--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Cumhuriyet’teki yönetim değişimi: Al birini vur ötekine

Rasim Bolbol
Rasim Bolbol

Cumhuriyet gazetesinin sahibi konumundaki Cumhuriyet Vakfı’nın, mahkeme tarafından iptal edilen 2013’teki eski yönetim kurulu üyeleriyle yaptığı toplantının ardından gazetenin yönetimi değişti biliyorsunuz.

Alev Coşkun yeniden Cumhuriyet Vakfı Başkanlığı’na seçilirken, Genel Yayın Yönetmenliği koltuğu ise Aykut Küçükkaya’ya teslim edildi.

Vakfın yeni yönetim kurulunun da Şükran Soner, İnan Kıraç, Işık Kansu, Ali Sirmen, Şevket Tokuş, Mustafa Balbay, İbrahim Yıldız, İrfan Hüseyin Yıldız, Tayfun Akgüner ve Turan Karakaş gibi isimlerden oluştuğunu görüyoruz.

Söz konusu isimlerden de anlaşılıyor ki, Cumhuriyet’in yayın çizgisinde bundan sonra belirgin bir değişiklik olacak.

Öyle gözüküyor ki, yıllardır terör örgütü PKK’yı sevindiren birçok habere imza atan, dirsek temasında bulunduğu FETÖ ile Türkiye’ye operasyon çeken Cumhuriyet, “aslına rücu edecek”

Zaten yeni yönetimin yapmış olduğu “Bir süredir eksikliğini gördüğümüz Atatürk ve onun temel ilkeleri Cumhuriyet gazetesine kesin olarak geriye dönmüş bulunuyor” açıklaması da gazetenin bundan sonra izleyeceği yayın çizgisinin ipuçlarını veriyor bize.

Peki, “Atatürk’ün temel ilkelerini benimseyen” Cumhuriyet’in son yıllardaki Cumhuriyet’ten bir farkı olacak mı?

Bizce olmayacak. Çünkü, “Atatürkçü Cumhuriyet”in ne menem bir şey olduğunu da gördü bu millet.

Hiç boşuna “Ülkemizde her anlamıyla gerçek bir demokrasi kurulması için bütün varlığımız ile çalışacağız” diye masal okumayın bize.

“Atatürkçü” seleflerinizin demokrasinin içine nasıl tükürdüklerini tüm ayrıntılarıyla hatırlıyoruz zira.

Mesela, “Mustafa Kemal’in Kuvayi Milliye arkadaşı” diye parlatılan kurucunuz Yunus Nadi’nin aslında azılı bir Nazi destekçisi olduğunu, hatta İsmet İnönü’nün, mezkur şahsa “Yunus Nazi” dediğini gayet iyi biliyoruz. 

Ya Adnan Menderes ve arkadaşlarını idama götüren 27 Mayıs darbesine hararetle alkış tutanlar?.. Onların dillerinde de aynı sakız yok muydu? 

Atatürk ve devrimlerini dillerine dolayıp 27 Mayıs’ı hazırlayan provokasyonlara bayraktarlık yapanlar, şimdiki Cumhuriyet yönetiminin “bir süredir eksikliğini gördüğü” ideolojinin savunucusu değil miydi?

Dedik ya, “Ülkemizde her anlamıyla gerçek bir demokrasi kurulması için bütün varlığımız ile çalışacağız” diyenlerin ağa babaları bu ülkede demokrasinin ırzına geçti.

Üstelik Cumhuriyet’teki bu demokrasi hazımsızlığı her daim aralıksız sürdü. 

12 Eylül darbesini hasretle bekleyen Nadir Nadi döneminde de...

Gazeteyi hem cuntacı, hem de solcu bir hüviyete büründüren İlhan Selçuk zamanında da...

İttihad ve Terakki’nin liderlerinden Cemal Paşa’nın torunu Hasan Cemal’in genel yayın yönetmenliği koltuğunda oturduğu günlerde de Cumhuriyet demokrasiyi savunmadı. 

Ezcümle, “bir süredir eksikliğini gördükleri Atatürk ve onun temel ilkelerinin Cumhuriyet gazetesine kesin olarak geriye dönmüş bulunması” bizim için hiçbir anlam ifade etmiyor.

Kurulduğu 1924’ten bu yana “her türlü şer odağının sesi” olan Cumhuriyet, “milletin sesi” olmayı başaramadıkça da bu kanaatimiz değişmeyecek.

 

Rasim Bolbol Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle