Örtünüyor muyuz? Yozlaşıyor muyuz?
Toplumumuzda birçok yönden iyileşmeler görebildiğimiz gibi, bazı hususlarda da, tam aksine sefahat ve kokuşmuşluk artmaktadır.
Toplumumuzun, günümüzdeki en önemli hastalıklarından birisi BİREYSELLEŞME.
Diğer bir hastalık, ahlakî ve edebî değerlerimizde YOZLAŞMA.
Kendi öz değerlerimizi önemsemeyip, batıdan gelen hayat tarzını içselleştirerek, BAŞKALAŞMA veya DEĞİŞME.
Toplumun önderleri ve ileri gelenleri, bu tür hastalıkları tespit edip, tedavi yöntemlerini geliştirmeliler.
Hayat tarzımız, çok hızlı bir şekilde değişime uğramaktadır.
Ve maalesef bu değişimin çoğu, olumsuz yöndedir.
Bu olumsuz değişimin önüne geçmezsek, yakın bir gelecekte, bu gün Batı’nın ve Avrupa’nın düştüğü ahlaki yozlaşmaya dûçar olacağız.
Toplumumuzun geniş bir kesiminde, örtünme özellikle de başörtüsü takmanın arttığına şahit olmaktayız. Fakat bu yeni örtünenler, örtünürlerken İslam’ın özüne uymaktan daha ziyade, şekilcilik düzeyinde, bir örtünme gerçeği ile karşı karşıyayız.
Nur Suresi 31. Ayet’inde Yüce Rabbimiz mealen şöyle buyurmaktadır:
“Mü’min kadınlara söyle: ‘Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Başörtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından, ya da oğullarından, ya da kocalarının oğullarından, ya da kendi kardeşlerinden, ya da kardeşlerinin oğullarından, ya da kız kardeşlerinin oğullarından, ya da kendi kadınlarından, ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan, ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden, ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah’a tevbe edin ey mü’minler, umulur ki felah bulursunuz.”
Ne diyor Rabbimiz: “Mü’min kadınlara söyle: Gözlerini harama çevirmekten kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar, süslerini açığa vurmasınlar.”
Etrafımızda yeni örtünen kız ve kadınlarımıza baktığımızda, bu ayetin ruhuyla, taban tabana zıt bir ÖRTÜNME ile karşı karşıya olduğumuzu görürüz.
Bu şekilde ÖRTÜNMÜŞ ve aslında ÖRTÜNMEMİŞ bayanlarımızı; ERKEKLERİN ve diğer KADINLARIN DİKKATİNİ ÇEKEN kadınlarımızı ve kızlarımızı uyarmak, bizlere düşmektedir.
Etrafımızdaki ÖRTÜLÜ çıplakları, uyarmak zorundayız.
Aksi takdirde, yakın bir gelecekte, İslam’ın bizden istediği AHLAKÎ ve EDEBÎ hayat tarzından uzaklaşıp, ucube bir hayat tarzını yaşarız. Tıpkı Ömer Hayyam’ın dizelerinde olduğu gibi:
Bir elde kadeh, bir elde Kuran;
Bir helaldir işimiz, bir haram.
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kafiriz, ne tam Müslüman!
Uyarma tarzımızı da, Yüce Rabbimiz şöyle belirliyor:
“İnsanlara yumuşak davranman da, Allah’ın merhametinin eseridir. Eğer katı yürekli, kaba biri olsaydın, insanlar senin etrafından dağılıverirlerdi.” Âli İmran 159
Etrafınıza şöyle bir bakınız, özellikle de yeni örtünen bacılarımıza bakınız, ne acıdır ki şunu görürüz.
Başını gayet güzel örtmüş, kısa kollu bir giysi ve daracık bir pantolon.
Böyle yeni tarz bir örtü şekli, İSLAM’IN ÖZÜ’ne aykırıdır.
İslam, kadınların haya ve iffetlerini koruması için örtünmeyi emretmiştir.
Oysa böyle bir giyiniş tarzı erkeklerin daha çok dikkatlerini üzerine çeken bir örtünmedir.
Bu şekildeki bir örtünme, TESETTÜR değildir.
TESETTÜR şu manaları ihtiva etmektedir: kapanıp gizlenme, örtünme, giyinme, kuşanma.
Başını örtmüş, kısa kollu bir tişört ve daracık bir pantolon…
Nerede İslam’ın istediği EDEB, nerede İslam’ın istediği TESETTÜR…
Böylesi bir örtünmenin, ne EDEBİ vardır ne de TESETTÜRÜ…
“… Hep birlikte Allah’a tevbe edin ey mü’minler, umulur ki felah bulursunuz.”
Toplumumuzun, günümüzdeki en önemli hastalıklarından birisi BİREYSELLEŞME.
Diğer bir hastalık, ahlakî ve edebî değerlerimizde YOZLAŞMA.
Kendi öz değerlerimizi önemsemeyip, batıdan gelen hayat tarzını içselleştirerek, BAŞKALAŞMA veya DEĞİŞME.
Toplumun önderleri ve ileri gelenleri, bu tür hastalıkları tespit edip, tedavi yöntemlerini geliştirmeliler.
Hayat tarzımız, çok hızlı bir şekilde değişime uğramaktadır.
Ve maalesef bu değişimin çoğu, olumsuz yöndedir.
Bu olumsuz değişimin önüne geçmezsek, yakın bir gelecekte, bu gün Batı’nın ve Avrupa’nın düştüğü ahlaki yozlaşmaya dûçar olacağız.
Toplumumuzun geniş bir kesiminde, örtünme özellikle de başörtüsü takmanın arttığına şahit olmaktayız. Fakat bu yeni örtünenler, örtünürlerken İslam’ın özüne uymaktan daha ziyade, şekilcilik düzeyinde, bir örtünme gerçeği ile karşı karşıyayız.
Nur Suresi 31. Ayet’inde Yüce Rabbimiz mealen şöyle buyurmaktadır:
“Mü’min kadınlara söyle: ‘Gözlerini (harama çevirmekten) kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar; süslerini açığa vurmasınlar, ancak kendiliğinden görüneni hariç. Başörtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar. Süslerini, kendi kocalarından ya da babalarından, ya da oğullarından, ya da kocalarının oğullarından, ya da kendi kardeşlerinden, ya da kardeşlerinin oğullarından, ya da kız kardeşlerinin oğullarından, ya da kendi kadınlarından, ya da sağ ellerinin altında bulunanlardan, ya da kadına ihtiyacı olmayan (arzusuz veya iktidarsız) hizmetçilerden, ya da kadınların henüz mahrem yerlerini tanımayan çocuklardan başkasına göstermesinler. Gizledikleri süsleri bilinsin diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah’a tevbe edin ey mü’minler, umulur ki felah bulursunuz.”
Ne diyor Rabbimiz: “Mü’min kadınlara söyle: Gözlerini harama çevirmekten kaçındırsınlar ve ırzlarını korusunlar, süslerini açığa vurmasınlar.”
Etrafımızda yeni örtünen kız ve kadınlarımıza baktığımızda, bu ayetin ruhuyla, taban tabana zıt bir ÖRTÜNME ile karşı karşıya olduğumuzu görürüz.
Bu şekilde ÖRTÜNMÜŞ ve aslında ÖRTÜNMEMİŞ bayanlarımızı; ERKEKLERİN ve diğer KADINLARIN DİKKATİNİ ÇEKEN kadınlarımızı ve kızlarımızı uyarmak, bizlere düşmektedir.
Etrafımızdaki ÖRTÜLÜ çıplakları, uyarmak zorundayız.
Aksi takdirde, yakın bir gelecekte, İslam’ın bizden istediği AHLAKÎ ve EDEBÎ hayat tarzından uzaklaşıp, ucube bir hayat tarzını yaşarız. Tıpkı Ömer Hayyam’ın dizelerinde olduğu gibi:
Bir elde kadeh, bir elde Kuran;
Bir helaldir işimiz, bir haram.
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kafiriz, ne tam Müslüman!
Uyarma tarzımızı da, Yüce Rabbimiz şöyle belirliyor:
“İnsanlara yumuşak davranman da, Allah’ın merhametinin eseridir. Eğer katı yürekli, kaba biri olsaydın, insanlar senin etrafından dağılıverirlerdi.” Âli İmran 159
Etrafınıza şöyle bir bakınız, özellikle de yeni örtünen bacılarımıza bakınız, ne acıdır ki şunu görürüz.
Başını gayet güzel örtmüş, kısa kollu bir giysi ve daracık bir pantolon.
Böyle yeni tarz bir örtü şekli, İSLAM’IN ÖZÜ’ne aykırıdır.
İslam, kadınların haya ve iffetlerini koruması için örtünmeyi emretmiştir.
Oysa böyle bir giyiniş tarzı erkeklerin daha çok dikkatlerini üzerine çeken bir örtünmedir.
Bu şekildeki bir örtünme, TESETTÜR değildir.
TESETTÜR şu manaları ihtiva etmektedir: kapanıp gizlenme, örtünme, giyinme, kuşanma.
Başını örtmüş, kısa kollu bir tişört ve daracık bir pantolon…
Nerede İslam’ın istediği EDEB, nerede İslam’ın istediği TESETTÜR…
Böylesi bir örtünmenin, ne EDEBİ vardır ne de TESETTÜRÜ…
“… Hep birlikte Allah’a tevbe edin ey mü’minler, umulur ki felah bulursunuz.”


