatmini tamamlayıp koşarak Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne giden ve burada tankların önünde direndiği sırada atılan bombayla şehit olan Akif amcanın kahramanlığına gölge düşürüyor mu?
Tabii ki düşürmüyor.
Hiçbir şey yapamıyorsak dahi bu örneği aklımızdan çıkarmamalıyız.
¥
Hem bu “mülakat” işinden şekvacı olanlar yalnızca güvenlik soruşturmasına takılanlar da değil.
Ailesinde herhangi bir terör örgütüyle bağı bulunan hiçbir şahıs olmamasına rağmen, mülakatlarda baraj altı bırakıldıklarını iddia eden insanlar da var.
Bu insanların sayısı da öyle yabana atılır gibi değil. Onlar da kendilerine hiçbir gerekçe gösterilmeden emeklerinin berheva edildiğini, bu duruma bir anlam veremediklerini ifade ediyorlar.
¥
Tüm bu olumsuzluklar, ister istemez kafalarda soru işaretlerine yol açıyor. Kamuoyunda, emanetin ehline değil de eşe-dosta teslim edildiğine yönelik kuvvetli bir algı oluşuyor. Mülakattan liyakat beklemenin ham bir hayal olduğu sıklıkla dillendiriliyor.
Diyeceğimiz o ki, birilerinin insafına bırakılan bu mülakat sistemi, tam anlamıyla adalet dağıtamıyor.
En iyisi bunun toptan kaldırılması ve görevde yükselme ile işe alımların merkezi sınavlarla yapılması.
Böylesi bir sistem çok daha adil olacak gibi.


