--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Şapka Şehidi Ali Rıza Hoca

Mehmet Ali Tekin
Mehmet Ali Tekin

İstiklal mücadelesi esnasında birçok İslam âlimi, mücadelede büyük yararlılıklar göstermişlerdi...

İslam âlimi olan kişiler, Osmanlı döneminde, cephede savaştan muaf tutulmaktaydı...

Bu muafiyete rağmen âlimlerin birçoğu, cephelerde bizzat yer almış ve halkı mücadeleye teşvik etmişlerdi...

İstiklal Harbi akabinde, Cumhuriyetin kurulması safhasında, İslam âlimleri ve İslamî vasıfları ön plana çıkmış kişiler; Mustafa Kemal tarafından, hüsnü kabul görüyorlardı...

Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, ikinci dönem seçimlerin akabinde, bu politikanın tam tersine, İslam âlimlerine cephe aldığını görüyoruz...

İslam dininin geri plana atılıp, Avrupai hayat tarzının, topluma benimsetilmesi için yapılan değişikliklere gidildi...

Bu politika İslam âlimleri ve İslami kişilikleri ön plana çıkmış askeri erkân tarafından, kabul edilmedi...

Bunlardan birçoğu, bu kanun değişikliklerine itiraz ettiler...

İşte ne olduysa, bu safhada oldu ve toplumda saygın birçok âlim ve askeri erkân; Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, hedefi hâline geldiler...

Muhalif âlimler ve askeri erkân, sudan bahanelerle, İstiklal Mahkemeleri tarafından tutuklandılar...

Heyet üyelerinin birçoğunun hukukçu bile olmadığı, olağanüstü yetkilerle donatılmış İstiklal Mahkemeleri; muhalifleri, alel usul yargılamalarla, ağır cezalara ve idama mahkûm ettiler...

Bunlardan birisi de Ali Rıza Hoca’dır...

3 Şubat’ı 4 Şubat’a bağlayan gece, İskilipli Atıf Hoca ile birlikte, TBMM’nin önünde, Şapka Kanuna muhalefetten asılarak idam edildi...

Ali Rıza Hoca, Dağıstanlı Gürcü bir ailenin çocuğu olarak, 1872 yılında Batum’un Acarây-ı Ulya kazasında doğdu. 

Yüzyıllardır bölgede ilmi ve fazileti ile tanınmış, birçok âlim ve hoca yetiştirmiş bir ailenin mensubu idi. Babası da, yine ilmiyye mesleğinden Muhammed Coşkun Hoca’dır. İlk derslerini, babasından aldı. Daha çocuk yaşlarından itibaren, sıkı bir İslami terbiye ve ahlak ile yetiştirildi. 

Tarihimize 93 harbi diye geçen, meş’um 1877-78 Osmanlı-Rus savaşından sonra, Kafkasya’nın Rus işgaline uğraması ve Müslümanlara soykırım uygulanmaya başlanılması üzerine, ailesi ile birlikte büyük acılar yaşadı. İki ay kadar dağlarda saklanan aile, hayli meşakkatli bir yolculuktan sonra, küçük bir tekne ile Giresun’a ulaşabildi.

Daha sonra, 93 harbi muhacirleri için Karaağaç Nahiyesi yakınlarında iskâna açılan, Abdal (Piraziz) İlçesine yerleştiler.

Ali Rıza Hoca, 1897 yılında, on altı yaşında iken, kendisinden üç yaş küçük kardeşi Hasan Efendi ile birlikte, ilim tahsilinde bulunmak gayesiyle, İstanbul’a geldi. Fatih Medresesine yerleştiler. Hasan Hoca, hafızlığa çalışırken, Ali Rıza Hoca Fıkıh Usulu ve Ahkamı Şeriyye okudu.

Hocası Batumlu Abdüllatif Efendi idi. Talebelik yaptığı senelerde; Giresun’da idam edilen Şeyh Muharrem, Ankara İstiklal Mahkemesi’nde birlikte yargılandıkları İskilipli Atıf Hoca, Fatih Dersiamlarından Tahir ve Fettah Efendiler ile birlikte okudu. 

1907 yılında icazet aldı. Müftü tayin edilmek hak ve selahiyetini kazanmış iken; 5 yıl daha İstanbul’da kalarak, Gürcü Hacı Ahmet Efendi ile Tırnovalı Hacı Muhammed ve Hacı Ömer Hocalardan, Tefsir ve Hadis dersleri aldı. Dersiamlık hakkına sahip iken, arkadaşlarının da rızası hilafına, kadılık makamını tercih etti.

1911 tarihinde, Babaeski Müftülüğü vazifesine tayin edildi. Balkan Harbi’nin çıkması üzerine, vazifesine gidemedi. Fatih Medreseleri’nde hocalık yaptı, civar camilerde vaazlar verdi, ders okuttu ve birçok talebe yetiştirdi.

Ali Rıza Hoca Babaeski’deki Müftülük vazifesine, 1914 yılı başlarında başlayabildi. 1922 yılına kadar burada görev yaptı. 

Birinci Dünya Harbi’nin kaybedilmesi ve Babaeski’nin de, Yunan işgali tehdidi karşısında bulunması sebebiyle, Kırklareli Valiliği tarafından izinli sayılarak, İstanbul’a gönderildi. 

Şehir, 1919-1922 yılları arasında Yunan işgaline uğradı. Babaeskililerden oluşmuş bir heyetin İstanbul’a gelerek, yaptıkları ısrarlı geri dönme ricaları üzerine; onlarla birlikte, 1919 yılı sonlarında, tekrar Babaeski’ye döndü. 

İşgal döneminde, şehir ve civarındaki Müslümanların haklarının tek koruyucusu ve savunucusu olarak kaldı. Babaeski’nin milli ordu tarafından kurtarılışından sonra, şehrin ileri gelenleri ile birlikte Divan-ı Örfi’de yargılandı ise de, beraat etti. 1922 yılında, tekrar İstanbul’a döndü. Fatih Medresesi’nde bir odaya yerleşti ve tekrar dersler vermeye başladı.

7 Aralık 1925 tarihinde İstanbul’da iken, “Giresunluları, şapka aleyhine isyana teşvik suçundan” tevkif edildi. Birlikte tevkif edildiği arkadaşları ile beraber, Ankara İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Mahkemesi esnasında, aleyhine hiçbir suç isnad edilememesine rağmen; “Geçmişte Divan-ı Örfi’de yargılandığı ve yenilik aleyhtarı olduğu” ve Giresunlu Hafız Muharrem’le aynı köyden olması hasebiyle, mektuplaşmasından dolayı, vicdani kanaat oluştuğundan; 3 Şubat 1926 günü, arkadaşı İskilipli Atıf Hoca ile birlikte,  idama mahkûm edildi. 

3 Şubat’ı 4 Şubat’a bağlayan gece, İskilipli Atıf Hoca ile birlikte, TBMM’nin önünde, asılarak idam edildiler. Cesetleri, üç gün darağacında bekletildikten sonra, Cebeci civarındaki, kimsesizler mezarına gömüldüler.

Ali Rıza Hoca şehid edildiğinde, 58 yaşında idi. Hiçbir siyasal parti veya dernek faaliyetlerinde de bulunmamıştı. 1922 yılında Divan-ı Örfi’de yargılanması ve beraat etmesinden başka, bir sabıkası da yoktu. Üstelik o dönem suçları, daha sonra TBMM tarafından, bütün hükümleri ile birlikte affedilmiş idi.

Ancak, bütün İstanbul’da hatırı sayılır ve dinlenir bir din adamı olarak, şeriatten taviz vermez tavırlarıyla, bazı kana susamışları, çok rahatsız etmişti.

Ali Rıza Hoca, bütün ömrü boyunca, hiç evlenmemiş, sürekli ilim ve fıkıh ile meşgul olmuştu. 

Bir müctehid olarak, birçok ictihadlarda bulunmuş ve son devrin önde gelen fakihlerinden idi. 

Şehid Ali Rıza Hoca’nın ruhu için El Fatiha...

Mehmet Ali Tekin Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle