--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Türk yok da ne var?..

Bir sosyolog kuyuya taş atar; bütün Türkiye onu çıkarmaya çalışır. İşte tam o günleri yaşıyoruz.
Gazeteler, televizyonlar bununla meşgul.
“Zaten Türk diye bir ırk yoktur.” diyen de “Ben öyle demek istemedim... Aslında Türkleri kurtarmak istiyorum ...”  havasında, tevil götürmeyen cümleler sarf ediyor.
Normal bir akademisyen söyleseydi o lafı, bu kadar gürültü çıkarmazdı. Ama iktidar partisinin bir MKYK üyesi edince cin şişeden çıktı.
Üniversitede yapılan o konuşmayı yeni yetme bir genç kaydedip youtube’a koymasaydı, gene kimsenin haberi olmayacaktı ama olan oldu. Millet “Zaten Türk ırkı diye bir şey de yoktur” cümlesi üzerinden şimdi iktidara yükleniyor. Bu tartışmalarla, Ak Parti tabanından iki üç puan giderse şaşmamak lazım.
Bu çağda, edeceğin lafın nereye gideceğini çok iyi hesaplayacaksın arkadaş. Hele siyasî bir aktörsen, bin düşünüp bir laf edeceksin. Yok öyle “Ben aslında şöyle demek istedim de...” cümleleriyle zevahiri kurtarmaya çalışmak. Ok yaydan, macun tüpten çıkınca, dönüşü olmaz!...
Elbette “ırk” denilen sosyal olgu, aslında biyolojik bir şeydir. Bu kelime zaten esas itibariyle bir biyoloji terimidir. Âlem, takım, sınıf, familya, cins, tür ve ırk olarak sıralanan biyolojik zincirde ırk, son halkadır ve insan söz konusu olduğunda, zincir homo-sapiens’te biter.
İnsan dışında bütün varlıklar sosyalleşme özelliği olmayan varlıklardır. Sosyalleşebilen tek varlık insandır. İnsan sosyalleşmeye başladığı andan itibaren biyolojik kanunların bir kısmı rafa kalkar. Biyolojik olan ırk da, sosyalleşme çizgisinde asıl anlamından uzaklaşmıştır elbette. Mesela Mehmet Akif, “Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal” derken, bu değişime işaret ediyordu. Akif gibi imanlı bir insanın, kavmiyetçilik yaptığını iddia edemezsiniz ama Akif bu kelimesi ile doğrudan Türklüğü kasd etmiştir. Bu mısraı, “Ebediyyen sana yok, Türklüğe yok izmihlal şeklinde okumak mümkündür. (Hem vezin de bozulmamış olur.)
Popülist-ideolojik sosyoloğun “karışmamış Türk” araması ile Türklüğü İslamiyet’ten tecrid edip bir Orta Çağ etnisitesi derekesine düşüren marjinallerin bakış açısı aynıdır. 
Etnik anlamda Türklüğü savunmak, modernitenin ürünü biyolojiye teslim olmak demektir. Oysa insan, biyolojiye teslim olmayan tek varlıktır. İnsan, biyolojinin üstüne mental üretim artısını ekler. İşte bu üretimdir milliyetlerin belirleyici özellikleri. Biz de tarih boyunca, insanlığı bu  üretimlerimizle zenginleştirdik. Bu zenginlik Tekbir bestesidir, nevâkârdır, Süleymaniye’dir... Türklük, bu iradenin adıdır ve ırk derekesine düşürülmeyecek kadar büyük bir insanlık birikimidir.
Sen tutar da Manisa’nın bir dağ köyündeki Yörüğe “Zaten sen bir karışımsın ve yoksun” dersen, seçimde köy sandığına gömerler seni. O köylerde Türk yok da ne var?... Bu yüzden, itidâl, illâ itidâl...

¥

Haaa!... Unutmadan söyleyeyim... Bu zihniyet yarın öbürgün Osmanlı’yı da inkâr ederse hiç şaşmam. Bu geleneğin kültürel âmentüsünde Osmanlı yoktur çünkü. Bunların bir kısmı, klasik şiiri sevmez, bilmez ve hatta yok sayar. Bırakın Osmanlı’yı, nevâkâr’ı, Türkülere muhalif olanlarını biliyorum yaa!... Sanırım bu gidişle gelecek yılların ayrışması ve toplumsal çatışması, İslamî anlayış farklılıkları, Türklük, Osmanlılık eksenleri etrafında gelişecek. Allah ifrat ve tefritten muhafaza eylesin.

Prof.Dr. Namık Açıkgöz Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle