Yaşanan olayları Batı ve Siyonizm bakışıyla değerlendirmeyin artık!
Yaşanan olayları Batı ve Siyonizm bakışıyla değerlendirmeyin artık!
YAŞAR DEĞİRMENCİ
Yapılanlar konformizm, hedonizm ve egoizm uğruna. Halbuki bir genci kurtarmak vatanı kurtarmak gibidir! Her tertipli olay aile ve gençlikle ilgilidir. Arkasında Batı ve Siyonizm vardır. Entelektüel/aydın geçinenler hep Millî ve dinî duyguları da tehlikeli gösterirler.
Öncelikli olarak, ülkemizde vahim bir mesele gündeme geldiğinde, liberal söylemin sözcülüğünü yapanlar hemen ileri atılıp bu işlerin çözümünün yasaklarla, çare üretmekle, değer aşılamakla olmayacağını; kişinin de bedeninin de özgür bırakılması gerektiğini savunarak her türlü kötülüğün içimize akmasına zemin hazırlayan bir peşin hükümle konulara yaklaşırlar. Bu güruh bu ülkenin müstemleke aydınları gibidirler.
Bize her türlü Batı esintisine açık olmanın dışında bir norm, değer, ahlak, kendi millî manevi değerlerimiz ve din eğitimi teklifiyle gelmediler. Kültür emperyalizmi etkisi, internet, akıllı telefon, sosyal medyanın hâkimiyeti; zaman, zemin ve zihin işgaliyle içimizden rüzgâr gibi her şeyi delip geçmeye başladı.
Eşcinsellik, insanlığın nüfusunu azaltan ve insan hayatını yok edecek birçok organizasyon; psikologlardan pedagoglara, hukuk sisteminden medya düzenine kadar yok edici bir mekanizma olarak işletilmektedir. Bunu göz ardı edemeyiz. İhmal edilmiş her bir fert memleket için sorundur. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki dijital hız çağı, önceki çağ değişimlerine benzemeyen, baş döndürücü bir hızla fırtına gibi içimizi kasıp kavuruyor. Toplumun, ülkenin sorunlarına karşı duyarsızlaşma; ülkenin inançlarını, değerlerini, kültürünü, aidiyetini, aidiyet bilincini de yitirdi.
Türkiye kimliğini kaybetme ve yok olma tehlikesinin eşiğine sürükleniyor iki asırdır ama bu durumun farkında bile değil. Aslında başına ne geldiğini bilmiyor. Daha da vahimi, böyle bir sorunu, sorusu, derdi, problemi yok. Cinayetler, katliamlar ve nihayet okul saldırıları patlak verdi kaçınılmaz olarak. Bu toplum; kendi inançlarını, kültürünü, değerlerini terk ediyor. Ne uğruna? Konformizm, hedonizm ve egoizm uğruna.
Bu gelinen nokta sonuç. Bu sonuca götüren yapıyla mücadelede ne yapacağız? Emniyet tedbirleriyle gençleri korumaktan önce aileden başlayan eğitim sistemimizde verilecek özlü, sözlü ve uygulamalı bir din eğitimin verilmesi şarttır. Bunu söylemek dahi zor. Gerçekleri örtbas etmekle hem hiçbir yere gidemeyiz hem de hiçbir meseleyi halledemeyiz. Aksine hâdise kangrene dönüşür ve içinden çıkılmaz hallere bürünür.
Aile, pedagoji ve geleneğe uygun bir şekilde ölçü ve sınır koymaya çalışacak. Aile, değer üretip çocuklarını bu değerlerin bir parçası haline getirmekten çekinmeyecek.
İlkokuldan başlayarak çocuklar sınav makinesi olmaktan çıkarılacak. Eğitim sistemimizde ortaokul aşamasına kadar çocuklara toplumsal değerler; saygı, sevgi öğretilip bu değerler uygulamalarla kazandırılmalı. Aidiyet duygusu, kendi değerleri verilmeli. Selam verme, merhaba deme, özür dileme, büyüklere saygı, aile sevgisi, kirlenmeme kirletmeme, yük olmama yük alma. Sorumluluk bilinci, vs. Listeyi daha da uzatabiliriz.
Devletler değer üretir ve toplumu bu değerlere uyma konusunda eğitir, örnek davranışları öne çıkarır. Bugün dünyamızda en faziletli olarak tanıtılanlar ne âlimlerdir ne öğretmenler ne akademisyenler ne de kültür insanlarıdır. Bu boşluğu “üsveyi hasene” örnek insanlarla doldurmalıyız. Bu ülkenin bütün çocukları Millî Eğitim Bakanlığı’nın, Aile Bakanlığı’nın, Kültür Bakanlığı’nın kendi çocuklarıdır. Böyle bakılmalıdır.
Bir seferberliğe ihtiyaç var. Fakat bu seferberlik; kalıcı, sistematik ve unutulmayacak bir seferberlik olmalıdır. Çünkü bir genci kurtarmak vatanı kurtarmak gibidir!
Batı’yla er ya da geç hesaplaşacağız. Bundan kurtuluş yok. Biz kararımızı bu hesaplaşmaya göre vermek durumundayız. Biz Batılı değiliz. Biz Avrupalı değiliz. O zaman hesabımızı ve çalışmalarımızı bu farklılık üzerine yoğunlaştırmak durumundayız. Bu mücadelede biz zaferden değil; seferden sorumluyuz. Rabbimizin, “Fitne ortadan kalkıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla mücadele edin!” ilahi emri gereği takatimizin sonuna kadar bu emri yerine getirmek için mücadele etmeliyiz. Sekülerizmi, paganizmi, laikliği kutsal hâle getirenlerle mutlaka mücadele ve mücahede edilmelidir. Sadece şehit edilen öğretmen ve öğrencilerimize üzülmek, aileleriyle beraber kahrolup ağlamak yeterli bir mümin tavrı değildir.
Kinlerimiz, kıskançlıklarımız, kavgalarımız, kötülüklerimiz, kirli ve karanlık ilişkilerimiz, kasvetimiz, kabalığımız, körlüklerimiz, kuruntularımız, korkularımız, kuşkularımız, kaygılarımız, küskünlüklerimiz, kızgınlıklarımız, kibrimiz, komplekslerimiz, kurgularımız, kumpaslarımızın hâkim olduğu bu toplumda pasif iyi olmak yetersizdir.
Aktif iyi olmak şarttır. Bizi batıran da estirdiğimiz Batı rüzgârıdır.
Yozlaştık, yabancılaştık, yalnızlaştık. Çünkü kendimiz kendimizin rüzgârını estiremedik.
Seküler, popüler, liberal, nasyonal rüzgârlar bizi çok yordu. Kahpe rüzgârlara karşı güçlü bir kardeşlik rüzgârı estiremedik. Artık rüzgârlar karşısında savrulan değil, rüzgâr estiren olmalıyız. Aslında bizde bu rüzgârı estirecek kapasite, kalite, karakter, kişilik, kabiliyet, keyfiyet, kararlılık, kadro, kitle var. Var olmasına var da şu rüzgârımızı kesen günahlarımız olmasa. Kinlerimiz, kıskançlıklarımız, kavgalarımız, kötülüklerimiz, kirli ve karanlık ilişkilerimiz, kasvetimiz, kabalığımız, körlüklerimiz, kuruntularımız, korkularımız, kuşkularımız, kaygılarımız, küskünlüklerimiz, kızgınlıklarımız, kibrimiz, komplekslerimiz, kaprislerimiz, kumpaslarımız, kazdığımız kuyular olmasa. Bütün bunları atacak Dâvâ Adamı yetiştiremedik. Önce milletini, devletini düşünen, zalimin zulmüne sessiz kalmayan, zulmü durduracak dâvâ adamı! Kendi menfaatini düşünmeyen adayan ve adanan dava adamı! Rabbim bizlere dâvâ adamlığı şuuru verir İnşallah…