Şehidler ayı şubat…
Ali Rıza Hoca 4 Şubat 1926
Es’ad Erbilî 4 Şubat 1926
Hasan El Benna 12 Şubat 1949
Zelimhan Yandarbiyev 13 Şubat 2004
Abbas Musavi 17 Şubat 1994
Malcolm X 21 Şubat 1965
Şubat ayının şehidler ayı, şubat ayının son haftasının da, Şehidler Haftası olarak kutlanması…
Bu güzel geleneği, Fatih Akıncıları başlattı.
Fatih Akıncıları’nın kurucusu ve efsanevî başkanı Metin Yüksel, karlı bir 23 Şubat günü, şehadet makamına yükselmişti.
Reisimiz Metin Yüksel’in şehadeti, Türkiye Müslümanlarını ve özelde de Fatih Akıncılarını, azîm bir üzüntüye garketmişti.
Metin Yüksel, hayattayken izlediği mücadele metodu; zulme uğrayan Dünya Müslümanlarının, ümmetin acısını paylaşırken; elindeki kıt imkânlarla, mazlum Müslümanların Türkiye coğrafyasında, sesi olma azmi; ülkesindeki lâik zulüm sistemini de, adaletli bir sisteme dönüştürme, çabası ve gayretiydi.
Metin Yüksel’in şehadeti, 23 Şubat’ta gerçekleşmişti.
Metin Yüksel’in dava arkadaşları, 1980 yılı Şubat ayında; İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı’nın engellemesiyle, ilk şehidler gecesini, Sakarya’da yapmak zorunda kalmışlardı.
12 Eylül’den sonra, uzun yıllar salon toplantılarına izin verilmediği için; İstanbul, Ankara, İzmir, Konya gibi birçok şehirde evlerde; Şehidler Gecesi düzenlemek zorunda kalınmıştı.
12 Eylül sonrasında, salonda düzenlenen ilk Şehidler Gecesi, 1988 yılında İstanbul’da yapıldı. Bu yılı takibeden senelerde, başta İstanbul olmak üzere, birçok şehirde Şehidler Gecesi düzenlenmeye başladı. Özellikle de doksanlı yıllarda, birçok dernek ve cemaat tarafından, Türkiye çapında Şehidler Gecesi düzenlenir oldu.
Şubat ayının Şehidler ayı olarak isimlendirilmesi de, böylece gelenekselleşmiş oldu…
…..
Şubat ayı şehidlerimizden İskilipli Atıf Hoca, hemen hemen tüm okuyucularımızın bildiği gibi; şapka kanununa muhalefetten dolayı, idam edilerek, şehadet mertebesine yükseldi…
O günler…
Türkiye Cumhuriyeti’nin, astığı astık, kestiği kestik, Laik Türkiye Cumhuriyeti’ne dönüştüğü yıllar…
Müslüman alim ve önderlerin, ‘Mürteci’ damgası vurularak; önce idam edilip, arkasından mahkemesinin yapıldığı yıllar…
İskilipli Atıf Hoca da, şapka giyme zorunluluğu getiren kanunun, kabul edilmesinden; 2 yıl önce yazdığı ‘Frenk Mukallitliği ve Şapka’ risalesinden idama mahkum edilerek, 4 Şubat 1926 günü Ankara’da Ali Rıza Hoca ile birlikte idam edildi…
İskilipli Atıf Hoca’ya idam cezası veren Ankara İstiklal Mahkemesi üyeleri arasında bulunan, Kılıç Ali lakaplı Ali Kılıç’ın karakterini, ortaya koyması bakımından; Şevket Süreyya Aydemir’in ‘Suyu Arayan Adam’ isimli kitabından bir bölümü aktaralım:
“İstiklal Mahkemesi, Hacı Bayram Türbesi’ne giden yolun alt sokağında, iki katlı harap bir binada yerleşmişti. Bu binaya, birkaç kulaç derinliğinde, çamurlu bir avludan girilirdi. Bu avlunun, alçak kerpiç duvarları yıkıktı. Sokak kapısının köhne kanatları, ardına kadar açıktı. Birinci kattan ikinci kata, birkaç ayaklık dik, gıcırtılı basamaklarla çıkılıyordu.
Kâtipler, memurlar, komiserler alt katta, iki küçük odaya yerleştirilmişlerdi. Üst katta odanın biri, mahkeme salonu vazifesi görüyordu. Fakat sanıklar biraz kalabalık olunca, oda dar geleceği için, her iki katın dar sahanlıklarına, sanıklar yahut gelen gidenlerin oturtmak için, tahta sıralar konulmuştu.
Biz, mahkeme binasına girince, evvelâ alt kat sahanlığında veya odaların aralığında, bir yerlerde oturtulduk.
Yukarıda birtakım hareketler oluyordu. İnenler, çıkanlar, getirilenler, götürülenler vardı. Fakat bir aralık, yukarıda kopan bir gürültü, bütün hareketleri durdurdu. İri yarı pehlivan yapılı bir mahkeme üyesi, merdivenin başında bağırıyor, tepiniyordu. Başında, kocaman bir kalpağı vardı. Hasır şapkalı bir gencin yakasına yapışmış, tartaklayıp duruyordu:
-Nedir bu kepazelik? Şapka da ne oluyor? Baban da mı şapka giyerdi? Anandan mı şapkalı doğdun?
Sonra, sözler, muameleler daha da sertleşti. Arkasından, kuvvetli bir tekme yiyen genç, merdivenden aşağıya tekerlendi. Çantası bir tarafa, şapkası bir tarafa gitti. Fakat heybetli üye, hâlâ hıncını alamıyordu. Basamakların başında, boyuna birtakım küfürler, ağır tabirler savuruyordu.
Şapkasını, çantasını güçbelâ toparlayan genç, kendini sokağa attı. Artık, bu tabirleri işitemeyecek kadar uzaklaşmıştı. Bu genç, bir gazeteci idi. (Hikmet Şevki)
Şapka giymenin, henüz kanunlaşmadığı, fakat bazı atılganların şapka giyebildiği günlerdi. Bu genç gazeteci de, başına hasır bir şapka geçirmiş ve mahkeme binasına, haber derlemek için gelmişti.”


