--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bülbül varken kargaya uyulur mu? (1)

Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
5

Bülbül varken kargaya uyulur mu? (1)

MUSTAFA ÇELİK

Dünya bir yolculuksa, ahiret o yolculuğun menzili; iman ise yolcunun azığıdır. 

Her millet, her topluluk ve her birey, bu dünyada seçtiği inancın izini sürer. 

Fakat ne kadar uzun olursa olsun her yolun bir sonu, her hayatın bir hesabı vardır. İşte o hesap gününde, ahiret her ümmeti imanıyla çağırır.

Bu çağrı, sadece kelimelerle söylenen bir inancı değil, yaşanmış bir hakikati sorar. Zira iman sadece dilde değil, kalpte ve eylemde yer bulduğunda gerçektir. Ahiret, kuru iddiaların değil; samimi teslimiyetin, hakikate yönelmiş kalbin ve sabırla yoğrulmuş hayatın değer gördüğü bir duraktır.


Kur’an bize bildirir ki, her ümmete bir peygamber gönderilmiş, her topluluk hakla tanıştırılmıştır. Lakin herkes aynı cevabı vermemiştir. Kimileri hakkı kabul etmiş, kimileri sırt çevirmiştir. Ahiretteki çağrı da buna göredir: Kim Allah’a ve Resulü’ne iman ettiyse, o çağrıya sevinçle koşar. Kim ise dünya hayatını tek gerçek sanarak yaşadıysa, o çağrı onda bir ürpertiye dönüşür.

İman, sadece bir kimlik değil; bir yöneliştir. Sadece inanmak değil, o inancın gereklerini yaşamaktır. Ahiret bir hesap yeridir; kimse başkasının yükünü taşımaz, kimseye haksızlık yapılmaz. Her ümmet, kendi imanı ile kendi şahitleriyle, kendi kaderiyle yüzleşir.


O hâlde şimdi soru şudur: Yarın hangi çağrıyı işiteceğiz? Ve hangi imanla ona karşılık vereceğiz?

İmanı olanların imamları da olur. Çünkü Allah’ın arzında imamsız iman davasının kavgası verilemez. İmamlı bir hayat yaşamak, imanlı olanların vazgeçilemez meselesidir. Müslümanlar âhirette imanlarıyla ve imamlarıyla yüzleşeceklerdir. Allahû Teâla buyuruyor:

“Her insan grubunu (ümmeti), kendi imamlarıyla birlikte çağıracağımız gün...” (İsra Sûresi/71)

Bu ayetin tefsirine göre “imam”, burada kişinin veya ümmetin dünyada tabi olduğu önder, lider, inanç sistemi veya yaşam rehberi anlamındadır. Ahirette herkes, dünyada kimlerin izinden gittiyse, hangi öğretiye veya inanca bağlı yaşadıysa, onunla birlikte çağrılacaktır.


İnsan dünyada boşlukta yürümez. Her adım bir iz takip eder, her yöneliş bir rehber arar. Kimi hakikatin izini sürer, kimi heva ve hevesin. Kimi vahyin aydınlığında yürür, kimi modanın, ideolojinin, ya da sahte kurtarıcıların peşinden gider. Fakat sonunda herkes, ardına düştüğü o rehberle birlikte hesaba çekilir. Çünkü “Her ümmet, imamıyla çağırılır.”

Ahiret öyle bir sahnedir ki, orada ne kalabalıklar insanı gizleyebilir ne de unutuş perdeleri. Herkes, ardında yürüdüğü önderle, bağlandığı dava ile inandığı değerlerle yüzleşir. Bu, kimsenin kimseye sorumluluğunu yükleyemeyeceği bir gündür. Hür iradenin hesabıdır bu; kimi bilerek Hakk’ın izinden yürümüş, kimi ise kendi putlarını imam bilmiş, onların ardına düşmüştür.


Kur’an’ın “imam” diye işaret ettiği bu önderlik yalnızca peygamberler ya da din adamları değildir. İnsan kimi örnek alıyorsa, kimi takip ediyorsa, kim onun zihnini ve kalbini şekillendiriyorsa, onun imamı odur. Bazen bu bir fikir olur, bazen bir ideoloji, bazen de bir şahıs. O yüzden sormalı insan kendine: “Ben kimin ardındayım?”

Zira bugün izini sürdüğümüz her fikir, yarın bizimle birlikte haşrolacaktır. Bugün sahiplendiğimiz her değer, yarın bizim için ya bir şahit olacak ya da bir pişmanlık.

O gün geldiğinde kimileri, nurlu yüzlerle peygamberlerin ardında dirilecektir. 

Kimileri ise karanlık ideolojilerin, sahte liderlerin ya da modası geçmiş fikirlerin arkasında mahcup bir şekilde duracaktır.


Vakit geçmeden düşünmeli: Yarın, kimle birlikte çağrılmak istiyoruz?

İman bir ışıksa, imam o ışığı taşıyan el olmalı. Sözleriyle değil sadece, yürüyüşüyle anlatmalı hakikati. Zira imam, önünde duran bir levha değil, arkasından gidilen bir izdir. İz sürmek isteyen, onda kendini bulmalı. Bu yüzden, imamlarımız, imanımızın aynaları olmalı. 

Bakınca ona, yüreğimizdeki inancı görmeliyiz. Yitirdiklerimizi hatırlamalı, aradıklarımızı bulmalıyız yüzünde.

