Türkeş 27 Mayıs bildirisini Osmanlıca yazdığı kâğıttan okumuş
Türkeş 27 Mayıs bildirisini Osmanlıca yazdığı kâğıttan okumuş
Mustafa Armağan
Kargodan elinize teslim edilen bir kitap bu kadar mı sizi sizden alır. Değerli dostum Emekli Büyükelçi Vahit Özdemir’in Dorlion Yayınları arasında çıkan Çarıklı Diplomat adlı kitabı elimden beynime yeni yollar açtı.
Aslında tanıştığımız 2020 yılından itibaren gerek uzun ve keyifli telefon konuşmalarımızda, gerekse her biri bir köşe yazısı mesabesindeki whatsapp mesajlarında hatıralarının bazı kesitlere muttali olmuştum. Fakat bir kitap halinde, üstelik Özlem Pekcan’ın sorularıyla açılan nehir söyleşi tadında renkli anlatılarıyla bütünleşince sadece dostum olması hasebiyle değil, tarihimizin son 60 yıllık dilimine dair bir tespit ve hatıralar galerisi olmuş Çarıklı Diplomat.
Elime aldığımdan beri bırakamadığım ve 500 küsur sayfalık hacmini adeta içtiğim kitaptan sizin için bazı kesitler çıkardım. Aşağıda onları yorumsuz aktaracağım.
Vahit Özdemir 1950 Şubatının 23’ünde Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesine bağlı Yeniyapan köyünde doğmuş. Bir yaşında iken annesini kaybetmiş. 16 aylıkken Çocuk Esirgeme Kurumu’na bırakmış babası. Bu arada babası Necip Fazıl Kısakürek’in eşi Neslihan (kızlık soyadı Baban) Hanım’ın akrabası bir Çerkes hanımla evlenmiş. Babası küçük Vahit’i –belki istemez diye- yeni evlendiği hanımından saklamış. Kadının gayretiyle kurumdan alınıp eve getirilmiş ve kendisine sahip çıkmış. “Hiç üveylik hissetmedim” yanında diyor.
İlkokula köyde başlıyor. Mucur’da, Ankara’da okuyor.
Yıllar geçiyor, bir yaz tatilinde Nevşehir’de köydeyken Kapadokya’ya gelen bir Fransız turist ailenin arabası bozuluyor, kim olduklarını bilmedikleri halde Vahit onlara yardım ediyor, evlerinde birkaç gün ağırlıyorlar. Fransız aile memleketine döndükten sonra genç Vahit’i davet ediyor. Gidiyor ve orada aile reisinin Lyon Emniyet Müdürü olduğunu öğreniyor ve hayatı bir anda değişiyor.
Fransız aile Vahit Bey’e sahip çıkıyor. O da Lyon Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler okuyup yurda dönüyor. Dışişleri Bakanlığı’na giriyor, Belçika, İran, Almanya, Polonya, Gürcistan, Ukrayna, ABD ve Avustralya’da kavaslıktan büyükelçiliğe kadar muhtelif diplomatik görevlerde bulunuyor.
Vahit Özdemir 2015 yılından beri emekli ama durmuyor, seyahat ediyor, okuyor, öğreniyor, devleti ve ülkesi için yapacaklarının bitmediğini düşünerek fikir ve hatıralarını kamuyla paylaşmaya devam ediyor. Hatıraları şu aktardığım çerçeveye bakıldığında bile ilginç notlar düşürüyor okuyanın önüne.
Nereden başlasam? En iyisi kendi sözlerinden başlamak:
“Her şeyden önce bazı bilgilerimin, tecrübelerimin arşive girmesini istiyorum. (…) Ben hatıraların önemli olduğunu düşünüyorum. Birisi merak eder okur, en azından bilişim çağında internete girer. Biri orada faydalanır diye düşünüyorum.”
Vahit Beyin en dikkatimi çeken tarafı, diyalektik düşünmesi. Tek yönlü, propagandist, övücü veya yerici değil, sürekli meselenin farklı boyutlarına dikkat çekebiliyor. Birini anlatırken olabildiğince objektif bir mevkide kalmayı başarıyor. Mesela Turgut Özal mı soruldu? Cevabı testere dişleri gibidir:
“Özal milletin ufkunu açtı. Dışarıya açıldı. Biz esasen 1983 yılına kadar Enver Hocacı, komünist Arnavutluk gibi yaşıyormuşuz. Bunun farkında değilmişiz. Dışarıya açtı. Ve Özal paranın önemini herkese öğretti. Yani bir başbakan, bir cumhurbaşkanı, “Benim memurum işini bilir” diyor. Söylenecek söz mü? Değil.”
Türkeş’ten Osmanlıca darbe bildirisi
Vahit Bey’in hatıralarından Osmanlıca ile alakalı iki not aldım. Birincisi mi ikincisi mi daha ilginç? Kararı size bıraktım.
Birincisi yanlışlıkla(!) Kültür Bakanı yapılan (evet, doğru okudunuz) Nermin Neftçi hakkında. 1974 yılında ara hükümet kurmakla görevlendirilen Sadi Irmak yazar Mehmet Barlas’tan bir kadını bakan yapmak istediğini söylüyor ve bir isim vermesini istiyor, o da geçen Aralık ayında ölen Nermin Abadan Unat’ın adını veriyor.
Sadi Irmak defterine Osmanlıca sadece “Nermin Hanım” diye not alıyor ama hükümet listesini hazırlarken notlarına bakıyor ve bu Nermin Hanım’ın kim olduğunu hatırlayamıyor. O tarihte CHP’den ayrılıp Cumhuriyetçi Güven Partisi’ni kurmuş olan Turhan Feyzioğlu var yanında, ona soruyor not aldığı Nermin Hanım’ın kim olduğunu. O da fırsat bu fırsat, Nermin Hanım’ın kendi partisinde siyaset yapan Nermin Neftçi olduğunu söyleyerek işi bitiriyor! Böylece “Neye niyet, neye kısmet” sözü tam yerini buluyor!
İkincisi ise 27 Mayıs 1960 darbesinin ‘kudretli albayı’ Alparslan Türkeş’le ilgili. (Bakın bu detayı ben de ilk defa Çarıklı Diplomat’tan öğrendim.) Alparslan Türkeş dostu Vahit Bey’e 27 Mayıs sabahı radyoda okuduğu ‘ihtilal bildirisi’ni şöyle anlatmış:
“Biz darbeyi yaptık ama kimsede bir hazırlık yok. Hemen aklıma geldi, gittim, Osmanlıca yazdığım metni Ankara Radyosu’ndan okudum.”
Bu arada Alparslan Türkeş’ten aktardığı bir olay insanı acı acı düşündürüyor. Kitapta şöyle anlatılıyor:
Tilki Kenan’ın yalvarması
“(Alparslan Türkeş) 27 Mayıs’tan sonra Devlet Başkanı Cemal Gürsel’in oluruyla Başbakanlık Müsteşarlığı makamına oturuyor ama (…) Başbakanlığı da fiilen kendisi yürütüyor. Bir gün Kenan Evren geliyor. O sırada (1960 yazında Evren-MA) Kurmay Albay ve Ordu Donatım Okulu’nun Kurmay Başkanı. (Orduda tasfiye var.) Onu da emekli edeceklermiş. Rica, minnet ediyor (Evren). Türkeş, “Fazla samimiyetim yoktu, o sivil liseden gelmeydi,” diye anlatmıştı. Harbiye’de “Tilki Kenan”, “Sarı Kenan”, “Zoti Kenan” diye tanınırmış. Türkeş’e “Üç kızım var. Emekli ederseniz ben onları nasıl evlendireceğim…” vs. diyor. O da Evren’in ismini emeklilik listesinden kırmızı kalemle üstünü çizerek çıkartıyor. “Çıkartmaz olaydım, beni 6-7 sene hapishanelerde süründürdü” demişti.” (s. 399)
Bu arada Türkiye’de sol siyaset içindeki en önemli kadın figür sayılan Behice Boran’la alakalı bir hatırası da var Vahit Özdemir’in.
Behice Boran’ı Ankara’daki bir mitingde “Moskova’ya, Moskova’ya” diye yuhalayanlardan biri de Vahit Bey ama sonradan Moskova’ya gittiğinde bundan pişmanlık duymuş. Sonradan öğrendiğine göre Behice Boran Tatar bir zahire tüccarının kızıymış ve İstanbul’da Amerikan Kız Koleji’nde okuymuş. ABD’nin bursuyla Amerika’ya gidip sosyoloji eğitimi almış. Dönüp Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ne doçent olarak atanmış ama Amerika’nın ‘içinizdeki komünistleri temizleyin’ talimatı doğrultusunda İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı zamanında üniversiteden atılmış. O da sonradan siyasete atılmış.
Burada dikkatimizi çeken nokta, Türkiye’deki pek çok solcunun tıpkı Behice Boran gibi Amerikan burslarıyla ABD’de eğitim görmüş ve Türkiye’ye döndükten sonra sosyalist kesilmiş olması. Bülent Ecevit ve Deniz Baykal da bunlardan diyeyim de siz anlayın gerisini.
Çarıklı Diplomat’tan ilk hasat bunlar. Fırsat bulursam devamını da yazarım bir gün.
Allah Vahit Özdemir Bey’e sağlık ve afiyet versin. Biz de yazdıklarını okuyalım, istifade edelim.