--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

ABD’den kaçarken AB’ye tutulmak...

Rasim Bolbol
Rasim Bolbol

ABD ile ilişkilerin her geçen gün daha da kötüye gittiği bir vasatta, bir kısım eşhas Avrupa Birliği’ni Türkiye’nin tek çıkış kapısı olarak pazarlamak için kolları şimdiden sıvamışa benziyor.

Açık açık “büyük şeytan”a alternatif olarak “küçük şeytan”ı gösteriyorlar.

Maruz kaldığımız Trump saldırısının bize AB’nin önemini kanıtladığını iddia ederek, rafa kaldırılan üyelik sürecinin yeniden başlatılması yönünde kamuoyu oluşturmaya çalışıyorlar.

Neredeyse her üç-beş yılda bir dile getirilen “İçinde bulunduğumuz sıkıntılı durumdan, ancak ve ancak Avrupa Birliği ile ilişkileri geliştirmekle çıkabiliriz” palavrasını bir defa daha ısıtıp önümüze koymakta bir beis görmüyorlar.

Bu algı operasyonlarını yürüten isimlerin “hükümete yakın yazar” olarak nitelendirilmesi ise fecaatin bir başka boyutu.

Ne hazin değil mi?

Hükümete, yağmurdan kaçarken doluya tutulmasını salık veren isimlerden bir tanesi, “yandaş” olarak tavsif edilen Abdulkadir Selvi mesela.

Kendisi, Türkiye’nin rotasını yeniden AB’ye çevirmesinden heyecan duyduğunu belirtiyor. Ancak, Türkiye-AB ilişkilerinde ilerleme sağlanabilmesi için birtakım adımların atılmasını şart olarak gördüğünü yazmayı da ihmal etmiyor.

Selvi’ye göre, 60 yıldır kapısında beklediğimiz Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde Türkiye’nin elinin güçlenmesi gerekiyormuş.

 “Peki nasıl olacak bu iş” dediğinizi duyar gibiyiz…

Nasıl olacakmış canım, gayet basit!

AB ile ilişkilerde sembol haline gelen Osman Kavala, CHP milletvekili Enis Berberoğlu ve bazı belediye başkanlarının tutuksuz yargılanmasının yolu açılacakmış, bu sayede de AB’ye karşı elimiz güçlenecekmiş.

Görüyor musunuz adamdaki pişkinliği!

Hazret, bağımsız yargıya açık açık akıl veriyor, hükümete yol haritası çizmeye yelteniyor.

Eee, Trump’ın Türkiye’yi dolar silahıyla vurmaya çalıştığı bir ortamda papaz Andrew Brunson’ın tahliye edilmesi gerektiğini yazabilen bir “teslimiyetçi”den başkaca bir öneri de beklenemezdi zaten. 

¥

“AB sürecinin canlanması durumunda kulaklarımızdan dolar fışkırdığı günlere geri döneriz” herzesini yumurtlayan işbu “gazeteci(!)”nin kulağına kim ne fısıldadı bilmiyoruz ama, şu gerçekleri gayet iyi biliyoruz: 

Türkiye’den kaçan FETÖ’cülere kol kanat gerip, ceplerine pasaport koyan…

İadesini talep ettiğimiz alçakları başkanlık saraylarında ağırlayan… 

FETÖ’cüleri terör örgütü üyesi olarak görmediklerini söyleyip saflarını belli eden bu namussuzlar, hangi adımı atarsak atalım, bizi aralarına almaz.

Parlamentolarının ortasına Öcalan ve itlerinin fotoğraflarının asılmasına müsaade eden… 

En işlek meydanlarına “terör çadırları” kurulmasına göz yuman…

Milletvekillerini “günübirlik Kandil turları”yla ödüllendiren(!) bu ikiyüzlüler, bazı “casus”ların tutuksuz yargılanmasının yolunu açsanız da size kapılarını açmaz.

Tabii ki AB’nin bir Haçlı birliği olduğu ve bizi aralarında görmek istemedikleri gerçeğini hükümet yetkililerinin de kabullenmesi şart. Ancak böyle bir kabulleniş olmadığını üzülerek müşahede ediyoruz.

Zaten bu tespitimizi, geride bıraktığımız haftada yaşanan gelişmeler de doğruluyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un “Erdoğan, Avrupa karşıtı görünen pan İslamcı gündemini her gün yeniden teyit ederken dürüst ve açık bir şekilde Türkiye’nin AB üyeliği hakkında konuşmaya devam edebileceğimizi düşünüyor muyuz?” çıkışının devlet erkânı tarafından “derin bir teessüf”le karşılanması...

“Türkiye’nin AB üyelik sürecine nokta konulup stratejik bir ortak olarak görülmesi gerektiğini” söyleyen Haçlı artığına “AB’ye tam üyelik yolunda ilerlemeye kararlıyız” şeklinde mukabelede bulunulması, 60 yıllık rüyadan daha hâlâ uyanamadığımızı gözler önüne seriyor.

AB’ye üyelik sürecinde, siyasi kriterler açısından gelinen aşamanın ve yapılması gereken öncelikli çalışmaların değerlendirildiği ‘Reform Eylem Grubu’ toplantısının ardından açıklanan bildiride, “Türkiye, AB’ye üyelik hedefi doğrultusunda, önümüzdeki süreçte çalışmalarına kararlılıkla devam edecektir” ifadelerinin kullanılması da işin tuzu biberi niteliğinde.

¥

Ne diyelim, inşallah, Türkiye’nin nasıl bir açmazın içine sürüklenmek istendiği çok geçmeden anlaşılır.

Bizlerin şimdilik yapacağı şey, “derin bir teessüf”le de olsa gelişmeleri takip etmek.

Görelim bakalım neler olacak…

 

Rasim Bolbol Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle