Başarı çoğaldıkça insanlık azalıyor!
Başarı çoğaldıkça insanlık azalıyor!
ALİ OSMAN AYDIN
En son yazıda, “ebeveyn krizimizi” anlatmaya çalışmıştık. Tabii “ebeveyn krizi” okulun yaşananlardaki fonksiyonunu azaltmaz. Çünkü bugünün ebeveynleri dünün çocuklarıydılar.
Yani bugünün çocukları gibi onlar da bu sıralardan geçtiler.
Ama görünen o ki, o sıralarda vakit geçirme süresi uzadıkça iyi ebeveyn olma olasılığı artmıyor, azalıyor gibi…
Neden peki?
Çok fazla nedeni var ama biri var ki çok önemli: Maddi başarı…
Günümüz eğitim sisteminin kıstası maddi başarı! Bu başarı, metinleri ezberleyip ezberlememenizle, sizi üniversiteye taşıyacak derslerde başarılı olup olmamanızla ilişkili.
12 yıllık eğitimin tamamı 4 yıllık üniversiteye girebilmeyi başarmak için veriliyor. Üniversite eğitimi ise sonrasında piyasada iş bulabilmenizi kolaylaştıracak bir diploma edinebilmeniz için…
Yani 16 yıl boyunca, aslında meslek sahibi olma yarışına katılabilmek için çabalıyor bugünün öğrencisi. Ardı arkası kesilmeyen bitimsiz sınavların derinde yatan anlamı bu.
Aileler bu gelecek vizyonuna sorgulamadan iman ettikleri için çocuklarını 16 yıllık bir maratona ite kaka gönderirken sadece maddi geleceğe odaklanıyorlar.
Bir dakika! Bu bile tek başına yeterince feci değil mi?
Bir insan evladı ana kucağından alınıyor, anaokulu hariç 16 yıl, sırf meslek yarışında diğerleri ile aynı hizada olabilmek için hazırlanıyor. 16 yıl boyunca bir yığın psikolojik evreden geçiyor, bir fidanken ağaç gibi büyüyor, kabına sığmıyor ama bu süreçlerin hiçbir aşaması için kendisine yardım edilmiyor bu sistem içinde.
Bilgilendirilmiyor. Elinden tutan olmuyor. Maddi yanıyla birlikte manevi cephesi de büyüyüp karmaşıklaşırken bunun üstesinden nasıl geleceğiyle ilgili düzenli-disiplinli bir yardım alamıyor okuldan.
O kadar ders görüyor ama iç dünyasındaki derin dalgalanmaları, iniş ve çıkışları anlamlandıramıyor hala, çünkü derslerin hiçbiri kendi nasıl tanıyacağı ve anlayacağı ile ilgili değil. Seviyor, korkuyor, rencide oluyor ama hangi duyguyu nereye koyacağını bilemiyor…
Öfkesini nasıl kontrol edeceğiyle ilgili bir disiplin oluşmuyor mesela bu 16 yılda. Hatta bu bahis açılmıyor bile!
Temizlik, saygı, nezaket ve elbette merhamet gibi insanı insan yapan yüce değerlerle ilgili kayda değer şeyler görmüyor.
Bence bir okul “başarılı” insandan önce “iyi” insan yetiştirmeyi hedeflemeli. Bu işte ailenin destekçisi olmalı.
Merhameti, adalet duygusunu, başkalarının haklarına saygı göstermeyi, hep doğruluğa göre hareket etmeyi, sorumluluğu, üretmeyi, çalışarak kazanmanın en onurlu yol olduğunu öğrenmeli. Okul çocukta iyi olan vasıfları gün yüzüne çıkarmayı, çocuk zaten aileden iyi olarak gelmişse de o vasıfları pekiştirmeyi esas almalı.
Okul çocuğa öyle bir çerçeve sunmalı ki çocuk kötülüğü gördüğünde ondan tiksinsin. Çocuk bir uyarandan dolayı değil, kendiliğinden bir refleks olarak kötülükten uzak dursun.
Kapitalist eğitim sistemleri bunu yapamaz. Onların ürünlerini görmek isteyen dünyaya dikkatle baksın. En ölümcül silahları geliştiren de o silahları insanlık dışı bahanelerle suçsuz insanların başına atanlar da onlar…
Kapitalist eğitim sistemi kendi menfaatine odaklanmış çıraklar ve uşaklar yetiştiriyor ancak. Amacı bu çünkü. Modern okullar bu yüzden kuruldular: Kapitalist üretim ilişkilerine uygun iş gücü yetiştirmek için…
Bu tablo tesadüf değil… Louis Althusser de, “İdeolojik Devlet Aygıtı” kavramıyla eğitimin, kapitalist düzenin yeniden üretiminde kritik bir araç olduğunu söylemişti ve çok haklıydı.
Okullar, mevcut ekonomik ve toplumsal sömürü düzenini meşrulaştıran, sürdürülebilir kılan yerler.
Yani bu iş temelinden yanlış.
Bize “başka” okul gerek!
“Doğru cevap” kadar hatta ondan da fazla “doğru davranışa” ulaşmayı gaye edinmiş bir eğitim sistemi lazım.
Bunun için de bir amaç lazım!
Amaç için de bir felsefe…
Bunu da başka bir yazıda tartışalım.