--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Türkiye’de Müslüman olmanın bedeli var

Mehmet Ali Tekin
Mehmet Ali Tekin

Hayata hep olumlu yaklaşanlardanım…
Yaşadıklarımın, olumlu yönlerinden hayatı değerlendirmeye çalışırım hep…
Hayata bakış açıma, ters gelen bir yazıyla karşınızdayım…
 ‘Binlerce yıl İslam’ın bayraktarlığını yapmış bir millet olarak…’
Bu veya bu manaya yakın cümleleri, zaman zaman duyarız…
Özellikle de seçim zamanları…
Fakat 150 yıl vardır ki bu güzelim ülkemizde, köşe başlarını tutmuş bir avuç azınlık tarafından; İslam ve Müslümanlar, vebalı muamelesine tabi tutulur…
Özellikle Cumhuriyet döneminde bu muamele tarzı, hayatın her alanında yaşanılır olmuştur.
1930’lu yıllarda Ezan’ın orijinal okunuşu yasaklanır ve bu yasak 18 yıl sürdürüldü…
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 18 Temmuz 1932 tarihli bir genelgesi ile ezanın asli hâliyle okunması yasaklandı. Bu yasak, 16 Haziran 1950 tarihinde Menderes Hükümeti tarafından kaldırıldı.
28 Şubat sürecini şöyle bir hatırlayalım…
Kendilerini ülkenin sahibi gören ‘Beyaz Türkler’ tarafından; oruç tutan, namaz kılan kişilerin firmalarını ‘Yeşil Sermaye’ ile damgaladılar…
Dini vecibelerini yerine getirme gayretinde olan tüm Müslümanlar ‘PKK’dan daha tehlikelidir…’ diye, Milli Güvenlik Kurulu kararı alınarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin öncelikli tehditi olarak kararlaştırıldı.
‘Beyaz Türkler’den Malatya Üniversitesi eski Rektörü Prof. Fatih Hilmioğlu;  % 49 oy alarak seçimle iktidara gelen Ak Parti – Erdoğan Hükümetini hedef alarak: ‘Değil yüzde 34 ile yüzde 95 ile iktidara gelse bile, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine uymayan iktidarda kalamaz’ diyordu…
Bütün bunları anlatmaktan maksadım, sözü ‘Beyaz Türkler’in şehid ettiği Aynur Tezcan’a getirmek için…
28 Şubat döneminin, Müslümanları PKK’dan daha tehlikeli gördüğü dönemlerde, Çapa Tıp Fakültesi’nde başörtülü olduğu için tedavi yapılmadığından dolayı şehid olan Aynur Tezcan…
O günlere dönelim ve olayla ilgili ayrıntıları hatırlayalım:
Ambulansla Çapa`ya götürülen Tezcan`ı gören sorumlu servis doktorunun ambulans şoförüne mağdur ve beraberinde gelen annesinin kıyafetlerini göstererek, azarladığı iddia edilir. Bunun dışında 7 saat boyunca doktorların hastayla ilgilenmediği, yapılması gereken tıbbi işlemlerin ise alelade bir şekilde koridorda yapılmaya çalışıldığı, yapılmayan veya yapılmasında gecikilen müdahaleler sonucunda, Tezcan`ın kalbinin durduğu ve elektroşok ile kalbinin çalıştırılmaya çalışıldığı, bütün bunlara rağmen acil hastalara yapılması gereken tıbbi teşhis ve tedaviler uygulanmaz. Yer olmadığı iddiasıyla, yoğun bakıma alınmadığı gibi, hastanın başka yere götürülmesini istemeleri üzerine de, özel bir hastaneye götürülen Aynur Tezcan, 6 aylık tedaviden sonra eve gönderilir ve Birkaç gün sonra yeniden rahatsızlanan Aynur Tezcan, bu kez Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi`ne götürülür, ancak bir gün sonra hayatını kaybeder.
Geçen ay sonunda Rektörlük soruşturması neticelendi ve görevli doktorların, hatalı olduğuna karar verdi ve raporunu hem savcılığa hem de aileye gönderdi.
Evet, başörtülü olmanın, bu ülkede bir bedeli var…
Aynur Tezcan kızımız, hayatını vererek, bedelini ödedi…

Mehmet Ali Tekin Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle