İnanmadığın Allah iyiliğini versin e mi Kaftancıoğlu!
Lamı-cimi yok; CHP halk nezdinde din düşmanlığıyla bilinen bir partidir. Söz konusu partinin İslam’a karşı bitmek bilmeyen bir kin ve nefreti vardır. Bu İslam alerjisi, 1950’ye kadarki çeyrek asırlık tek parti diktası boyunca da 1950’den bu yana mahkum oldukları muhalefet sıralarında da devam etmiştir. Öyle gözüküyor ki bundan sonra da devam edecektir.
Şu günlerde atılan ve kimilerince oldukça olumlu gözüken bazı adımlar kimseyi yanıltmasın.Zira bunlar, seçmene şirin gözükmek için oy kaygısıyla atılan adımlardır.
CHP’nin genlerinde var din düşmanlığı. O yüzden can çıkar, huy çıkmaz. CHP’nin iliklerine kadar işleyen bu İslam nefreti öyle hemencecik son bulmaz.
•
Bir defa, “eski alışkanlıklar”ını terk ettiklerini ileri sürüyorlarsa, her şeyden önce bir samimiyet izhar etmeli CHP’liler. Fakat biz böyle bir samimiyet belirtisini maalesef göremiyoruz.
Tamamen popülist ve seçmene yönelik söylemler var sadece ortada.
Bu ikiyüzlülüğün en somut örneğine daha yeni şahit olduk mesela.
Evet, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun, İstanbul’da alçak saldırılara maruz kalan iki başörtülü kızla geçtiğimiz günlerde telefonda görüşmesinden bahsediyoruz. Saldırıyı kınayıp “Her zaman yanınızda olduğumu bilmenizi istiyorum” demiş o görüşmede Kaftancıoğlu.
Bu haber bize çok ilginç geldi doğrusu.
Öyle ya, AK Parti 2013 yılında kamu kurumlarında uygulanan başörtüsü yasağını kaldırdığında nasırına basılmışçasına ayağa fırlayıp “Başörtü serbestisi diye bir şey olmaz” şeklinde ciyaklayan Kaftancıoğlu, bugün kalkmış “Çağdaş bir toplumda kadınların istedikleri gibi giyinebilme özgürlüğü vardır. Bizler de bu özgürlüğü büyütmek için mücadelemize devam edeceğiz. Hep birlikte kadınlara yönelik şiddeti de toplumda yaratılan öfke ve nefret dilini de yeneceğiz” naraları atıyor.
•
Sanki bir çadır tiyatrosu izliyoruz...
Hanımefendi bir yandan “İnandığınız Allah’ınız sizin de belanızı versin. Kim şehit olmak istiyorsa gitsin olsun. Boşuna namaz kılmayın, cennette boş yer kalmadı” gibi iğrenç tweet’ler atıyor, öbür yandan “öfke ve nefret dili”nin nasıl yenileceğinden dem vuruyor.
Hem “Tayyip Erdoğan neredesin, Allah belanı versin. Aç tazminat davasını, alırsan boğazından helal lokma geçmiş olur sayemde” diye kin kusuyor, hem de toplumsal barışın ne şekilde sağlanacağına yönelik vaaz veriyor.
Söylesenize Canan Hanım...
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni “seri katil” olarak itham ederek...
Aynı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Ermenilere soykırımı uyguladığını ileri sürerek...
15 Temmuz’da sokaklara dökülen duyarlı vatandaşlara, “kafa kesen DAEŞ teröristi” muamelesi yaparak “toplumda yaratılan öfke ve nefret dili”ni nasıl yeneceksiniz?
Bir taraftan terör örgütü PKK’nın kurucularından Sakine Cansız’a “devrimci” yakıştırmasında bulunup, diğer taraftan ise başörtülü kadınların sözde savunuculuğuna soyunmak ne menem bir iştir?
Allah aşkına, “İnsanlık tarihi kadınla başlar. İnsanlık kadına yapılanlarla kaybeder” demiş Sakine Cansız. Ve insanlık kaybetti” sözleri sizden sadır olmadı mı?
•
Sizin savunduğunuz kadınların kim olduğu çok belli.
Siz ancak teröristlerin haklarını müdafaa edersiniz. Bugün birtakım siyasi saiklerle arka çıkar göründüğünüz başörtülü kadınlar aslında sizin hiç mi hiç umurunuzda değil.
Hiç boşuna “Herkes değişebilir. Ben de değiştim” demeyin. Çünkü siz, geçmişte attığınız çirkin tweet’lerden pişman olup olmadığınıza dair bir soruya “Dünden bugüne değişmedim” cevabını vermiş “kronik bir vaka”sınız. Toplumun milli ve manevi değerlerini tahkir eden açıklamalarınızdan dolayı bir özür bile dilemedikçe de hep öyle kalacaksınız.


