--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Suriye’yi bu duruma kim getirdi (2)

Mehmet Ali Tekin
Mehmet Ali Tekin

Suriye’de göstericilerin üzerine silahla ateş açılarak, gösterilerin bastırılma çabalarına, Türkiye sessiz kalmadı, Esad ile görüşmelerinde uyarılarını, açık bir şekilde dile getirmeye başladı. 

Gösteriler, tüm Suriye’de artarak devam ederken; Erdoğan ve Davutoğlu; Esad ve diğer Suriye yetkililerine; olayların suhuletle durdurulması için, neler yapılabileceğine dair tekliflerini, ikili görüşmelerle anlatmaya çabaladı. 

Bu arada İran, Esad rejimini kayıtsız şartsız desteklediğini söylüyor; olayları güç ve kuvvet yoluyla, nasıl bastırabileceği yönünde, Esad rejimine, yol göstericilik yapıyordu.

Erdoğan ve Davutoğlu şahsında Türkiye, bir taraftan diplomatik çabalarını sürdürürken, olaylardan kaçan ve sınırlarına dayanan, Suriyeli muhacirlere kapılarını açtı.

Esad rejimi, Suriyeli göçmenlere Türkiye’nin sahip çıkmasını; Türkiye, Suriyeli muhaliflere destek veriyor, olarak algıladı ve dünyaya bu şekilde, deklare etmeye başlayınca; Türkiye, Esad ve diğer Suriyeli yetkililerle sürdürdüğü diplomatik ilişkilerini, kesmek zorunda kaldı.

Bir müddet sonra da Suriye sınırlarında, Türkiye’ye ait askerî bir uçak 12 Haziran 2012 günü, Türkiye topraklarında, Suriye sınırına yakın bir bölgede keşif uçuşu yaparken, Suriye’den açılan ateşle düşürüldü. Bu olay, Suriye ile Türkiye ilişkilerini iyice kopardı.

Suriye rejimi olayları bastırmak için, kendi vatandaşlarının üzerine, uçaklarla bombalar yağdırmaya başladı. Olayların bu derece vahim hâle gelmesinden sonra, Suriye ordusundan kaçan rütbeli ve rütbesiz askerler, küçük birlikler oluşturmaya ve Esad rejimine karşı, silahlı mücadele başlattılar.

Silahlı direniş genişledikçe, Suriye rejimi; müdahale dozunu artırmaya ve sivil halktan yakaladığı kimselere, işkencelerini artırmaya; yer yer rejim askerleri tarafından, birçok kadın ve genç kıza yapılan tecavüzler, artmaya başladı. 

Suriye’de silahlı mücadele başlayınca, dış unsurlar da devreye girmeye başladı. El Kaide ve uluslararası güçlerin piyonu silahlı örgütler, devreye girdi ve durum daha içinden çıkılmaz bir hâl aldı. Sözüm ona İslamcı örgütler ve El Kaide mensubu savaşçılar; kendi mantıkları içerisinde mahkemeler oluşturup, güya hainlerin kafalarını kesme seremonilerini, gazeteciler önünde sergilemeye başladılar. Esad ve Baas rejimi askerlerinin işledikleri tecavüz ve cinayetlere, rahmet okuturcasına; masum birçok insanı, işkence ve tecavüzlerle öldürmeye başladılar.

Bunu fırsat bilen İran önce, Suriye rejimine eğitici subaylar gönderip, askerlerini eğitmeye başladı. Bu tür desteği Suriye rejimi yeterli görmemiş olacak ki, Lübnan’da bulunan Hizbullah tarafından da, cephelerde savaşacak kimseleri göndermeye başladığı görüldü.

Bugün geldiğimiz noktada, Suriye’de meydana gelen bu gelişmeleri; İslamî ve insani olarak değerlendirdiğimizde, şöyle bir tabloyla karşılaştığımıza inanıyorum.

1-Beşar Esad olaylar başlamadan önce, Türkiye ile olan iyi ilişkilerinde, 50 yıldır devam eden olağanüstü hâli kaldırma noktasına gelmiş; serbest seçimleri yapmak için çalışmalara başlamışken; Suriye Derin devletini yöneten Nusayriler ve Baasçılar, rejimden beslenen ve bu yolla servet edinen azınlık bir Sünni kesim, buna şiddetle karşı çıktı. Çünkü serbest bir ortam oluştuğunda, bu kesimlerin hepsinin, rejimden elde ettikleri çıkarlar, ellerinden gidecekti.

2-İran, öteden beri Lübnan’daki Hizbullah ve Filistin’deki Hamas ile ilişkilerini, Suriye’deki Esad rejimi vasıtasıyla sürdürüyordu.  Esad rejimi giderse, yerine gelebilecek olan, İhvan veya herhangi bir yapı ile bu ilişkilerini sürdüremeyeceğini düşünerek; Esad rejimine, tüm gücüyle destek veriyor.

3-Türkiye, Suriye’de Baas despotizminin kaldırılıp, tedrici olarak serbest bir rejime geçmesi tezinden yola çıkarak, Suriye’de mücadele veren birçok unsura kapılarını açtı. Bundan dolayı da, Suriye’de Esad rejimi ve İran ile aralarında meydana gelebilecek yumuşamayı, kendi elleriyle itmiş oluyordu.

İran ve Türkiye, Suriye hususunda ortak bir noktada anlaşmalıydılar.. Bu anlaşma olsaydı; diğer ülkeler ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, Suriye böylesine vahim bir duruma gelmezdi.

Türkiye ve İran, yine ne yapıp yapmalı, iki ülke sorumluları bir araya gelip; Suriye konusunda, mutlak bir anlaşmaya varmalı ve Suriye’de meydana gelen tecavüz ve cinayetlere, son verilmesini sağlamalıdırlar.

Bunu yapmadıkları sürece, Suriye’de olan bitenlerden, Esad ve yandaşlarından daha fazla sorumludurlar. 

Amerika’yı, İsrail’i, Rusya’yı, Çin’i suçlamaya gerek yok.

Suriye’de masaya oturması gereken, iki devlettir: İran ve Türkiye…

İran, Esad rejimine verdiği desteği, kestiği andan itibaren; Esad rejimi, 6 ay bile ayakta kalamaz.

Türkiye’nin de İran ile Suriye hususunda, ne pahasına olursa olsun, anlaşmaktan başka çaresi yoktur. Ne yapıp edip, İran’la anlaşmayı sağlamalıdır.

Aksi takdirde Türkiye de, en az İran kadar, Suriye’de işlenen cinayetlerden sorumlu olacaktır.

Mehmet Ali Tekin Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle