Şehid Gürsel Kabadayı...
Anadolu insanı çilekeştir...
Musibetlerle karşılaştığında, Rabbine sığınır, sabreder...
İsyan etmez...
Derdini içine gömer ve hayatını devam ettirme gayretine girişir...
Şehidimiz Gürsel Kabadayı’nın annesi de böyle çilekeş analarımızdan birisidir.
Şehidimiz, Gürsel Kabadayı’nın çilekeş ve vefakâr annesi Cevahir Kabadayı çileli ve sıkıntılı günleri şöyle anlatıyor:
“Ben, dört erkek kardeşimi arka arkaya kaybettim. İstanbul’a göç ettik. Yoksulluk ve sıkıntı içerisinde, gecekondu evinin inşaatına başladık. Beyim, inşaatlarda çalışırdı. Günlerden bir pazar günü öğle vakti, inşaattan düşüp öldüğü haberini aldığımda; Gürselim’in küçüğü olan Abdülaziz’e hamileydim. Yetim yavrularımı, sıkıntılar içerisinde büyüttüm. Büyütürken, hep elimden avucumdan çıkarlar, yanlış yönlere giderler diye korkardım. İbadet ve dua gizlidir. Allah’la kul arasındadır. Ama ben yavrularım da bilsin anlasınlar diye, özellikle sesli dua ederdim. ‘Yarabbi bu kimsesiz yetimleri, sen koru gözet ! Onları, kendi yoluna ilet. Bu yavrularımı, sana havale ediyorum!’ diye Allah’a dua ederdim.
Gürsel Kabadayı, 1961 yılında Bayburt’ta doğar.
Ailesiyle birlikte küçük yaşta İstanbul’a göç eder.
Çeliktepe bölgesi, Dev-Sol örgütü tarafından, adeta kurtarılmış bölge hâline getirilmiştir.
Çeliktepe Ortaokulu’ndan mezun olan Gürsel, ailesinden aldığı İslami terbiye ile okulda ve mahalle çevresinde, tebliğ faaliyetlerinde bulunur...
Çeliktepe Caimii önünde, İslami kitaplar satarak, faaliyetlerini artırma fikrindedir...
Ezilen halkların yanında olduklarını, dillerine pelesenk eden Dev-Sol militanları; mustazaf bir ailenin çocuğu olan Gürsel Kabadayı’nın cami önünde kitap satmasına, karşı çıkar ve tehdit ederler...
Gürsel, bir gün televizyonda gördüğü Dev-Sol elemanlarından Mehmet Ali isimli kişiyi, ailesine göstererek:
“Şu adama iyi bakın ! Eğer bana bir şey olursa bundan bilin.”
Ana yüreği....
“Bir süre buralardan uzaklaşsan, memlekete gezmeye gitsen...” diyerek, ciğerparesini korumak ister...
“Anneciğim Allah’a yaptığın duaları ne çabuk unuttun. Bizleri Allah yolunda sen yetiştirdin. Şimdi bize böyle diyorsun.”
Ana ısrarcıdır...
“O sıralar Gürselim yeni evlenmişti. Birde oğlu olmuştu. Ben kendisine “ Sizleri yetim olarak ne zorluklarla büyüttüm. Yarın sana bir şey olursa, bu yavrucukta senin gibi olacak” dediğimde, “Anneciğim, ben senin imanından şüphe ediyorum. Bir kızılbaş kadını kadar da olamıyorsun. (O günlerde muhitlerindeki bir alevi kadının, kocasının ölümünde Jandarmaya karşı sergilediği, gözü pekliğe işaret ediyor) Ölürsem şehid olurum. Onların rızkını düşünme. Hem ben buradan gidersem, buralarda kimseyi koymazlar, bizimkilerden birini yaşatmazlar... Müslümanlık, böyle olmaz...”
Ciğerparesinin bu ısrarı karşısında, sessizliği tercih eder...
Gürsel’in etrafındaki çember daralmaktadır...
Şehadetinden bir kaç gün önce, Mehmet Ali ve Zeki Karakuş ismindeki Dev-Sol militanları tarafından, evlerinin sokağının başında çevrilir ve uzun bir süre tartışırlar...
Gürsel, Çeliktepe’de eski Pazar yerine giderken, Dev-sol militanları tarafından, şehid edilir. Olay yerine ulaşan, ciğerparesini yitiren Cevahir Ana, olay yerinde bulunan Zeki Karakiş’a hitaben:
“Yarabbi sen nasıl biliyorsan öyle yap, sen her şeyin en iyisini bilirsin” diyerek, Rabbine iltica eder.
Zeki Karakuş, herhangi bir tepki vermeden, sessizce oradan uzaklaşır...
Cevahir Ana’nın şikayeti üzerine Mehmet Ali ve Zeki Karakuş tutuklanır, bir süre hapiste tutulurlar ve daha sonra serbest bırakılırlar...
Kısa birsüre sonra Zeki Karakuş, bir trafik kazasında ölür. Evladının acısıyla yüreği dağlanan Cevahir Ana, yakınlarına:
“Aslında Allah kullarından , mazlumların ahını nasıl alacağını, bizden daha iyi bilir. Ama biz kullar, aceleciyiz işte.” diyerek, Rabbine teslimiyetini, ızhar edecektir.
Şehid Gürsel Kabadayı’nın ruhu için El Fatiha...


