--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kayyumiyet ve rehberiyet makamı

Mustafa Özcan
Mustafa Özcan
Düşünür ve şair Muhammed İkbal mümini, inanmış kişiyi, yeryüzünde ontolojik anlamda Allah’ın ve şer’i boyutta ise peygamberlerin temsilcisi ve vekili olarak; dünyanın ağırlığını ve yükünü taşıyan kişi olarak görür. Kainat emaneti taşımaktan kaçınmıştır insan ise buna talip olmuştur. İnsanın gerçek temsilcisi de mümin kuldur. O halifetullah olarak zeminin kayyumu yani direğidir. Çadır ile çadır direği ilişkisi ne ise kainatla mümin arasındaki ilişkinin türü odur. Direk olmadan çadır olmaz. Direk yıkıldığında çadır da yıkılır. Dolayısıyla mümin kainatın kayyumudur. Yerler ve gökler ona emanet edilmiştir. Şah Veliyullah Dehlevi, kayyumiyet makamını temsil eder. Kaimuzzaman olarak ümmetin dirlik, birlik ve dayanışmasını temin ile görevlidir (Veliyyullah Dehlevi’nin Kelami Görüşleri, s: 18, İsmail Bulut, doktora tezi). Şah Veliyyullah Dehlevi bununla özel dairede veya ferdiyet dairesinde görevlidir. Sosyolojik ve siyasi dairede ise bu görevi yani kaimu’z -zaman görevini son mesajın sahipleri olarak İslam ümmeti yüklenir ve temsil eder. İslam ümmetinin çökmesi kainatın çadır direğinin çökmesidir. Kaimiyet veya kayyumiyet ümmet bazında Ümmet-i Muhammede tevdi edilmiş bir görevdir ya da makamdır. Ona vekaleten Dehlevi gibi bazıları da şahsi dairede bu makamı ve görevi temsil ederler. Dolayısıyla İslam ümmetinin çökmesi insanlığın çökmesidir. Çelişki gibi görünse de İslam’ın düşmanları bile onun rahmet ikliminden yararlanırlar. Varlıklarını onun varlığına borçlular. Bundan dolayı da Cenab-ı Hak Peygamberi için ‘seni alemlere rahmet olarak gönderdik’ buyurmaktadır.

 Müslüman ümmet ontolojik anlamda kayyumiyet makamına haizdir. Şer’i anlamda ise insanlığın rehberi ve öğretmenidir. Bütün peygamberler ümmetlerine ve insanlığa öğretmen oldukları için onları temsilen ümmeti icabetleri de ümmeti davetlere kaçınılmaz olarak rehberlik ve öğretmenlik yaparlar. Bu anlamda son peygamberin vekili ve son mesajın sahipleri olarak Müslümanlar da insanlığa rehberiyet makamında bulunurlar. İnsanlığın katıksız ve hilafsız öğretmenidirler. Hasan el Benna ümmetin dirilişiyle ilgili bazı olgunlaşma merhalelerinden bahseder. Bu aşamalar şöyledir: İmanın ailede dirilmesi ve tomurcuklanması, ardından millette uç vermesi, ümmet de dirilmesi ve tomurcuklanması ve Müslümanların siyasi düzenlerini yeniden kurmaları ve evlerini yeniden düzene sokmaları ve nihai merhale ise insanlığa üstatlık yapmalarıdır.  İslam cemresi şimdi bu merhalelerden geçiyor. Bu cemre sonunda bütün insanlığı ve kainatı kucaklayacaktır.

 Hasan el Benna’nın öngördüğü gibi Müslümanlar Mısır olaylarıyla birlikte kainatın öğretmenliğine hazırlanıyor ve yükseliyorlar. Doğum ve hazırlık devresinden geçiyorlar. Batı’nın çürük değerlerinin değer olmadığı Mısır ölçeğinde görülmüş ve bütün insanlık da buna şahit olmuştur.  İçerideki ve bölgedeki cahiliyet kalıntılarıyla dünya düzeni Müslümanları boğmak ve haklarını gasp etmek için bir ve yek ve tek olmuştur. Bu da onların değerlerin kalıcılığını test etmiş ve bu testte kalmışlardır. Manevi üstünlük ve moral üstünlüğü Müslümanların eline geçmiştir. Mısır’daki son olaylarla birlikte Batı’nın maskesi düşmüştür ve insanlığa rehber olmadığı ortaya çıkmıştır. En azından Müslümanlara rehberlik yapabilecek durumda değildir. Batı’nın değerleri söndü ve rehberliği soldu. Çünkü temelinde ahlak ve merhamet yok. Mısır’da darbe ile devrimin makası açılmış ve yerli darbecilerle küresel darbecilerin ortaklığı ortaya çıkmıştır. Hak ile batıl cephesi ayrışmıştır. Rabiatü’l Adeviyye’nin milyonluk mitingleri Hasan el Benna’nın bir önsezisini ve öngörüsünü doğrulamıştır. Müslümanlar son merhalede insanlığa üstat olacaklardır. En büyük kürsü İslam kürsüsü, en büyük muallim ise Müslümanlar olacaktır. Batı’nın uşakları 11 Şubat devriminden sonra Hasan el Benna’nın bu öngörüsüyle alay ediyorlardı. Çünkü kendilerini Batı’nın mukallidi görüyor ve onun aşağısında olduklarını hissediyorlardı. Yanlış da değil! İbni Halduncu teoriye göre mağluplar galipleri taklit ederler. Ruhları çökenler de Batı’yı rehber bellemişlerdi. Bundan dolayı kendi içlerinden çıkan insanların nasıl dünyaya nasıl rehber olacaklarını hayal edemiyorlardı. Lakin uşaklar efendileriyle birlikte Tahrir’de darbeye destek vererek Batı’nın rehberliğini teorik olarak sonlandırdılar. Mısır olaylarıyla birlikte Batı’nın sarsılan rehberliği yerini İslam rehberliğine bırakıyor.  İnanmayanlar istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır. Hadislerin haber verdiği ahirzaman gurebası ve son insan diriliyor. Ramazan’da Rabiatü’l Adeviyye’de zamanın ruhu değişiyor. Batı ile İslam dünyası arasında nöbet değişimi yaşanıyor. Ramazan’da Rabia Meydanında Müslümanlar insanlığa öğretmenlik yapıyor. Yahudiler ise anakronik bir zamanda hâlâ Tevrat’a dayanarak Kudüs’te insanlığa ve milletlere rehberlik ve krallık yapacakları zaman dilimini gözlüyor ve gününü düşlüyorlar! Halbuki, Tevrat ve Zebur arza salih kulların varis olacağını ve yeryüzünün salih kulların kayyumiyet ve rehberliğine terk edileceğini haber vermektedir. Onlar ise zulüm ile abad ve rehber olacaklarını sanıyorlar. İsim üzerinden gittiklerinden, sıfata bakmadıklarından varis kulların kimliğini anlayamıyorlar. Çünkü metafizik gözlerini yani basiretleri kaybetmişler sadece fiziki gözleri basarları çalışıyor. Onunla da ancak bu kadarını görüyorlar.
 Şam baharı Cüneyd Bağdadi baharıdır. Mısır baharı da Rabiatü’l Adeviyye baharı olarak tulu ediyor. 21’inci yüzyılın cemreleri hava, toprak ve denize düşmeye devam ediyor.

Mustafa Özcan Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle