• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Armağan
Mustafa Armağan
TÜM YAZILARI

Ayasofya Nesli’nden Mehmed Şevket Eygi’ye rahmetle

13 Temmuz 2023
A


Mustafa Armağan İletişim: [email protected]

 

Masamda bir dergi. İsmi: Yeni İstiklâl (şapkalı a ile). Tarih 24 Ekim 1962.

İlk sayfanın sağ alt köşesinde iki kibrit kutusu büyüklüğünde bir fotoğraf. Fotoğrafta bir başka tutukluya kelepçelenmiş bir sivil görünüyor. (Bu fotoğrafın şöyle bir faydası olmuş: yayını üzerine İçişleri Bakanı Hıfzı Oğuz Bekata gazetecilere kelepçe vurulmasını yasaklamış.)

Apak yüzlü bu sivilin suçu şu başlıkla bir yazı yazmakmış:

“Zulümlerin en şenii ve alçakçası kanunların gölgesi altında yapılandır.”

Fikir suçundan yargılanıyor yani. Ve sırf bu yazıyı yazdığı için haftalardır Sultanahmet Cezaevi’nde yatmaktaymış.

Yakınlarda otel yapılan bu cezaevinden yine o tarihte Sultanahmet Meydanı’nda olup şimdi yerinde yeller esen Adliye’de çekilmiş elemli fotoğrafa bakınca yumruk tıkanıyor insanın boğazına.

İşte o sivil şahıs, bu yazıyı kaleme aldığım günden tam 4 yıl önce rahmet-i Rahman’a uğurladığımız Mehmed Şevket Eygi’dir (‘Mehmet’ yazılmasına kızardı).

O, önümüzdeki “büyük nesil”dendi; “öncü nesil”den daha doğrusu. 

Necip Fazıl, Osman Yüksel, Şule Yüksel, Kadir Mısıroğlu, Sezai Karakoç, Nurettin Topçu, Tahsin Demiray, Ahmet Kabaklı, Cevat Rifat ve aklıma gelmeyen daha niceleri.

Onlar adeta Ferhat gibi kalemleriyle bir dağı oymak suretiyle susuz bırakılmış mukaddesatçı gençliğe avuç avuç ab-ı hayat sunmuştu. 

Ayasofya nesli diyorum ben onlara. Ayasofya dâvâsını milletimizin idrakine elmas bir sembol olarak çakmayı ve sonraki nesillerin Cumhuriyet devrindeki beyin ameliyatlarında işlerine yarayacak hayatî malzemeyi, güncel deyişle ‘acil durum çantası’nı, çıkardıkları kitap, dergi ve gazeteler vasıtasıyla hazırlamayı vazife edinmişlerdi.

Kimse vermemişti bu vazifeyi; aksine Ayasofya neslini canlarından bezdirmek ve türlü işkence, hapis, dava, kitap-dergi toplatma ve gazete kapatmalarla ademe (yokluğa) mahkûm etmek için elinden geleni artlarına koymamıştı rejim.

Buna rağmen, tıpkı yazdığı yazı yüzünden bir başka tutukluya kelepçelenen mazlum Şevket Eygi gibi pes etmeyip düştükleri yerden daha kavi bir azimle kalkmayı ve son nefeslerine kadar sürecek bir bayrak yarışına devam etmeyi şiar edinmişlerdi.

O kutlu bayrak yarışı devam edecek mi yoksa 4x400 bayrak yarışında geriye doğru uzanan son bayrak uzanacak el bulamayınca yere mi düşecek?

“Evet, devam edecek ve son bayrak yere düşmeyecek” demeyi o kadar isterdim ki…

Neyse, bu kahvenin dibi gibi giderek acılaşan bahsi burada keseyim.

Elhasıl Ayasofya nesli’nin hayat ve eserleri bize olduğu gibi sonrakilere de yol gösterecektir.

Bugün Müslüman camianın gazete ve dergileri, internet siteleri, tv kanalları var, değil mi?

Peki bu basın maceramızın başında da bu büyük Ayasofya nesli’nin durduğu yeterince biliniyor mu? 

Dergicilikte Necip Fazıl nasıl Büyük Doğu ile bir mektep kurmuşsa, Şevket Eygi ağabey de gazetecilikte Bugün ile benzer bir ekol sahibidir. Müslüman camianın bir günlük gazetesi olması gerektiği fikrini Yeni İstiklâl’de dile getire getire sonunda matbaasını da kurmak suretiyle başarmıştı.

Hicri tarihle 1 Ramazan 1386’da çıkan gazetenin ilk nüshasında miladi takvimle 14 Aralık 1966 yazmaktadır. 

“Vatan ufuklarında bir güneş gibi doğacağı” vurgulanan Bugün gazetesinin tanıtım afişinde yazılanlar gayet manidardır:

“Biz Türkiyeli Müslümanlar, asrımızın en kudretli silahı ve propaganda vasıtası olan büyük günlük gazetelerden mahrumuz. Bu eksikliğin acısını şiddetle hissediyoruz. Başlıca büyük gazeteleri çıkartan masonlar, solcular, Yahudi hayranları, dinsizler, Selanik dönmeleri, her gün biz Müslümanlara tecâvüz ettikleri, ülkemizi tehlikeli uçurumlara sürükledikleri hâlde, biz onlara aynı şiddetle cevap verecek, hakkı ve doğruyu haykıracak kudretli gazetelerden mahrum bulunmaktayız. Artık bu büyük eksikliği kapatmak zamanı gelmiştir. (…) Bu gazete İslâm Dâvâsını her şeyin üstünde tutacaktır.”

Bu kökleriyle toprağı kavramış derin şuura her zamankinden fazla ihtiyacımız olduğu şu günlerde Mehmed Şevket ağabeyi rahmetle yâd ediyor ve ehl-i himmeti yeni Eygiler yetişmesi için neler yapabileceklerini düşünmeye çağırıyorum. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Nur icinde yatsın

Allah rahmet eylesin.. inşallah Bayrak durdukça Bayrak yarışı da bitmez..

Aydanur

Ferhat misali ilk kazmayı vurup da gitti öncü “Ayasofya’nın Nesli”.. Rahmet olsun cümlesine.. Zor olan ilk hamle, ilk vuruş değil miydi? Daha mı zordu yoksa devam etmek hamlelere ve düşürmemek bayrağı yere.. Osman Bey gibi kurmak mı zor olan devraldığı sancağı yere düşürmeyen Musab b. Umeyr olmak mı? Necip Fazıl, Mehmed Şevket Eygi meşaleyi yaktı ve hiçbir vakit “meşale söner mi?” diye ye’se kapılmadı… Haleflerinin yani sizlerin ne pahasına olursa olsun meşaleyi söndürmeyeceğini biliyorlardı.. Şimdi ise satırlarınız sağına ve soluna bakıyor lakin “Ben Varım! İşte Buradayım!” diye davasını sahiplenen o gür sedayı bulamıyor belli.. Ümitsizlik var satırlarınızda ne yazık ki geçmişe özlem var.. Davanız uğruna uykusuz gecelerinize şahit talebeleriniz teselli edecek söz bulamıyor bu defa lakin Necip Fazıl’ın muhteşem mısralarını hatırlatıyor bir tutam teselli olarak kabul buyurur musunuz? “Tohum saç, bitmezse toprak utansın! Hedefe varmayan mızrak utansın! Ustada kalırsa bu öksüz yapı, Onu sürdürmeyen çırak utansın!”
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23