Ulaşımda Geldiğimiz Nokta...
Geçtiğimiz günlerde, Başbakanımız Sayın Erdoğan, YHT Eskişehir-İstanbul etabının açılışını yaptılar...
Böylece Ankara-İstanbul ve Konya-İstanbul arası, YHT hattına kavuşmuş oluyordu...
Bu ne demektir...?
Türkiye’nin yeni bir ulaşım politikasının başarısıdır.
Böylece 1940’lı yıllarda başlayan, karayollarına ağırlık verme politikasından, kurtulmuş bulunuyoruz.
Hatta daha da ilerisini söylemeliyiz...
Memleketi ABD ve Avrupa oto pazarı hâline getirme politikasından; kendi öz kaynaklarımızla yapacağımız, YHT-Yüksek Hızlı Tren ve HT-Hızlı Trenlerle, toplu taşıma politikasına geçildiğinin müjdesidir...
Sayın Başbakanımızın teşvikleri ve özel gayretiyle, ülkemizde YHT ve HT imalatının temelleri atılmış bulunmaktadır. Çok değil 5-10 seneye kadar, kendi ürettiğimiz YHT ve HT’ler ile Edirne’den Kars’a, kesintisiz gidebileceğiz...
Aynı başarıyı, otomobil ve uçak sanayi sektöründen de bekliyoruz.
Kendi otomobil ve kendi uçağımızın yapıldığı, müjdesinin hayaliyle yaşıyoruz...
Bu hiç de zor değil aslında...
Fakat yerli uşaklar ve uşak ruhlu sanayiciler, bunu başaramazlar...
Anadolu insanının içinden çıkmış, Anadolu insanının değerleriyle bezenmiş sanayici ve işadamları, ancak bunu başarabilir...
Nitekim taa 1930’lu yıllarda, bunu başarmış Anadolu yiğitleri vardı...
Fakat bu yiğitlerin başarısını çekemeyen, batı uşağı ve uşak ruhlular, bu yiğidi yok ettiler...
Yıl 1936...
Beşiktaş Nuri Demirağ Uçak Atölyesi’nin temeli atılır...
Nuri Demirağ daha sonra da İstanbul Yeşilköy’de, uçak fabrikası ile bir Gök Okulu kurar...
Bu fabrikada Nu.D-38 adını verdiği uçağı, tamamen Türk mühendisleriyle yapar...
Uçak, saatte 180 KM hızla ve 1.000 KM’yi aralıksız uçabiliyordu.
Bu uçağın kanadına, işleyerek yazdırttığı şu yedi maddeyi, yetiştirdiği pilotlarına yemin ettiriyordu:
1-İşretten 2-Yalancılıktan 3-Kumardan 4-Hayasızlıktan 5-Tembellikten 6-Rüşvetten 7-İsraftan sakınacağım...
Şimdi sizlere Türk Yolu Dergisi -Mayıs 2007 tarihinde, Hasip Uras tarafından kaleme alınan, bir yazıdan bazı bölümleri aktaracağım:
“Nuri Demirağ İstanbul köprüsünün maketini yapıp, Atatürk’e sundu. Atatürk çok beğendi. İsmet İnönü’ye gönderdi. Maket orada kaldı. Ağabeyimin babama gönderdiği mektupta, “Babacığım, İspanya’dan altı adet uçak siparişi almıştık, onu tamamlamak üzereyiz. Aynı zamanda Cumhurbaşkanımız İnönü, Yeşilköy Hava Okulumuzu ziyarete gelecekler, bundan sonraki mektubum gecikecek.” diye yazdı.
Bir ay sonra aldığımız mektup, bizim ve memleketimiz için üzücüydü: “Babacığım: Size üzücü bir haber vereceğim. Cumhurbaşkanımız geldiler. Hava alanını ve okulu gezdiler. Her şeyi beğendiler. Nuri Beyin odasına geçildi. Ben büroda onlara hizmet ediyordum. Nuri Bey, yaptığı işleri bir bir Cumhurbaşkanımıza ve yanındaki kişilere, arz etti. Sonunda şöyle konuşma geçti:
- Nuri Bey, her şey çok mükemmel, daha ileriye gitmek için, niçin devletle işbirliği yapmıyorsunuz?
- Teşekkür ederim. Senelerdir söylediğiniz hususta uğraştım. Fakat başaramadım. Devlet mensupları, benden rüşvet istiyorlar.
Bu söz üzerine İnönü bozuldu.
- İspat eder misin?
- İspat ederim. Müsaade ederseniz evrakları getireyim, diye yazıhaneye geçti.
İnönü yanındaki zevata dönerek,
—Zenginliği başını döndürdü. Hava alanını istimlâk edin. Uçakları sattırmayın. Nuri Bey içeriye girdiğinde, İnönü ayağa kalkmış, kapıdan çıkarken karşılaştılar. Bir şey söylemeden otomobiline binerek ayrıldılar.
Sonunda uçakların kusurları var diye sattırılmadı. Hava alanını metrekaresi bir buçuk kuruştan, istimlâk edildi. Yarım kuruş vergiye gitti. Bir kuruştan parasını aldı. Sayın İnönü yardımcı olsaydı, bugün dünyanın en iyi uçaklarını imal etmiş olacaktık.”


