Münafık şer ittifakının melanetleri (19)
Münafık şer ittifakının melanetleri (19)
Prof. Dr. Yusuf Özertürk
BOP KAPSAMINDA GELİŞEN OLAYLAR
ABD-İSRAİL VE İRAN SAVAŞININ NETİCELERİ
5-Savaşın kazananları ve kaybedenleri
b-Savaşın kaybedenleri
2-KÖRFEZ ÜLKELERİ
a-Körfez ülkelerinde Ekonomik yıkım
*28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla, İran ABD üslerine misillemede bulunacağını ilan etti. Şüphe yoktur ki, ABD, İran’ı Körfez ülkelerindeki üslerinden atılan füzeler ve kalkan uçaklarla vurdu. Bunun üzerine İran, savaşın ilk günlerinde Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Suudi Arabistan’daki(SA) ABD üslerine füze saldırısı başlattı. Körfez ülkelerinin ABD’nin yanında durmaya devam etmeleri üzerine İran, körfezde savaşı yaygınlaştırarak enerji, turizm, finans ve su arıtma tesisleri gibi alt yapıları hedef aldı.
İran’nın Hürmüz Boğazını kontrolü altına alması, gelirlerinin%80’nine yakınının petrol ihracına bağlı olduğu Körfez ülkelerini zor durumda bıraktı. Özellikle Katar ekonomik olarak çok zor durumda kaldı. İthalatlarının da çoğunu Hürmüz Boğazından sağlayan Körfez ülkelerinde, bir anda piyasalar sarsıldı, temel gıda fiyatları anormal olarak arttı ve enflasyon çok yükseldi. Yatırımlar azaldı ve büyüme küçülmeye başladı. BAE, 28 Nisan 2026’da OPEC’ten (Petrol ihraç eden ülkeler örgütü) ayrıldığını açıklamıştır. Bu durum SA’nın etkin olduğu OPEC’in petrol üretiminin ve fiyatlandırma gücünün azalması demektir. Petrol gelirleriyle refah içinde yaşayan halk şaşırdı.
*Kendi savunma sistemlerini kurmayıp, güvenliklerini ABD’ye ihale eden Körfez ülkeleri, kendilerini dünyaya, ‘Çöl’de bir İstikrar Vaha’sı olarak’ tanıtmışlardı. Bu sebeple de, dünyadaki büyük sermayeler bu ‘Dünya Cennet’ine’ akın etmiş, özellikle turizm ve finans yatırımları çok artmıştı. Yabancı sermaye ve yatırımlar için vergi sistemi oldukça cazipti. Çünkü, sermaye kazancından ve kişisel gelirlerden vergi alınmıyor veya çok düşük oranda alınıyordu. Bu meyanda ‘Dubai Çölün Paris’i’ olmuştu.
Amma ve lakin, bolluk ve refah içinde yaşamaya alışmış ve lüks tüketime yönelik bir hayat yaşayan kabile halkları, özellikle de genç nesil, savaşla bu illüzyondan korku ve endişe ile uyandılar. ABD’nin sağladığı güven, yerini; ‘Saldırılar devam eder ve yayılır mı?, altyapı etkilenir mi?, vs’, endişe, panik ve korkuya bıraktı. Savaşla, yabancı sermaye girişi ve yatırımlar durdu. Mevcutlar da yeni güvenli limanlara göç etti. Körfez halklarında görülen bu psikolojik travma yeni olayları tetikleyebilir. Petrol gelirlerinden başka önemli bir üretimleri olmayan bu ülkelerde, otoriter ve totaliter idarelerin işi zor gibi gözüküyor.
b-Körfez’de ABD’ye olan güven çöktü mü?
*Körfez ülkeleri (SA, Kuveyt, Katar, BAE, Bahreyn, Umman), İngiltere’nin 1971’de bölgeden çekilmesiyle, ABD ile stratejik ittifaklar yaparak, ABD’nin koruması altına girmişlerdir. ABD, 1.Körfez savaşıyla (1990-1991) üsler-filolar kurarak bölgeye iyice yerleşmiştir. Bu tarihten itibaren Körfez ülkeleri, İran tehdidine karşı ABD’den silah satın alan ülkeler olmuşlar ve savunmalarını da ABD’ye ihale etmişlerdir. ABD, 1.Körfez savaşından sonra Körfez ülkelerine 36 milyar dolarlık silah satmıştı. ABD 2025’ten beri ve özellikle İran savaşıyla beraber yine körfez ülkelerine 2 trilyon dolarlık silah ve altyapı projeleri satmıştır. İnsanın aklına ‘acaba ABD, Körfez ülkelerinin petrol gelirlerini elde etmek için bölgede devamlı savaş mı çıkartacaktır?’ sorusunu getiriyor.
Ancak, İran’ın, ABD’nin üslerinin olduğu Körfez ülkelerine beş binden fazla füze ve drone saldırısı yapması ve ABD’nin bu saldırıları önleyememesi, Amerikan askeri varlığını güvenliklerinin teminatı olarak gören Körfez ülkelerinde ABD korumasına karşı bir takım tereddütlerin oluşmasına yol açtı ve Araplarda ‘ABD bizi korur’ inancı sarsılmaya başladı. Körfez ülkeleri herhalde şöyle düşünmeye başlayacaklardır; ‘Biz bütün güvenliğimizi ABD’ye emanet ettik. Ama ABD, bizi korumadı. ABD, bize silah sattı ve İsrail’e yardım etti.’
Körfez ülkeleri ABD’ye güvenmekle ve İsrail ile anlaşmalar yapmakla yanlış yapmışlardır. Bu yanlışlarının bedeli de ağır olmuştur. Ne ABD ve ne de İsrail, Arapların güvenliğiyle ilgileniyor. Onların derdi İsrail’in güvenliği ve kendi çıkarlarıdır. Araplar bölgede, Türkiye başta olmak üzere diğer İslâm ülkeleriyle mezhep farklılıklarını nazara almadan ‘İttihad-ı İslâm Projesi’ çerçevesinde geniş bir ittifak yapmak zorundadırlar. Aksi takdirde ABD ve İsrail tarafından daha çok aldatılır ve sömürülürler. Umarım ABD, İsrail ve İran savaşı bütün Müslümanların ve Arapların gözlerini açmaya sebep olmuştur. Her şer’de de bir hayır vardır. Devam edecek...