• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

Selef-i Salihin’in izinde olmak(2)

19 Aralık 2024
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

Selef-i Salihin’in izinde olmak (2)

MUSTAFA ÇELİK

Selef-i Salihin’i istismar etmek, ehl-i bid’at’in en önemli vasfıdır. Fahrüddin er-Razi, İmam-ı Gazali, Takıyüddin İbn Temiyye gibi ilim zirvelerinin bile çözemediği meseleleri avam bireylerin önüne sermek, kesinlikle gündem hırsızlarının işidir. Bundan bin yıl önce de benzer şeyler Bağdat’ta yapılmış ve neticesinde bu tür fitneleri körükleyen hocaların peşinden sürüklenen avam bireyler birbirine girmiş, fiziki kavgalar olmuş hatta ölümler bile yaşanmıştı. Lâ dini düzenler içerisinde yaşadığımız bu zamanda da birileri böyle bir yola mı girmek istiyor. Buna basiret ve firasetle derhal dur demeliyiz. 

Ümmetin ana akım kitlesi içerisinde, sahabe nesliyle başlamış olan ilmi çalışmalar, sonucunda tebe-i tabiîn dönemiyle birlikte kurumsallaşmaya doğru ilerlemiş ve sonraki süreçte, dinin sistemli bir şekilde anlaşılması ve yaşanmasını sağlamak üzere 4 fıkhî ve 2 itikadî mezhep teşekkül etmiştir. Her birisi bin yıldır takipçileriyle devam ediyor. Bunların usulleri oturmuş, kaideleri sistemleşmiş, ıstılahları gelişmiş ve her birisi devasa bir ilmi edebiyata kavuşmuştur. Hepsi Kur’an ve Sünnet esasına dayanan temel usullerde birleşiyor ancak bazı tali hususlarda ayrışıyorlar. Bu da ilmi çalışmaların doğal sonucudur hatta olması da gerekiyor. Selef-i Salihin tekelleştirilemez. Yoksa tek tipçi bir ilimden bahsetmiş oluruz ki ona da ilim denmez. Buna rağmen ayrılık konusu olan ihtilaflar her zaman ilim meclislerinde konuşulup irdelenebilir. Ancak bu tür ilmi ayrışma konularının detaylarını avama servis etmek, en hafif tabirle ilim adabından yoksun olmak, cumhuru cahiline tabi olmak demektir. İslâm uleması ilk dönemlerden beri avamı, ilmi derinlik gerektiren konulardan uzak tutmaya çalışmış hatta İmam-ı Gazzalî (rh.a.) gibi bazı âlimler buna dair kitap bile yazmıştır.

Bilindiği gibi, Arapça çoğulu eslaf olan selef, kelime olarak “eski âdem, ced; ecdat, geçmişler, eski âdemler”, “Bir hâl ve durumda diğerinden evvel bulunmuş olan kişi, geçmiş, eski” demektir. Mesela, “Halef selef yolda buluştular; Onunla filan memuriyette halef selef olduk” denir. “Eslafın/öncekilerin eserine tabiiyet etmek; onları örnek alıp izlerinden gitmek.” anlamına gelir.

“Selef” kelimesi, İslam literatüründe ilk dönemlerden beri kullanılagelmiştir. Kelime Kur’an-ı Kerim’de sekiz yerde geçer. (Bakara, 2/275; Nisâ, 4/22-23; Maide, 5/95; Enfal, 8/38; Yunus, 10/30; Hakka, 69/24; Zuhruf, 42/56.) Bir ayette şöyle buyrulur: “Onları sonrakiler için bir selef ve bir örnek kıldık.” (Zuhruf Sûresi/56.) Bu ayetteki “selef” kelimesiyle, kendileriyle sonrakilere vaaz edilen ve ibret alınan öncekiler kastedilir. (İbn Manzûr, Lisanu’l Arab, s-l-f kelimesi.) Zira ayette geçen “mesel/örnek” kelimesi sonrakiler için ibret kılma ve nasihat etme anlamı taşır.” (Taberî, Muhammed İbn Cerîr, Câmi’ul-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân, C: 24, Sh: 51-52, Beyrut-Lübnan 1987) Kur’an-ı Kerim’de dikkat çekildiği üzere kıssalar, geçmişe dair haberler ve önceki kavimlerin hayat hikâyeleri de akıl sahipleri için ibret kılınmıştır. (Yusuf Sûresi/111.) 

Ehl-i sünneti hassa tabiriyle de ifade edilen Selefiyye, mütekaddimûn/öncekiler ve müteahhirûn/sonrakiler olmak üzere bir tasnife tabi tutulur. Buna göre mütekaddimun/ilk dönem Selefiyyesi, ashab-ı kiram, tabiin ve tebautabiinden ibarettir. Ebu Hanife, İmam Malik, Şafii ve onların mezheplerinin ilk imamları da öncekilere dâhil edilir. Ahmed İbn Hanbel ve kendisine tabi olunan imamları da Selefiyye’den sayılır. Bu demektir ki mütekaddimun seleften söz ederken İslâm dininin inşasında ve İslâm ilimlerinin tedvin sürecinde etkin olan ilk nesiller kastedilir. (İzmirli, İsmail Hakkı, Yeni İlm-i Kelam, haz. Sabri Hizmetli, Sh: 66, Ankara/1981) 

XI. yüzyılda Ebû Hamid Gazâlî, “İlcâmu’l-A’vâm an İlmi’l-Kelam” adlı eserinde mezhebu’s-selef tabirinden söz ederken onların itikadi konulardaki bazı özelliklerini sayar. Selef özellikle itikatla ilgili müteşabih meselelerin izahında; takdis, tasdik, aczi itiraf, sükût, imsak, keff ve marifet ehlini teslim gibi kavramlara müracaat ettiler. Bundan maksat, halkı itikadi meseleleri tartışmaktan sakındırmaktır. Zira Selefiyye, Allah’ın zatını azametine layık olmayan şeylerden tenzih ederek “takdis” ettiler. Yüce yaratıcıyı Kur’an’da ve sünnette nasıl vasfedilmiş ise öylece “tasdik” ederlerdi. Müteşabih ayet ve kavramları yorumlamada “acziyeti itiraf” ederek bu konudaki suali “sükût” ile geçiştirirlerdi. İlahi metinlerdeki müteşâbihâtı/yoruma açık meseleleri tevilden/yorumdan “imsak etmek” yani uzak durmak lazım gelir. Böylece kalpte arız olabilecek fikirlerden “keff/kaçınmak” için “ehl-i marifete teslim olmak” en uygun yoldur. Bu kavramlar sistematik bir mezhepten söz etmek için yeterli olmasa da selefi bir anlayışın baskın karakterini özetler. (İzmirli, İsmail Hakkı, Yeni İlm-i Kelam, haz. Sabri Hizmetli, Sh: 15, Ankara/1981) Allah hakkında tenzihi bir dil kullanmak, Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat’in de vazgeçilmezidir. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Nedim

Son iki yazı gerçekten çok güzel ve faydalı...selefi salihin kavramını yazarın da kaynaklardan alintiladigi anlam olarak Resulullah sav övdüğü sahabe tabiinin etbauttabin ve dört mezhep imamları nin dönemi kast edildiği kabul edilmiştir on dört asırdır.milel ve nihan ve el fark beynel firak gibi mezhepler tarihî kitaplarında işin uzman âlimlerinin yazdıklarına göre kabul etmek gerekir.Mesala sufiler amelî olarak dört mezhep imamları na uyarak ehlisunne itikadında olduklarını söylemeleri şianin en makul olan firkalarindan olan zeydi lerin de Hanefi fikhina tâbi olmaları ile onlarında ehlisunne den sayılması gerekmektedir.Sufilerin bu yaptıkları ile..Fakat ehlisunne itikadı ve usulü iddiası taşıyanların itikad konularına giren konusu küfür şirk olan konular da yüzde yüz peygamber ve ashab itikadında olma zorunluluğu olması böylesi sufiler zeydiler gibileri gerçek konumlarını ortaya koyar.mesala zeydiler in on iki imam inancı ve bu imamların peygamber ler gibi masum günahsız İsmet sıfatı sahibi sirattan geçirici şefaatçi olağanüstü güçleri olduğu inancı onları ehlusunneden ayırdığı gibi sufilerde de aynı itikad yani şeyhlerinin masum günahsız İsmet sahibi sirattan geçirici şefaatçi olağanüstü güçleri olduğu inançları ve Hristiyanlar in isa as ve salih zatların ruhundan istiğase istane rabıta tevessül yapmalarına benzer bir inanç içinde olmaları da ne yazık ki onları ehlusunneden olmalarını engeller ve ehlibidat tarafında komumlandirir.Aksi bir durum olarak onları zeydilerle aynı inancı itikadı ve Hristiyanlar la aynı inanç ve uygulamaları yaptıkları hâlde zeydileri bidat hristiyanlari kâfir müşrik tayfası saymanın anlamı ve tutarlılığı kalmaz.Yazar ve bu yazdıklarımıza itiraz edenler e meydan okuyarak sufilerde şia gibi İsmet inancı ve Hristiyanlar daki istiğase istane rabıta tevessül olmadığını veya olduğu halde bu islamidir küfür şirk değildir diyenler e bunların zeydiler için ve Hristiyanlar için küfür ama onların yaptıklarına benzer sufilerin ise küfür şirk içinde olmadığıni hem subuten hemde delaleten kati bir şekilde ispatlamak mecburiyetindedir ler.Zaten Osmanlı sonrası İslam dünyasında Nisa 115 te peygamber ve ashab in yolunda olmayanların ve bu ayetin tefsiri olan 73 fırka rivayetleri de ki peygamber ve ashab yolu şartını sağlamadiklari gün gibi açıktır.Ayrica yazarın selefi salihin itikadı olarak fiiler ve mutrşabih meselelerde sahabe tabiin dört mezhep imamları gibi keyfiyetsiz tesbihe mucessime ye girmeden olduğu gibi değil illa ki eşarilik ve maturidilik i kabul etmesi de yanlıştır.Esas nisa 115 te anladığı gibi peygamber ve ashabın müslümanların selefi salihin in yolundan ayrılmamak tir vesselam

Nadir

Selefi salihin yani sahabe tabiin etbauttabin ve dört mezhep imamları nin dönemi..nisa 115 te de herkim hidayet ten sonra peygamber e sünnetine rehberligine yuzcevirir muhalefet yapar ve o şekilde de müslümanlarin sahebenin yolundan itikadından ayrılir başka yollar edinirse o sapkın yolda bırakır cehenneme atarız mealindeki ayet e de dikkat etmek gerekir.muteşabih ve Allah'ın fiilleri konularında sahabe tabiin yani selefi salihin ne yapmış ne söylemiş ve ne ye inanmişsa ki bu hem subuten hemde delaleten kati bir şekilde kayıt altında aynısı yapmak mecburiyeti vardır.ve bu Nisa 115 Tevbe 100 vb ile sabit olup tefsiri olarak ta 73 fırka rivayetleri de de CENNETE giriş ve ebedî cehenneme girmemek için şarttır.Yoksa eşarilerin ve maturidilerin akılları tercüme kitaplar la felsefeyle karışmış müslümanları sapmamalari onları bu küfür şirk cereyanlardan inançlardan korumak için verdikleri cevaplar geçicidir ve o an için geçerlidir.tarihseldir.Fakat selefi salihin nisa 115 le ve mutavatir 73 fırka rivayetleri ile sabittir.kiyamete kadar geçerli olan onların islamidir yoludur itikadı menheci usulüdur vesselam
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23