ABD ile dost olmak, düşman olmaktan daha tehlikelidir
24 Haziran’da yapılacak kritik seçimlere odaklandığımız bir vasatta, istiklalimizi ve istikbalimizi ilgilendiren çok önemli uluslararası ve bölgesel gelişmeler de yaşanıyor.
İşte o gelişmelerden ikisi, hafta başında peşi sıra cereyan etti.
Her iki gelişmenin merkezinde de sözde dost ve müttefikimiz ABD var.
Yine ne mi yaptı “dost ve müttefikimiz(!)” ABD?
Ne yapacak, Fırat Kalkanı harekat alanıyla Münbiç arasında kalan hatta ortak devriye misyonuna başladığımız gün, senatolarından Türkiye’ye silah satışını özel prosedüre bağlayıp güçleştiren bir tasarı geçirdiler.
“Münbiç’teki ortak çalışmanın Türkiye’ye olan bağlılıklarının önemli bir parçası olduğunu” deklare etmelerinin hemen akabinde, o “bağlılık”larını bir kenara bırakıp “Siz, Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri alıyorsunuz. Böylelikle, hem bize hem de NATO’ya büyük bir tehdit oluşturuyorsunuz. Üstelik FETÖ’den tutukladığınız rahip Andrew Brunson’u da salıvermiyorsunuz” demeye başladılar.
İşte Münbiç’ten YPG’li-PYD’li teröristleri birlikte kovacağımız ABD bu.
İşte teröristlerden temizlenmesinin ardından Münbiç’in yerel yönetiminde kimlerin yer alacağına beraber karar vereceğimiz ABD böyle bir ülke.
Hatırlayın, Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, daha iki hafta önce ne demişti?
NATO Zirvesi için bulunduğu Brüksel’de “Kuracağımız S-400 sistemi NATO unsurlarına hiçbir şekilde tehdit oluşturmayacak. Bu garantiyi verdik” dememiş miydi?
Alın işte, “garanti” verdiğimiz ABD, daha şimdiden su koyuvermeye başladı.
Senatolarından geçirdikleri tasarıda “S-400 hava savunma sistemleri hem ABD’ye hem de NATO’ya tehdit oluşturuyor” demeleri bunun en bariz göstergesi.
ABD’ye S-400’ler konusunda niçin garanti verdiğimiz de işin bir başka boyutu.
Öyle ya, S-400’ler, ABD’nin de içinde bulunduğu NATO ülkelerinden gelebilecek tehditlere karşı alınmadıysa kime karşı alındı?
Halihazırda Türkiye’ye tehdit oluşturan ülkelerin başında ABD ile şürekası gelmiyor mu?
Yoksa, Münbiç konusunda sağlanan mutabakat, Türkiye’nin verdiği “S-400 güvencesi”yle mi elde edildi?
Bakan Canikli’nin, “S-400’ler NATO unsurlarına tehdit oluşturmayacak” deyip, hemen ardından da ABD ile Münbiç yol haritasının uygulanmasında gecikme olmayacağını söylemesi bu yüzden miydi?
Baksanıza, Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli’nin de dediği gibi, Münbiç konusunda gerçekten de hiç “gecikme” olmadı.
ABD’ye S-400 garantisi verdik, hemen ardından aynı ABD ile Münbiç’te operasyona giriştik.
•
Tamam, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatları ile Suriye’nin kuzeyinde söz sahibi olmaya başladık. “Münbiç yol haritası”nı da diplomatik bir kazanım olarak değerlendirebiliriz. Ancak Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun “ABD ile güven sağlanıyor. Münbiç, ilişkilerimizin normalleşmesi ve güvenin yeniden tesis edilmesi açısından bir başlangıç” sözleri bir tehlikeye işaret ediyor.
Başbakan Binali Yıldırım’ın Türkiye’ye silah satışını askıya alan ABD’yi halen “stratejik ortak” olarak nitelendirmesi de bu tehlikenin ne boyutlarda olduğunu gözler önüne seriyor.
•
Devlet erkânı her ne kadar hâlâ “stratejik ortak” ve “müttefik” olarak nitelendirse de ABD hiçbir zaman müttefikimiz ve dostumuz olmamıştır, öyle gözüküyor ki bundan sonra da olmayacaktır. ABD, yıllarca Türkiye’ye karşı terör örgütlerini desteklemiş ve başımıza bela etmiştir.
Ezcümle, ABD ile müttefik olmak, düşman olmaktan daha tehlikelidir.
Bu gerçekleri hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayalım ve hangi adımı atacaksak öyle atalım.
Vesselam...


