Suriye’yi Bu Duruma Kim Getirdi? (1)
17 Aralık’ta startı verilen ve Türkiye’de gerçekleştirilmek istenen ‘dost darbe’, tüm hızıyla devam ediyorken; komşumuz Suriye’de 3 yıla yakındır süregelen katliamda, yeni bir sayfa daha gün yüzüne çıktı.
Günyüzüne çıkan fotoğrafların birkaç tanesine baktığımda, 1992 yıllarına gittim birden. Bosna Hersek’te Sırpların işkencelerine maruz kalan, birkaç Boşnak Müslüman’la tanışmıştım. Onların anlattıkları ve o günlerde önce batı basınında, sonra da Türkiye basınında yayınlanan fotoğrafların; Suriye vatandaşlarına, Esad rejiminin işkencecileri tarafından yapıldığı tespit edilen ve yayınlanan fotoğraflar, sanki fotokopisiydi…
Bosnayı düşünürken, birden Kadri Çelik Kardeşimin yayınladığı Diyarbakır Küfesidir Anadolu’nun kitabı ve Diyarbakır 5 Nolu Cezaevinde yaşadıkları, aklıma geliverdi. Bu gün Esad Rejiminin yaptıklarını, Kenan Evren işkencecileri 34 yıl önce; Diyarbakır, Mamak, Metris vb cezaevlerinde yapmışlardı.
Diyarbakır’da onlarca Kürt vatandaşımız, insan hafsalasının alamayacağı işkencelere maruz kalırken; oruçlu Bedii Tan Amcamızı, kanalizasyon mazgalına sokarak, b..la orucunu açtırdıktan sonra, postallarıyla tekmeleyerek, karnını parçalayıp, şehadet mertebesine ulaştıran, asker gardiyanlar aklıma geldi…
Suriye’de bu günlere nasıl gelindi?
Suriye’nin bu günlere gelmesinde, öncelikli sorumlu devlet veya devletler hangileridir?
Müslüman ülkelerde meydana gelen olaylarda, suçlu hemen hazırdır: ABD Emperyalizmi veya Batı.
Dün denilebilecek bir zaman diliminde, yani 1990 öncelerinde, bu soruya cevap olarak, bir de Sovyetler Birliği veya Çin de deniliyordu.
Suriye’nin bu duruma gelmesinde en öncelikli etken, bence ABD Emperyalizminden daha çok, İran ve Türkiye’dir.
Türkiye-Suriye ilişkileri, o kadar ileri boyutlara varmıştı ki; iki ülke, ortak Bakanlar kurulu toplantılarını yapar hâle gelmişti. Ortak olarak yapılan 1. Bakanlar kurulu toplantısı, 13 Ekim 2009 günü Gaziantep’te; 2.’si ise 22 Aralık 2009 günü, Şam’da yapılıyordu. İki ülke arasında vizeler kaldırılmış, İki ülke vatandaşları nüfus cüzdanlarıyla, diğer ülkeye gidecek hâle gelmişti.
Bu gün geldiğimiz noktada, Esad rejimini halkını katleden bir rejim diye isimlendiren Türkiye…
Suriye rejimini yıkmak isteyen teröristlerin, en büyük yardımcısı ve destekçisi Türkiye’dir diyen bir Suriye…
Bu güne nasıl gelindi, kısaca izah etmeye çalışalım.
Suriye’de halkın sokaklara dökülmesine ve akabinde bunca katliamın meydana gelmesine sebep olan kıvılcım…
Mısır’da Hüsnü Mübarek rejimi aleyhinde, gösteriler devam ederken; Dera şehrinde iki bayan doktor telefonda konuşurlarken, birisi diğerine: “Hüsnü Mübarek düşmüş, darısı bizim başımıza...” diyerek gönlünden geçenleri söyler…
Telefonları dinlenen bu iki doktor, gözaltına alınır ve saçları sıfıra vurulduktan sonra, serbest bırakılırlar. Bu kadınlardan birisinin akrabalarından, 13-15 yaşlarında bir grup çocuk, okulda duvarlara “Halk düzenin yıkılmasını istiyor.” sloganını yazar. Okul müdürü bu çocukları İstihbarata bildirir ve çocuklar tutuklanır. Çocukları içeri alınan babalar ve aşiretin önde gelenleri, Dera İstihbarat sorumlusuna gidip, çocuklarının bırakılmasını talep ederler. İstihbarat sorumlusu, gelenlere hakaret ederek, makamından kovar. Ertesi günü Dera’da, bin kişi civarında gösterici, olayları protesto eder. Protestocuların üzerine ateş açılır ve onlarca insan öldürülür. Olaylar şehrin her tarafına, daha sonra da Şam, Halep, Hama gibi şehirlere yayılır.
Özellikle Cuma namazından sonra yapılan ve şiddet içermeyen gösterileri, rejim güçleri silahla ateş açarak, bastırmaya çalışır.
Türkiye ve İran’ın, Suriye’nin bu hâle gelmesindeki etkileri nelerdir?
Bunu haftaya anlamaya çalışalım…


