Siz doğru olanı yapın...
AK Parti Hükümeti, iktidara geldiği 2002 yılından buyana, devrim niteliğinde, birçok icrata imza attı.
Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, idareci kesimlerin, halka tepeden bakma gibi bir hususiyetleri vardı. Tayyip Erdoğan yaptığı icraatlarla ve çeşitli vesilelerle ‘Biz halkımızın hizmetkârıyız’ diyerek; Cumhuriyet elitlerinin özellikle idarecilerinin bu karakterini, yerle bir etti…
Kendilerini Cumhuriyetin sahibi gören ve halka tepeden bakan; jakoben, kendini beğenmiş, kibirli ve gururlu Ankara elitlerini; tarihin çöplüğüne göndererek; halkın içinde, halkla beraber yaşayan bir idareci zümresi oluşturdu…
Hayatımızı kolaylaştıran ve dünya hayatımızın refahını sağlayan, otomobil, buzdolabı, çamaşır makinesi gibi ihtiyaçlarımızı, fiyatlarını düşürerek, her kesimden insanımızın alabileceği seviyelere indirerek, lüks olmaktan çıkardı. Bugün en fakir insanların, çoğunun evinde bile buzdolabı, çamaşır makinesi bulunmaktadır.
Oysa, daha dün diyebileceğimiz bir zaman diliminde, 1970’li yıllarda Çamaşır makinesi ve buzdolabını, orta gelir düzeyindeki insanlar bile, yıllarca alamamaktaydı.
Uçağa binmek, Tayyip Erdoğan gelene kadar, sadece elitlerin ve zenginlerin imkânları dahilindeydi.
Avrupa’da neredeyse yüz yıldır çalışan metrolar ve 50 yıldır insanlarına hizmet veren Hızlı Trenler; halkımıza çok görülür ve bu tür hizmetlerden yararlanmasına imkân tanınmazdı.
Bunları uzun uzun anlatmaya, yerimiz müsait değil; asıl gelmek istediğim husus, Çözüm sürecidir.
Çözüm süreci de, Tayyip Erdoğan ve Ak Parti Hükümeti’nin devrimlerinden birisidir.
Niye devrim diyoruz?
Devrim, bir şeyin kendinize özgü olarak ve kendiniz tarafından yapılmasıdır.
Çözüm süreci, Tayyip Erdoğan ve Ak Parti Hükümeti’nin; hiçbir devleti veya yabancı kuruluşu bu projeye dahil etmeden; kendine has, nevi şahsına münhasır bir proje olduğu için, devrim niteliğinde bir proje olarak isimlendiriyoruz.
Kürt Kardeşlerimiz, Ak Parti Hükümeti gelene kadar, daima ikinci sınıf bir vatandaş statüsündeydiler.
Bazı okuyucularımın, hemen itiraz ettiğini duyar gibiyim.
Evet, bu cümleyi bilerek ve düşünerek yazdım.
Kağıt üzerinde, Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Boşnak eşit haklara sahiptiler.
Siz cumhuriyet tarihi boyunca bir Laz’ın, Bir Boşnak’ın; Laz ve Boşnak olarak, aşağılandığını hiç işittiniz mi?
Kürt kardeşlerimizin aşağılandığına, ben şahsım olarak defalarca şahit oldum.
Diyarbakır 5 Nolu cezaevinde yatan arkadaşlarımı ziyarete gittiğimde, Kürt kökenli kardeşlerimin, bacılarımın ne derece aşağılandıklarına şahit oldum…
Bu aşağılanmalar için çok örnekler verebilirim, yazının uzamaması için bunu da kısa kesiyorum.
Elhamdülillah, bir yıldır kan dökülmemekte…
Çözüm sürecinin getirdiği bu barış iklimi, ne pahasına olursa olsun, korunmalıdır; hatta sonunda, özerklik olsa bile…
Çözüm Süreci’nde kritik bir noktadayız…
Kanaatime göre, hükümet çözüm sürecinde yavaş davransa da; BDP ve Öcalan tarafı, sürecin devam etmesi için, azâmi olmasa bile; ellerinden geldiği kadar, çaba sarf ettiklerini teslim etmeliyiz.
Gezi olayları olsun, 17 Aralık Dost Darbe Süreci olsun; Öcalan ve BDP’lilerin, ellerine hükümete karşı çok önemli bir fırsat geçtiği hâlde; bu fırsatı kullanmanın Türkiye halkı ve hükümetinin aleyhine olacağı gerçeğini, idrâk ettikleri için olsa gerek; her iki fırsatta da, hükümete destek verecek bir politikayı benimsediler.
Öcalan ve BDP, pragmatist davranmadılar, ülkemizin çıkarına bir politikayı benimseyerek; Ak Parti Hükümeti ve Tayyip Erdoğan’ın yanında yer alarak; Tayyip Erdoğan ve Ak Parti Hükümeti’ni yıkmak veya zayıflatmak isteyenlere, prim vermediler.
Şimdi sıra, Ak Parti Hükümeti ve Tayyip Erdoğan’da…
Bir an evvel Çözüm sürecini hızlandıracak ve ülkemizi rahatlatacak; kanunları, meclisten geçirmesi gerekmektedir.
Terörle Mücadele Kanunu’nu kaldıracak adımları atarak, bir zulmün önüne geçerek, bir adaletsizliğin önüne geçerek; Çözüm sürecinde seçim öncesinde, ciddi bir adım atılmış olacaktır.
2004 Yılında Türk Ceza Kanunu toptan değiştirildi. Bunu Ak Parti Hükümeti yaptı. Bu kanunları hazırlayan komisyonun Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı olan Prof. Dr. Adem Sözüer; TCK değişikliğinden sonra, Terörle Mücadele Kanunu’nun ‘Keenlem Yekûn – Yok hükmünde’ olduğunu ve kaldırılması gerektiğini, 2005 yılından beri televizyonlarda defalarca, söylemiş bulunmaktadır.
Önümüzde seçim var, milliyetçi oylardan kaybetme ihtimâli var ihtiyatıyla hareket ederek, bir zulmün devamından yana olmayın…
Siz doğru olanı yapın…
Gerisini Allah-ü Teâlâ’ya havale ediniz…
Bu hususta yazılacak çok şey var, yerimizin kısıtlı olmasından dolayı; bir âyet ve bir hadis meâli ile noktalamak istiyorum.
“Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir!” Â’râf Sûresi Âyet: 199
Mekkeli Müşrikler, Peygamber Efendimize her türlü kötülüğü, hakareti yaptılar ve hayatına kastederek, savaştılar. Mekke’nin Fethinden sonra, Peygamber Efendimiz o Müşriklere:
“Tıpkı Yusuf Peygamber gibi, ben de ‘Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir.’ diyorum. Gidebilirsiniz, hepiniz serbestsiniz.” buyurdu ve affetmenin en güzel örneğini gösterdi…


