--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ne Oldu… Ne Olabilir... Ne Yapmalı...

Mehmet Ali Tekin
Mehmet Ali Tekin

25 Aralık’ta yayınlanan yazımda, şunları belirtmiştim:

“İsrail ve yandaşlarının tasavvurundaki Türkiye ile Tayyip Erdoğan’ın tasavvurundaki Türkiye arasında yaşanan, bir çatışmadır…

Ben bütün bu gelişmeleri, Muaviye’nin şahsında ifadesini bulan İslam ile Hz. Ali şahsında ifadesini bulan İslam arasında, bir mücadele olarak okuyorum…”

Yaşadığımız olaylardan çıkardığım neticelerden birisi buydu…

Bir diğer netice de, 12 Haziran 2007 tarihinde İstanbul Ümraniye’de ele geçirilen 27 el bombasından sonra yapılan, Ergenekon ve daha sonraları yapılan, Balyoz, 12 Eylül ve 28 Şubat operasyonlarının yapılmasının ardından, yakın çevreme hep şunları söylüyordum. Bu tutuklananlar, Derin Devlet’in esas ve ana elemanları değil; tutuklananlar, esas Derin güçlerin tetikçileri ve ayak işlerini gördürdükleri kimselerdir. Esas Derin Devlet dediğimiz, bu ülke yönetimine çöreklenmiş ve seçilmiş iktidarları istedikleri zaman, oynadıkları oyunlarla, hükümetten uzaklaştıranlardır ve onlara henüz hiç dokunul(a)madı. 

Bunu daha iyi anlatabilmem için, şu misali vermeme izin verin. Bu memleketi ekonomik olarak sömüren ve bankaların içlerini boşaltan, sadece Uzan Ailesi mi idi? Cumhuriyetin kuruluşundan beri ülkemizi sömüren ailelere, yaptıklarının hesabı soruldu mu? Daha insaflı söyleyelim, Sorulabildi mi? Hayır. Sorul(a)madı. 

Neden sorulmadı veya neden sorulamadı? Bu sorunun cevabı, başlı başına bir yazı gerektirir. Bunu daha sonraya bırakalım.

Derin devlet denilen yapı, maalesef sanıldığından daha güçlüdür. Ama yok edilemez değildir. Derin devlet, bu ülkede 200 yıldır yapılanmış durumdadır. 200 yıllık bir yapı, öyle hemen birkaç yıl içinde çözülemez. Ama çözülemez değildir… Bu derin yapıyı, ancak Rabbim dilerse, hemen çökertebilir. Tam bu sırada, bir ayet aklıma geliveriyor:

“Zira bir topluluk kendilerini değiştirmedikçe, ALLAH onlara verdiği nimetleri değiştirecek değildir. ALLAH İşitendir, Bilendir.” ENFAL SURESİ – 53 (8-53)

Milletimiz bu güne kadar, kendisine yakın bulduğu partiyi desteklemiştir. Tek parti iktidarını, ilk bulduğu fırsatta, 1945’de sandığa gömdü. Fakat CHP kaybettiği 1945 seçimlerini, AÇIK OY – GİZLİ TASNİF (Açık oy-Gizli sayım) taktiğiyle, milletin gözünün içine soka soka sahtekârlıkla, iktidarını korumuştur. Milletimiz, 1950’de CHP’yi sandığa gömmüştür.

Milletin seçtiği Başbakan Menderes, Derin karanlık güçlerin iktidarına son verdiği için; bütün güçlerini ve askeriyeyi seferber ederek, Başbakan Menderes’i 1961’de idam ettiler. Derin karanlık güçler Menderes’in idamının akabinde tekrar siyasi iktidarı ellerine geçirdiler. Fakat bu çok kısa sürdü, millet ilk bulduğu fırsatta, 1964’te bu Derin karanlık güçlerin siyasi iktidarına, son verdi.

Bu Derin karanlık güçler de oyun bitmiyor ki… Milletin iktidara getirdiği ve milletin çıkarına işler yapan iktidarları, her seferinde yeni bir oyunla, iktidardan uzaklaştırıyordu. Özal ve Erbakan da bundan kurtulamadı ve iktidardan uzaklaştırıldı.

Milletimiz, 2002’de bir kere daha, bu Derin karanlık güçlere karşı, kendi bağrından çıkan AK Parti’yi ve lideri Tayyip Erdoğan’ı iktidara taşıdı. 2002 seçimlerinin hemen akabinde, derin karanlık güçlerin harekete geçtiğini ve AK Parti’yi iktidardan uzaklaştırmak için, darbe hazırlıklarına başladığını gördük.

Fakat bu sefer karşılarında Tayyip Erdoğan vardı… Kasımpaşalı Tayyip Erdoğan… Öyle hemen, pes edecek birisi değildi… 

Derin karanlık güçler, önce yerli ve askeri piyonlarla, Tayyip Erdoğan’ı devirmek için uğraştılar. Tayyip Erdoğan, Sarıkız, Balyoz vb. darbe girişimlerini, bertaraf etmesini bildi…

Tayyip Erdoğan, bu tür oyunlara karşı, darbelere karşı dik durunca; milletimiz de, kendisine olan desteğini artırdı. Bu arada Tayyip Erdoğan Dünya arenasında da, derin güçlere karşı mücadele veriyordu. Filistinli Müslümanlar ve dünyanın birçok yerinde zulme uğrayan Müslümanlara, can-ü gönülden sahip çıkıyor ve gücü nisbetince onlara destek veriyordu. Bu candan destek sayesinde, dünya Müslümanlarındaki Erdoğan sevgisi de artıyordu. Müslüman halkların bulunduğu hangi ülkeye giderseniz gidin, Türkiye ve Erdoğan sevgisine, hemen şahid olursunuz.

Özellikle Mavi Marmara olayından sonra, tüm dünyada Türkiye ve Erdoğan sevgisi, çok hızlı bir gelişme kaydediyordu.

Bu arada Erdoğan ve ekibinin, ekonomik alanda Türkiye’yi uçurması ve uluslar arası arenada güçlendirmesi; derin karanlık güçlerin emperyal boyutunu, çileden çıkarmaya başladı. Dünya, 2008 krizini hâlâ yaşamaya devam ederken, Tayyip Erdoğan Türkiye’si her yıl, en az % 4-5 büyümeye devam ediyordu. Tayyip Erdoğan ve Türkiye, artık çok olmuşlardı…

Hemen içerideki piyonlarını harekete geçirdiler ve Gezi olaylarını tezgâhladılar…

Öyle yağma yok, artık karşılarında, bir Menderes, bir Özal, bir Erbakan değil; Kasımpaşalı Tayyip Erdoğan vardı…

Milletimiz de Kasımpaşalı Tayyip Erdoğan’ın arkasında, dimdik duruyor ve liderini bağrına basarak, şöyle diyordu: Dik dur eğilme! Millet seninle!

Uluslararası derin karanlık güçler, kuduruyorlardı. Ne yapmalı, nasıl etmeli de, bu Erdoğan belasından kurtulmalı idi…?

Ve karar verdiler, Kasımpaşalı Tayyip Erdoğan ancak, Müslüman birileriyle baş eğdirilebilirdi…

Cemaat ve Fethullah Gülen Efendi devreye sokuldu…

Ne olduyu anlatmaya çalıştım. Ne olabilir ve Ne yapmalıyız?  

Bir sonraki yazıda cevap aramaya çalışalım, ama Rabbimizin şu ayetini bir kere daha hatırlayalım: “Zira bir topluluk kendilerini değiştirmedikçe, ALLAH onlara verdiği nimetleri değiştirecek değildir. ALLAH İşitendir, Bilendir.” ENFAL SURESİ – 53 (8-53)

Mehmet Ali Tekin Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle