Mülkiyetten mobiliteye! Sahip olma çağı bitti mi?
Mülkiyetten mobiliteye! Sahip olma çağı bitti mi?
ONUR YILMAZ
Bir zamanlar bir gencin hayalini anlamak için uzun uzun sohbet etmeye gerek yoktu. İyi bir iş bulacak, bir otomobil alacak, sonra da ev sahibi olacaktı. Hayatın rotası aşağı yukarı belliydi.
Bugün aynı soruyu sorduğunuzda aldığınız cevaplar bambaşka.
Kimisi yurt dışına çıkmaktan bahsediyor, kimisi dijital işlerden, kimisi seyahat etmekten. Dikkat çekici olan ise şu. Otomobil artık birçok gencin hayal listesinin üst sıralarında yer almıyor.
Bu durum ilk bakışta otomobile olan ilginin azaldığı şeklinde yorumlanabilir. Oysa mesele bundan çok daha derin.
Aslında gençler otomobilden vazgeçmedi. Vazgeçen şey, otomobile yüklenen anlam oldu.
Bir dönem otomobil özgürlüktü. Direksiyonun başına geçtiğiniz anda hayatın kontrolünü elinize aldığınızı hissederdiniz. Hafta sonu ailecek çıkılan yolculuklar, bayram ziyaretleri, yaz tatilleri ve uzun yollar hafızalarda yer ederdi. Otomobil sadece bir ulaşım aracı değildi. Emeğin karşılığıydı. Başarmanın işaretiydi.
Şimdi ise yeni bir dönem yaşanıyor.
Bugünün gençleri için otomobil çoğu zaman heyecan uyandıran bir hedef olmaktan çok hesap yapılması gereken bir gider kalemi olarak görülüyor. Aracın fiyatı ayrı, sigortası ayrı, bakımı ayrı, yakıtı ayrı bir maliyet oluşturuyor. Üstelik büyük şehirlerde otomobil sahibi olmak her zaman konfor da sağlamıyor. Trafik çilesi, park sorunu ve zaman kaybı işin cabası.
Gençler bütün bunlara bakıyor ve şu soruyu soruyor..
Gerçekten ihtiyacım var mı?
İşte yeni dönemin kırılma noktası burada başlıyor.
Çünkü dünyada mülkiyet anlayışı değişiyor. Bir ürüne sahip olmak yerine ona ihtiyaç duyulduğunda erişmek yeterli görülüyor. Film satın almayan, müzik albümü biriktirmeyen, bulut sistemlerinde çalışan bir kuşak büyüyor. Aynı anlayış ulaşım alanına da yansıyor.
Araç kiralama sistemleri, paylaşım uygulamaları ve mobilite çözümleri giderek yaygınlaşıyor. Bir otomobil satın alıp yıl boyunca bakım masrafı ödemek yerine ihtiyaç anında hizmet almak daha cazip görülüyor.
Ancak burada önemli bir gerçeği gözden kaçırmamak gerekiyor.
Gençlerin otomobil hayali kurmamasının tek sebebi değişen alışkanlıklar değil.
Ekonomik gerçekler de tercihleri yeniden şekillendiriyor.
Bugün üniversiteden mezun olan bir gencin önünde farklı bir hayat tablosu bulunuyor. Kariyer kaygısı var. Barınma meselesi var. Geleceğe ilişkin belirsizlikler var. Böyle bir denklemde birçok genç önceliğini otomobilden önce ekonomik güvenceye veriyor.
Bu nedenle ortada otomobile karşı bir ilgisizlikten söz etmek doğru olmaz.
Tam tersine, gençler daha seçici davranıyor.
Eskiden otomobil sahibi olmak başlı başına bir amaçtı. Şimdi ise bir ihtiyaç olup olmadığı sorgulanıyor. Aradaki fark tam da burada kendini gösteriyor.
Belki de son yılların en önemli toplumsal değişimlerinden biri budur.
Çünkü bir toplumun hayalleri değişmeye başladığında yalnızca tüketim alışkanlıkları değişmez. Hayata bakışı da değişir.
Dünün gençleri ilk otomobillerinin hayalini kuruyordu.
Bugünün gençleri ise daha esnek, daha hareketli ve daha az yük taşıyan bir yaşam istiyor.
Otomotiv sektörü açısından bakıldığında bu dönüşüm dikkatle okunmalı. Çünkü geleceğin müşterisi artık yalnızca aracın motor gücüne ya da tasarımına bakmıyor. Kullanım maliyetine, dijital özelliklerine, bağlantı teknolojilerine ve günlük hayatına ne kadar uyum sağladığına da bakıyor.
Kısacası değişen sadece tercih değil, zihniyet.
Babalar otomobil sahibi olarak özgürleştiğine inanıyordu.
Çocukları ise gerektiğinde otomobile ulaşabilmenin özgürlük olduğuna inanıyor.
İşte bu yüzden mesele otomobil meselesi değil.
Mesele bir neslin dünyayı algılama biçiminin değişmesidir.
Ve görünen o ki yeni kuşak, direksiyondan çok hayatın yönünü kontrol etmekle ilgileniyor.