ABD’nin Venezuela’daki taktiği Türkiye’dekinin aynısı
Haydut devlet ABD’nin bugüne kadar uyguladığı taktik hep aynıdır:
Önce talepte bulunurlar, talepleri yerine getirilmezse tehdit ederler, tehditlerine papuç bırakılmadığında yaptırımlara başvururlar, bunların hiçbiri işe yaramazsa da askeri-siyasi darbe seçeneğini devreye sokarlar.
Başkanlar değişir, ama mezkur yöntemleri hiç değişmez...
¥
2. Dünya Savaşı’nın bitiminden bu yana defalarca şahit olduk…
Büyük Şeytan, ne zaman diş geçiremediği bir ülke olsa, hemen bu planı yürürlüğe koydu. ABD, kontrol altına almak istediği yöneticiler taviz vermeyip dik duruş sergileyince, anında bu taktiği uygulamaya girişti.
Bugünlerde Venezuela’da yaşanan gelişmeler de ABD’de adeta bir “devlet geleneği” haline gelen mahut planın bir yansımasıdır.
¥
Hatırlayalım, ABD Venezuela’ya diz çöktürme kararını ne zaman aldı?
Pek çok Müslüman ülkedeki kukla liderlerin aksine, onurlu bir hayat sürüp, ömrünü ABD ve İsrail barbarlığıyla mücadeleyle geçiren Hugo Chavez’in 1999 yılında iktidara gelmesiyle birlikte değil mi?
Evet.
Zaten, Soğuk Savaş ve 1990’larda iktidarda olan liberal yönetimler döneminde ABD’nin Venezuela ile ilişkileri gayet iyi bir seyir izliyordu. Dediğimiz gibi, ülkede, ne zaman ki halkçı ve sosyalist politikaları benimseyen Chavez devlet başkanlığı koltuğuna oturdu, işte o zaman ABD de kurnaz taktiğini yavaş yavaş hayata geçirmeye koyuldu.
Önce, Venezuela hükümetinden bazı taleplerde bulunuldu. Ancak Chavez, ABD’nin hemen her talebine kulak tıkadı.
ABD, “Küba’ya petrol satma” dedi, oralı olunmadı.
İran ile iyi ilişkiler kurulmaması tembihlendi, Chavez “Bana mısın” demedi.
Rusya’dan silah alınmaması salık verildi, pek önemsenmedi.
Enerji ve telekomünikasyon şirketlerinin kamulaştırılması gibi politikaların rafa kaldırılması dayatmasında bulunuldu, sosyalist yönetim, bunu da zerre umursamadı.
ABD’nin tepkisini çeken Chavez’in 2013’te hayatını kaybetmesinden sonra yerine geçen yardımcısı Nicolas Maduro döneminde de bu durum böyle devam etti. Seçimleri kazanarak Chavez’in halefi olan Maduro iktidarında da emperyalist ABD’ye zerre taviz verilmedi.
Hâl böyle olunca, ABD için “birinci faz” tamamlanmış oldu. Hiç vakit kaybedilmeden, dört aşamalı taktiğin “talepte bulunma” ayağından “tehdit” ayağına geçildi.
Anımsayın, Venezuela hükümeti, çeşitli tarihlerde, Büyük Şeytan’ın pek çok tehdidine maruz kaldı. Kâh “Darbe yaparız” denilerek korkutulmaya çalışıldı, kâh “Ekonomini mahvederiz” denilerek sindirilmek istendi. Fakat bu tehditlere de boyun eğilmedi.
Sonuçta ne oldu?
Bu defa da yaptırımlar devreye sokuldu. Venezuela, siyasi ve ekonomik alanlar başta olmak üzere sayısız ambargoyla köşeye sıkıştırılmaya çalışıldı.
Yine sonuç alınamayınca ise mevcut tablo karşımıza çıktı. Muhalif lider Juan Guaido, bir oldu-bittiyle kendisini “geçici devlet başkanı” ilan etti. ABD de zaten kendi adamı olan Guaido’nun bu darbe girişimini anında tanıdı.
¥
Görüyorsunuz değil mi, ABD’nin taktiği hiç değişmiyor.
Önce talep, sonra tehdit, ardından yaptırım, nihayetinde de darbe…
Türkiye’de karşı karşıya kaldığımız süreç de Venezuela’dakinin aynısı değil miydi?
Chavez ile Maduro’nun yerine Tayyip Erdoğan’ı koyup, bir düşünün isterseniz…
¥
ABD’Cİ “KIZIL”LARIN DA EMPERYALİST
“YEŞİL”LERİN DE BOYASI DÖKÜLDÜ
Venezuela’daki darbe girişimi, bize, Türkiye’de belirli çevrelerin darbeler konusunda ilkesel bir tutum takınmadığını maalesef bir defa daha gösterdi.
Ne acı değil mi?
ABD, seçimle iş başına gelen Nicolas Maduro’ya operasyon çekiyor, içerideki operasyonel elemanlar bu kepazeliği elleri patlayıncaya dek alkışlıyor. Büyük Şeytan, bağımsız bir devlete, sömürge valisi atar gibi geçici başkan atadığını açıklıyor, bizdeki zihinleri sömürgeleşmiş tipler heyecandan hop oturup hop kalkıyor.
¥
Venezuela’daki darbe girişimi, aslında tam bir turnusol kâğıdı işlevi gördü. Öyle ya, bu darbe girişimi, ABD’nin Türkiye’deki ileri karakolu vazifesini icra eden “maskeli demokratlar”ın maskelerini bir çırpıda düşürdü. Haktan yana tavır almayı bir türlü beceremeyen “boyalı aydınlar”ın boyalarını anında döküverdi.
¥
Baksanıza, her defasında ABD emperyalizmine karşı olduklarını haykıran bazı “kızıl”lar ve zalime karşı mazlumun yanında olmayı şiar edindiklerini ileri süren birtakım “yeşil”ler, ucuz siyasi mülahazalarla (Nicolas Maduro-Tayyip Erdoğan dostluğundan hareketle) “Büyük Şeytan”ın yanında saf tutuyor. Türkiye’de seçilmiş başkanı ve hükümeti devirmek için ABD’ye yalvaran alçaklar, şimdi de Venezuela’daki sınır aşan haydutluğu meşrulaştırmak için harekete geçiyor. Söz konusu işbirlikçiler, “go home” diye posta koyacaklarına, ABD’ye “gel gel” yaparak darbe şakşakçılığına soyunuyor.
Emperyalizmin bu yedek lastiklerinin akıllarını bir an önce başlarına devşirmesinde fayda var. Zira her zaman söylediğimiz gibi, ayıdan post, ABD’den dost olmaz.


