Safevi koalisyonu!
Bugün Suriye halkına karşı oluşturulan koalisyon Şii koalisyonu olarak anılıyor. Ya da başka bir ifadesiyle Safevi koalisyonu. Şii hilali olarak da anılan bu koalisyon Suriye halkına karşı şer cephesi kurdu. Suriye’yi 34’üncü vilayetleri gibi görüyorlar. Velayeti denilen Safevi taslağı: “Ya Suriye eskisi gibi kalır ya da kimseye yar olmaz” diye buyurmuş. Sitti Zeyneb’i kurtarmak için İran milis gücü oluşturuyor. Bu hususta sadece Sünni nefretinin buluşturduğu Yasir Habib ile Nasrullah gibi hem Ahbari hem Usuli Şiiler bir araya geldi. Yedeklerinde ise ultra laik Eset rejimi var. Bari bu kadar himmet etmişken gelsinler Hacı Bektaş’ı da kurtarsınlar! Yarın nasıl olsa sıra oraya da gelecek! Ya da İstanbul’a da bir türbe dikerler ardından onun fethinin peşine düşerler! Sitti Zeyneb’i kurtarmak adıyla Irak’tan İran’dan militer ve paramiliter gruplar Suriye’ye akıyor. İsrail’e fiske atamayan ve Rafsancani’nin ifadesiyle Arap kahramanların önünü açmasını bekleyen İran, Suriye’de hiç kimseyi beklemiyor. Arap şiirinde ifade edildiği gibi: “Bana aslan (Esed) kesilir ama savaşlarda tavşandır.” Yani sadece sivillere gücü yeter. İsrail, Arapların sorunu ama Suriye kendilerinin sorunu. Sonra da direniş adına Suriye’yi işgal et. Hizbullah ise Kasir’e akıyor ve işgal ettiği camilere Hizbullah bayrağı dikiyor. Şimdi bu şer cephesinin hedefinde büyük lokma Türkiye var. Önce patlama ve ardından da propaganda ile Türkiye’yi sarsmak ve geriletmek istiyorlar. Hemen saldırıdan sonra kampanya başlattılar. Press TV’nin müdavimlerinden Semih İdiz gibiler de bu koalisyonun hamiliğine soyunuyorlar. Bunlar da Mihrac Ural projesinin basın-yayın ayağını deruhte ediyor olmalılar. Banyas katliamını irtikap ederek sahili Sünnilerden arındırmak isteyen ve bu yönüyle hem Şaron hem de Ratko Mladiç’e benzetilen Mihraç Ural’ın Türkiye’de hiç ummadığınız noktalarda ve kesimlerde uzantıları var. İran’ı, İslam rejimi bellerseniz sonu böyle olur. Ahmet Davudoğlu’nun doğrudan söylediği ve İçişleri Bakanı Güler’in de ima ettiği gibi Banyas katilamı ile Reyhanlı saldırıları arasında her yönden bağlantı var. Failleri ve hedefleri üzerinden bağlantı var. Failler, Mihraç Ural ve Suriye Muhaberatıyla bağlantılı. Babu’l Hava olayının daha büyük ölçekli hali. Hedef nedir? AKP hükümetini sarsmak ve olmazsa gelecekte İskenderun ve Hatay üzerinden hak iddia etmek ve Suriye Sahili ile Hatay arasında bağlantı kurmak. Olmuyorsa en azından Türkiye’yi rahatsız etmek. Olay üzerinden halkı hükümete karşı kışkırtmak.
¥
Mihraç Ural denilen Hataylı şebbiha DHKP-C’den ayrılarak Acilciler grubunu kurmuş ve ardından Hatay Kurtuluş Ordusu denilen yapıyı teşkil etmiş. Bu yapı Muhaberat’ın kuluçkasında dünyaya gelmiştir. Türkiye ile ilişkilerin gelişmesinden sonra bu örgüt ve benzerleri muvakkaten uykuya yatırılmış ve ardından işler sarpa sapınca yeniden uyandırılmıştır. Hem PKK’dan boşalan yeri dolduruyorlar hem de ondan da öte Suriye rejiminin maşası olarak hedef gösterdiği yerleri bombalıyorlar. İran ve Suriye’nin uyuyan hücreleri Hatay’da uyanışa geçtiler. Çok ilginç, bu Savefi koalisyonu karşı suçlamalarla kimliğini mahirane bir şekilde gizleme başarısını gösteriyor. İsrail, Vehabilik, tekfircilik ve Osmanlıcılık suçlamalarıyla kendi gerçek kimliğini örtbas ediyor. Halbuki, konumu gereği en büyük İsrail ortağı İran’dır. Hazım Nehar adlı Arap yazarı Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunun artmasını önlemek için İsrail ile İran arasında zımni bir mutabakat ve ortaklığın olduğunu yazıyor (http://www. alarabiya.net/ar/politics/ 2013/05/11). Burada iftihar edilecek ve bölge halklarının ortak bir kimliği varsa bu sadece Osmanlı kimliğidir. Asıl karşı saldırıyla gizlemek istedikleri Safevi kimliği, mezhebi ve bölücü bir kimliktir. Amerikan işgalleriyle birlikte bölgeye pupa yelken açılan Yeni Safeviler ebediyete kadar Suriye’ye demir atmak istiyorlar. İsrail ile danışıklı dövüş yapıyorlar. Bölgenin selametini ve çoğunluğun muktedir olmasına istemeyen herkesle azınlıklar üzerinden ortaktırlar. ABD, Rusya ve İsrail ile azınlık stratejileri üzerinden ortaktırlar. Suriye’de ABD’nin vizyonu İsrail’e kilitlidir. Safevi koalisyonu ise İsrail’in aletidir. Suriye rejimi üç kimlik taşıyor. Bunlardan ilki Selim Harba’nın iftiharla söylediği laikliktir. Ama burada bir prensip değil azınlığın paravanıdır. Baas gibi. Şimdi Suriye’nin Baas’ı Veliyi fakihin vaftiz ettiği bir ideolojidir (Bak. Keyfe intehe el Baasu ile’l ihtima bi velayeti fakih, Halid Dahil, 5 Mayıs 2013). Rejim gerçek manada totaliter bir azınlık rejimidir. Safevi koalisyonunun parçasıdır.
¥
Peki! Bu Safevi koalisyonuna karşı ne yapmak lazımdır? Yapılan her kalleşliğin bedelini ödetmeliyiz. Yanlışlarının akisleri Safevilik ve siyasi Şiiliğin başkenti Tahran’da hissedilmelidir. Pısırık davranmak karşı tarafa cesaret vermektedir.
Ürdünlü general Faiz ed Düveyri’nin ifade ettiği gibi, bir adım ileri iki adım geri atmakla bir yere varılmaz. Türkiye bir an önce savunma pozisyonundan saldırı pozisyonuna geçmelidir. Savunma pozisyonundan saldırı pozisyonuna yani hasma yetişmek imkan dışıdır. Dolayısıyla oyunun kuralları değiştirilmelidir. Türk uçağının Lazkiye sahillerinde düşürülmesinden sonra angajman kuralları değiştirildiği gibi Türkiye oyunun kurallarını değiştirmeli ve savunma pozisyonundan saldırı pozisyonuna geçmelidir. Başbakan Erdoğan’ın itirafıyla Türkiye, Suriyeli muhaliflere silah yardımında bulunmuyor. Suriye muhaliflerinin sözcülerinden Mikdat Lui de bunu doğrulamıştır. Halbuki, Türk uçağının düşürülmesinden sonra beklenti bu yönde idi. Neden olmadı? Neyi bekliyoruz? Aslana neden ensen kalın diye sormuşlar. ‘Kendi işimi kendim yaparım’ diye cevap vermiş. Karşımızda arsız ve utanmaz bir nifak cephesi var. Bu cephenin tamamen deşifre edilmesi, teşhir edilmesi ve o da yetmez tecrit edilmesi gerekir. Fiili tecrübeler hâlâ bunu öğretemediyse olaylardan ders alma ve çıkarma kabiliyetimiz yok demektir. Türkiye ikircikli tutumunu bırakmalı ve bir adım ileri iki adım geri atmaktan vazgeçmeli. Siyaseti ve ideolojiyi yeniden yapılandırmalı ve ekonominin önüne koymalıyız. Her alanda seferber olmalı ve kafası karışık yönlendiricilerden kurtulmalıyız. Bir gün ihmal ettiğimiz gerçekler bize kendisini bir yolla hatırlatır. Rakamlara esir değil, hakim olmalıyız. Paraya hacminden fazla değer vermek ona esarettir. Yahudiler paraya sureta hakim ama aslında esirdir.