Toplumların kaderi, onların peşinden gittikleri önderlerle şekillenir. Tıpkı bir kuş sürüsünün yönünü belirleyen lider kuş gibi, insan toplulukları da kimi izlerse oraya varır. Ne var ki her önder, aynı yere götürmez insanı. Bazısı seni gülistana taşır, bazısı çürümüş bir leşin başına.


Hayır, bülbül varken kargaya uyulmaz. Çünkü biri seni güzelliğe, diğeri çürüklüğe götürür.

Kargalar, gülün kokusuna hiç varmadı. Bilirlerse de unuttular belki, belki de hiç sevmediler güzeli… Bu yüzden, güle sevdalı bülbülü gördüklerinde rahatsız olurlar. Çünkü bülbül, onların hiç anlamadığı bir şeye öter: nezahete… zarafete… hakikate… Ve unuturlar şunu: Karanlık, ışığı susturamaz. 

Çirkinlik, güzelliği solduramaz. Bülbül ötmeye devam eder, gül kokmaya…

Yorumlar

(5)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Nedim

19 Kasım 2025 11:51

Osmanlı sonrası İslam dünyası nin durumu ile yazıda ki insanların önündeki imamları liderleri şeyhleri konusunu düşünüldüğünde İslam dünyasınin emperyalistlere siyonistler e karşı kâfirlere karşı zelil bir durumda olduğunu görüyoruz.Ve tâbi ki toplumları böyle etkisiz zelil kılan etkilerin başında gerçekten İslam iddiası taşıyan kişilerin kanaat önderlerinin ve Osmanlı sonrası emperyalist sistemlere geçişle oluşturulan dini siyasi kurumların etkisini görmekteyiz.Osmanli sonrası İslam dünyasında toplumlar üzerinde etkin ve bugünkü manzaranın müsebbibi olanların yapıp ettikleri Kur'an sünnet ve bu iki kaynağın sahih meşru anlamı olan sahabe islamina göre değerlendirilmesi gerektiği görülür.Zaten nisa 115. Ayette geçen hidayet yani hak yol cennet yolu ebediyen cehenneme düşmemek şartı olarak ,"peygamberden(sünnetten) yuzcevirmemek ve müminlerin (sahabenin)yolundan (itikadından) ayrılmamak Osmanlı sonrası başka yollar edinildiği gibi yollar edinilmişse o yollarda birakilacaklari ve cehenneme atiliacaklari geçtiği bu ayet çok belirgin olarak hastalığın teşhisini de çözümünü de vermektedir.Hak İslamın yani Allah cc katında meşru olan dinin taşıyıcısı olarak sahabeler (ki Tevbe 100 bknz) olduğu ve Osmanlı sonrası İslam dünyasında ki emperyal sistemler içinde oluşturulan dini kurumların en çok saldırdığı mezhepler konusunun esasen Sahabelerin amelî fıkhi uygulamalarınin taşıyıcıları olarak mezheplerin onemi hatta ayetlerde ki meşruiyetin sağlandığı alan olduğu bilinir.Fakat ne yazık ki sahabelerin itikadı imani konuları yani neye küfür şirk kâfir müslüman dedikleri konularda sahabenin taşıyıcılığı konusunda sorun olduğundan İslam dünyası kâfirlere karşı zelillik yaşamaktadır.Dusunun 2-3 milyar insan gücü ve Körfez zenginliği Türkiye Mısır gibi dünyanın en büyük ordularına sahip olması hatta Pakistan gibi nükleer bir güç olunduğu hâlde işgallere soykirimlar a uğramayı engelleyemiyor.İrak Afganistan Suriye Filistin işgalleri ve Bosna Gazze katliamları soykirimlari engellenemiyor Çünkü sahabe itikadı yok İslam dünyasında..Ve sahabe itikadini yanı küfür şirk kâfir müslüman inancının taşıyıcısı olan âlimler şeytani emperyal planlamasında sahabenin yaşamadığı inanmadığı söylemediği işler içinde olanlarla düşmanlık edilmektedir.Akilli olanlara şuan ki İslam dünyasındaki ve özellikle de hilafet merkezinde ki İslami çoğunluğun mensup oldukları görüşler cemaatlerin düşman bekledikleri âlimler kimlerdir i bulurlarsa meseleyi çözmüş olur ve sahabenin sahih islaminin taşıyıcısı kim olduklarını da öğrenmiş gereği yapılırsa da ölmeden de sahih İslam Sahabe İSLAMİNA kavuşmuş olurlar

Giresun dan selamlar.

19 Kasım 2025 10:48

İslam üzerine muhteşem mekale olmuş sağlıklı kal .hoşça kal.

şizofren

19 Kasım 2025 04:42

abi benim hayvanlara karsi zaafiyetim var tabi fareyide yilanida sevmiyom canim... seven varsa alsin koynuna yatsin o baska ...karga milletin tahtasi oldu..gelen giden kargaya bir laf soyluyor..yaziyi okumadim karga senden benden fazla zikri yoksa beni ....

Vur yansınnnnnn

19 Kasım 2025 19:56

Bülbülün hz ibrahimin yanması ile hikayesi bir başka güzel . Ağzından çıkan Allah Allah zikri akıl almaz güzel

YA RABB!

19 Kasım 2025 04:10

Muhabbetin gönlümüzde hız olsun, Tuttuğumuz Hakk'a varan iz olsun, Önümüzde uçurumlar düz olsun, Yolumuzda dikenleri güller et.

Mustafa Çelik Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle