--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

O alçaklara pabuç bırakmadım!…

Mehmet Ali Tekin
Mehmet Ali Tekin

“Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size?” “Allah’a ve Rasûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır.”

Saff Suresi Ayet: 10-11

Bu ayette geçen ‘Cihad’ kelimesi manası itibariyle, gayret etmek, bütün gücünü kullanmak, manalarına gelir.

Toplumumuzda ise, genelde savaşmak anlamında kullanılır…

Kur’an’da savaşmak, mukatele olarak kullanılmıştır…

İnsanlara emr-i bilma’ruf, nehy-i anil münker yapmak; cihad’ın bir çeşididir…

İnsanlarla iyi ilişkiler geliştirmek cihad’ın bir nev’idir…

Alışverişte, ticarette; dürüst olmak cihad’ın bir türüdür…

İslamî yükümlülüklerimizi yerine getirdiğimiz her an, ibadet hâlindeyiz demektir…

Peygamber (s.a.v) Efendimiz ve arkadaşları, İslam için büyük fedakârlıklarda bulunmuştur…

Megâzî kitapları, ashabın fedakârlık hikâyeleriyle doludur…

Sahabeden Talha bin Ubeydullah…

İlk Müslümanlardandır ve Uhud Savaşı esnasında, Peygamber Efendimizi korumak için, büyük fedakârlık ve kahramanlık göstermiştir…

Talha bin Ubeydullah, Müşriklerin ordusunda bulunan Malik Bin Zübeyr ismindeki keskin nişancının, Peygamber Efendimizi hedef alan oklarını; eliyle tutmak isterken, eli parçalanır ve çolak kalır…

Talha bin Ubeydullah, bu savaşta 80’e yakın kılıç, mızrak ve ok darbesi alır ve kan kaybından bayılır…

Hz. Ebû Bekir ve Sa’d bin Ebî Vakkâs, Resûl-ü Ekrem Efendimiz (sav)’in yanına yetiştiği sırada, kan kaybından bayılan Talha bin Ubeydullah ayılır… 

Ayıldığında ilk sorusu peygamber nasıl… 

İyi mi?

“Kimdir Allah’a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu, kendisine kat kat ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve genişletir. Ancak O’na döndürüleceksiniz.” Bakara Suresi Ayet: 245

Yaptığımız güzel ameller ve fedakârlıkları; Yüce Rabbimiz: Kendisine verilen bir borç olarak vasıflandırılıyor…

Sahabenin yaptığı fedakârlık, biz Mü’minlere tesviye mahiyetindedir…

Siz de fedakârlık yapın demektir…

Günümüz Müslümanları tarafından da, bu tür fedakârlıklar sergilenmektedir…

Bunun bir tanesinin bizzat şahidiyim…

Selam gazetesini çıkardığımız dönemlerdi…

Yıl 2000…

O zamanki tabirimizle ‘Karanlık Güçler’, daha sonra anlaşıldı ki; bu ‘Karanlık Güçler’ Paralel Devlet veya bir başka adıyla Fetullah Gülen Örgütü, yapılanmasının güçleriymiş…

Bu karanlık güçler, Selam Tevhid Terör Örgütü faaliyetlerinden dolayı, bizleri bir kumpas ve iftirayla; Eskişehir Özel Tip Cezaevi’ne tıktılar…

Ailelerimiz her hafta İstanbul’dan, Eskişehir’e cezaevine ziyaretimize gelmekteler…

Bir iki aydan sonra…

Ercüment ismindeki bir arkadaşımız, ailelerimizi Eskişehir Terminali’nde sabah erken karşılar…

Evine götürüp, kahvaltı yaptırdıktan sonra, Eskişehir-Seyyitgazi yolu 15. Km.’sindeki cezaevine, saat 08.30 gibi getirir ve öğleden sonra ziyaret bitiminde geri gelip, 16.30 sularında ailelerimizi alıp, terminale götürürdü…

Karanlık Güçler, Paralel Devlet veya Fetullah Gülen Örgütü nezdinde, bu çok büyük bir cürümmüş meğer…

 Ercüment’i şehir merkezinde, arabasının içinde, güpegündüz tehdit ederler…

‘Sen bu terörist Selamcılar’a neden yardım ediyorsun?... Bir daha yardım edersen… Senin için iyi olmaz…’

Bu tehdidi, aralıklarla iki defa tekrarlarlar…

Biz, ailelerimiz vasıtasıyla bu tehditten haberdar olduk ve Ercüment’e haber gönderip, cezaevine ziyarete çağırdık.

‘Ercüment kardeş… Sen bu alçakları tanımıyorsun… Bizim ailelerimizle ilgilenmeyi bırak… Bu alçakların ne yapacağı belli olmaz…’ dediysek de…

Ercüment: ‘Bunlara pabuç mu bırakacağız...? Ne yapabilirler ki…? Ölümden ötesi var mı..?’

‘Kardeş… Sen bir süreliğine de olsa, birkaç aylığına da olsa; ailelerimizle ilgilenmeyi bırak. Bu alçaklar her şeyi yapabilirler... Hayatını tehlikeye atmaya değmez…’ dediysek de…

Ercüment, ailelerimizle aynı minval üzere, ilgilenmeye devam etti…

26 Aralık 2000… Günlerden Ramazan Bayramı arifesi…

Silahlı 3 kişi, Eskişehir terminalinde Ercüment’i zorla silah dayayarak, bir arabaya atarlar…

Araba biraz ilerledikten sonra, Ercüment’in başına bir örme geçirirler…

Nereye gittiklerini bilmiyor Ercüment…

Elleri ve ayakları bağlanır Ercüment’in…

Önce kaba dayak ve hakaretler…

Daha sonra oruçlu oruçlu, ağzını zorla açarak tarım ilacı içirirler, ölsün diye…

Ercüment bir kısmını atar, fakat zehirin çoğunu zorla yutturmuşlardır…

Daha sonra, ‘ibret-i âlem olsun’ kabilinden…

Cezaevi yolu üzerindeki kabristanın kenarındaki ağaçlık alana, elleri ve ayakları bağlı olarak, ölmesi için bırakılır Ercüment…

Ercüment, yarı baygın vaziyette orada kusar…

Daha sonra sürüne sürüne, yola çıkar…

Hayal meyal hatırlıyorum, bir iki araç geçti gitti…

Bir cenaze arabası, Ercüment’i görür ve hastaneye götürür…

4 gün, komada kaldı Ercüment…

Ve… Sonunda iyileşti…

Ziyaretimize geldi Ercüment…

‘O alçaklara pabuç bırakmadım…’

Mehmet Ali Tekin Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle