Şehid Hasan Sürel...
Yıl 1978...
Konya...
Fatih Akıncıları olarak, Reisimiz Metin Yüksel’in liderliğinde, Konya’da MSP (Milli Selamet Partisi) tarafından düzenlenen, 29 Mayıs Fetih Mitingine, bir otobüs ile katıldık. İki gün önce, İstanbul’da düzenlenen Fetih Mitingi’ne de, aynı grup katılmıştık.
Şimdiki Konya Büyükşehir Belediyesi binası, henüz yapılmamıştı ve orası büyük bir meydandı. Miting yürüyüşüne, Hacı Veyiszade Camii önünden başladık. Nalçacı Caddesi istikametiyle, o zamanki Konya Otogar’ının ilerisindeki kavşağa kadar yürüyüp, oradan geri dönerek, tekrar Nalçacı Caddesi’nden, belediye önündeki meydana geldik. Miting konuşmaları, burada yapıldı ve saat 14.00’de miting sona erdi. Mitinge katılanlar, ikindi namazı için, Mevlana Türbesi yanında bulunan Selimiye Camii’ne doğru, gruplar hâlinde yürümeye başladık.
Fatih Akıncıları grubu olarak, Yeni Nizam Yeni İnsan, Hak Yol İslam Yazacağız marşlarını söyleyerek grup hâlinde; Mevlana Türbesine gitmek için, Alaaddin Tepesi önüne geldiğimizde, polis önümüzü kesip, bizi dağıtmak istedi. Biz de ‘Bir taşkınlık yapmadan, marş söyleyerek, Selimiye Camii’ne gidip, namazımızı kılacağız.’ dememize rağmen; polis, yürümemize izin vermedi ve üzerimize saldırdı. Biz buradan kurtulduk ve şimdiki İş Bankası önünde tekrar toplanıp; marş söyleyerek, Mevlana Türbesi ve Selimiye Camii’ne doğru yöneldik. Kayalı Park önünde, polis önümüzü tekrar keserek, coplarla saldırdı.
Burada da polis engelini aştık ve Selimiye Camii’nde, ikindi namazını kıldıktan sonra, dışarı çıktık. Selimiye Camii doluydu. Onun için Mevlana Türbesi ve cami önünde bulunan çimenlerin üzerinde, namaz kılanlar bulunuyordu. Namazını kılan, çimenler üzerinde dinleniyordu.
Bu arada, o zaman Valilik binası olan bina tarafından, bir grup jandarma ve polis, Mevlana Türbesi önüne doğru geldi. Tam o sırada Metin Yüksel, bizi uyardı, ‘Bunlar şimdi saldıracak herhâlde, onun için buradan ayrılalım’ dedi ve karşıda bulunan dükkanların arasına geçtik.
Jandarma ve polisi tam o sırada, meydanda çimler üzerinde kimisi oturan, kimisi namaz kılan kalabalığa doğru; sis bombaları attığını ve ateş açmaya başladığını gördük. Jandarmanın bir kısmının havaya attığını, bir kısmının ise insan seviyesinde ateş ettiğini gördük.
Bu arada, sabah otobüs şoförümüzle konuştuğumuz üzere, Valilik karşısında bulunan Vakıflar Bankası önüne geldi ve burada arkadaşlarımızı otobüse bindirdim. Metin ve bazı arkadaşlarla, tek tek kucaklaştık ve hayırlı yolculuklar dileyerek yola saldım.
Benim memleketim Konya olduğu için, burada akrabalarda kalıp, ertesi günü de Bozkır’a gitmeyi planlamıştım. Uluırmak’ta bulunan akrabalarımın evine gittim. Gece 23.00 haberlerinde, TRT 2’de sadece olaylar çıktığını haber verdi. Herhangi bir yaralı ve ölüden bahsetmediler.
O zamanlar, haberleşme imkânı çok kısıtlıydı. Ben herhangi bir haber alamadığım için, öğleye doğru Bozkır otobüsüne bindim ve Aydınkışla Köyü’nde inip, 3 km. Uzaklıktaki Kuşca Köyü’ne gittim.
Jandarma ve polisin açtığı ateş sırasında, olanlar olmuş.
Manisalı Hasan Sürel, burada şehid olmuş...
Fakat polis o anda durumu gizliyor ve akşam hastaneye giden MSP yetkilileri, durumu öğrenip; Ankara’ya genel merkeze haber verirler. Fatih Akıncıları’nı taşıyan otobüs, Ankara’ya ulaştığında, durumu öğrenen Metin; arkadaşlara yola devam etmelerini söyler ve otobüsten inip, Ankara’dan bir kafileyle, Konya’ya sabah geri döner ve Hasan Sürel’in Selimiye Camii’nde kılınan, cenaze namazına katılır.
O yıllarda yayınlanan ve Müslümanların Gür sesi Şûra Gazetesi, 19 Haziran 1978 tarihli 23. sayısının 15. sayfasında, Bekir Tuncer tarafından yazılan ‘Hatırlıyor musun Selimiye’m?’ başlıklı yazının, bir bölümünde şöyle diyordu:
“Selimiye’m ikindi ezanı ile birlikte, senin etrafında Allah’a yönelen bu gençlik, su-i kastla karşılaşmıştı. Hatırlıyorsun değil mi? Sis bombaları, tabancalar, makinalılar, joplar, Allah yolundaki gençliğe karşı konuşmuştu. Daha doğrusu kusmuştu. Nasıl kusmasın, nasıl mermiler, fidan fidan yeşeren, dal dal büyüyen, halka halka genişleyen Milli Gençliğe yönelmesindi? Emir, büyük baştan geliyordu.
Hasan... Manisa’lı Hasan da vardı. Hem de kollarını sıvamış ceketini çıkarmıştı Selimiye’m. Güneyindeki çeşmende, abdest alacaktı. “Bismillah” demeden, içli bir “Ah” çekti. “Allah” dedi. Çayırların üzerine yuvarlandı. Kıvrandı. Kelime-i Şehadet getirdi. Ve gözlerini kıyamete dek, bir daha açmamak üzere kapadı. Tatlı bir tebessümle... Erişilmez mertebe ile..
Şehidlik...
Hasan, ata yadigârı yurdumuzun, dört bir bucağından akıp gelen ve Konya’da denizleşen çağlayanlar gibi, Manisa’dan çıkıp gelmişti. Ne bilebilirdi ki, Türk polisi tarafından, üstelik kafa kâğıdında “Müslüman” yazılı emniyet teşkilâtı tarafından, hayatının noktalanacağını. O sadece ve sadece bayram için, “Fetih Bayramı” için gelmişti. Diğer kentli, köylü gönüldaşları ile kucaklaşmak, tanışmak için gelmişti. Konya, Kore değildi. Kıbrıs da değildi, düşmanın kurşunlarına hedef olacak. Konya veliler, evliya, Mevlâna’lar diyarı idi. Orada insan, ancak huzura kavuşabilirdi. Seliymiye’m Hasan da huzura kavuştu. Manevi huzura, saadete, sukunete ŞEHİDLİK mertebesi ile.”
Şehid Hasan Sürel ruhuna el Fatiha...


