Kudüs Şehidimiz Durmuş Öztürk’ü Unutmadık
Klasik bir deyimdir, ‘unutmayalım, unutturmayalım’…
Önemine dikkat çekilmek istenen olay ve günler için, çokça kullanılan bir deyimdir.
Bu deyim, belki de en çok ‘12 Eylül’ için kullanılmıştır.
Evet ‘12 Eylül’ü unutmayalım, unutturmayalım.
İstiklâl Mahkemeleri’nden sonra, en şiddetli zulümlerin yapıldığı ve en haksız uygulamaların yapıldığı bir dönemdir, 12 Eylül dönemi.
Özellikle Ankara Mamak ve Diyarbakır Cezaevlerinde yapılan işkenceler, hafsalanın alamayacağı nitelikteydi. Diyarbakır Cezaevi’nde öyle işkenceler yapıldı ki, yapılan bu işkenceleri anlattığınızda dinleyen insanların birçoğu, daha düne kadar, böyle bir şeyin olmayacağını olamayacağını ve sizin bunu uydurduğunuzu söylerdi. 2008’li yıllardan sonra, Türkiye’de özellikle medyada olan çok seslilik, bu işkencelerin dillenmesine vesile oldu. Özellikle Güneydoğu’da Kürt Halkı’na, 12 Eylül’den sonra ve 1990’lı yıllarda yapılan sistematik işkenceleri; Tevhid Dergisi’nde yayınladığımızda, İslami kesimden bir çok kimse bile, bize inanmıyor ‘Siz de amma abartıyorsunuz..!’ diyorlardı.
Yaşı 45’in üzerinde olmayanlar, 12 Eylül döneminde yaşananları görmediler. Yaşı 45’in üzerinde olan her Türkiyeli, 12 Eylül uygulamalarından, nasibini almıştır. Özellikle 1983-84’lü yıllara kadar, şehir merkezlerinde ve şehirlerarası yollarda yapılan aramalardan, her Türkiyeli nasibini almıştır.
Bu aramalarda bir ölçü, kanun olmadığı için, arama yapan polis ve askerin vicdanına kalmış bir uygulamaydı, tüm aramalar. Üzeriniz en ince ayrıntısına kadar aranır, çantanız veya elinizdeki torbada bulunan her şey, yere dökülür ve didik didik edilirdi. Bu aramalar esnasında maruz kaldığınız hakaretler de, aramanın KDV’siydi…
Henüz 12 Eylül darbesi yapılmamış, fakat hemen hemen tüm Türkiye’de, sıkıyönetim vardır, cadde ve sokaklarda askerler devriye gezmektedirler. Askerler, zaman zaman keyfi davranmaktadır.
Bu keyfi davranışların birisinde de, Ankara’lı bir Akıncı Kardeşimiz, askerlerin açtığı ateş sonucu şehid olmuştu.
Dönemin Milli Selamet Partisi Konya’da Kudüs Günü çerçevesinde, bir miting düzenler. Bu mitinge katılmak için hazırlık yapan, Ankara Yenimahalle Akıncılarından bir grup genç de, sabah namazlarını kıldıktan sonra; mitinge katılmak için, Yenimahalle’den Ulus’a gitme hazırlıkları yaparlarken; aralarından bir ikisi de, söz konusu mitingin afişlerini duvarlara asmaktadır.
Sabahın erken saatleridir ve hava alacakaranlıktır. Devriye gezen askerlerden bir tanesi, daha ne olup bittiğini öğrenmeden silahını ateşler ve afiş yapıştıran gençler arasında bulunan, Durmuş Öztürk bu kurşunlara hedef olur ve oracıkta şehid olur.
Kudüs Mitingi afişi asarken şehid olan Durmuş Öztürk’ün babası Sayın Numan Öztürk, dönemin Milli Gazete muhabirine, ciğerparesinin şehid olması ile ilgili olarak şunları söyler:
“Her şeyden önce, Kudüs’ün anlamını izah etmekte fayda görüyorum.
Mescid-i Aksa Kudüs’tedir.
Burada kılınacak olan bir vakit namazın sevabı, diğerlerinden kat kat fazladır.
Bu mübarek beldeyi, kafirler işgal ettiler. Yaktılar, yıktılar.
Şimdi de, tamamen ortadan kaldırmak istiyorlar.
Vatanımızdan giden hacılar, Mescid-i Aksa’yı ziyaret sevabından mahrumdurlar.
Hacca gideceklere soruyorum: Burayı görmek istemez misiniz?
İstiyorsanız, uyuşukluğu, pısırıklığı bırakın.
Allah rızası için cihada buyurun.
Kur’an’da lânetlenmiş Yahudi milleti, Kudüs’ü istilaya kalkarken, biz Müslümanlar daha uyuyacak mıyız?
Bütün varlığımızla mücadele vermemiz gerekirken, maalesef büyük kitleler halindeki müslümanlar, bundan habersizce yaşamaktadır.
Akıncı gençler, bunun mücadelesini vermektedirler. Bu mücadeleyi başımızdaki yöneticiler yapacakken, millet adına buna mecbur oldukları hâlde, aksine bu mücadeleyi veren imanlı evlatlarımıza, silah çekiliyor.
Bu uğurda, yıllardan beri mücadele vermekteyiz.
Şehid verdikçe, mücadelemiz daha da alevlenecek ve kuvvetlenecektir.
Oğlum, bu mücadele içerisinde, inşaallah şehid olarak gitmiştir.
Bin tane oğlum olsa; bu uğurda, iman ve İslam davası yolunda, bini de feda olsun.
Katiyyen gam ve keder duymam.
Allah bizimle beraberdir.
Bizim için hayatın gayesi, bu dünyanın çirkefi değil, öbür alemin nimetidir.”
Önemine dikkat çekilmek istenen olay ve günler için, çokça kullanılan bir deyimdir.
Bu deyim, belki de en çok ‘12 Eylül’ için kullanılmıştır.
Evet ‘12 Eylül’ü unutmayalım, unutturmayalım.
İstiklâl Mahkemeleri’nden sonra, en şiddetli zulümlerin yapıldığı ve en haksız uygulamaların yapıldığı bir dönemdir, 12 Eylül dönemi.
Özellikle Ankara Mamak ve Diyarbakır Cezaevlerinde yapılan işkenceler, hafsalanın alamayacağı nitelikteydi. Diyarbakır Cezaevi’nde öyle işkenceler yapıldı ki, yapılan bu işkenceleri anlattığınızda dinleyen insanların birçoğu, daha düne kadar, böyle bir şeyin olmayacağını olamayacağını ve sizin bunu uydurduğunuzu söylerdi. 2008’li yıllardan sonra, Türkiye’de özellikle medyada olan çok seslilik, bu işkencelerin dillenmesine vesile oldu. Özellikle Güneydoğu’da Kürt Halkı’na, 12 Eylül’den sonra ve 1990’lı yıllarda yapılan sistematik işkenceleri; Tevhid Dergisi’nde yayınladığımızda, İslami kesimden bir çok kimse bile, bize inanmıyor ‘Siz de amma abartıyorsunuz..!’ diyorlardı.
Yaşı 45’in üzerinde olmayanlar, 12 Eylül döneminde yaşananları görmediler. Yaşı 45’in üzerinde olan her Türkiyeli, 12 Eylül uygulamalarından, nasibini almıştır. Özellikle 1983-84’lü yıllara kadar, şehir merkezlerinde ve şehirlerarası yollarda yapılan aramalardan, her Türkiyeli nasibini almıştır.
Bu aramalarda bir ölçü, kanun olmadığı için, arama yapan polis ve askerin vicdanına kalmış bir uygulamaydı, tüm aramalar. Üzeriniz en ince ayrıntısına kadar aranır, çantanız veya elinizdeki torbada bulunan her şey, yere dökülür ve didik didik edilirdi. Bu aramalar esnasında maruz kaldığınız hakaretler de, aramanın KDV’siydi…
Henüz 12 Eylül darbesi yapılmamış, fakat hemen hemen tüm Türkiye’de, sıkıyönetim vardır, cadde ve sokaklarda askerler devriye gezmektedirler. Askerler, zaman zaman keyfi davranmaktadır.
Bu keyfi davranışların birisinde de, Ankara’lı bir Akıncı Kardeşimiz, askerlerin açtığı ateş sonucu şehid olmuştu.
Dönemin Milli Selamet Partisi Konya’da Kudüs Günü çerçevesinde, bir miting düzenler. Bu mitinge katılmak için hazırlık yapan, Ankara Yenimahalle Akıncılarından bir grup genç de, sabah namazlarını kıldıktan sonra; mitinge katılmak için, Yenimahalle’den Ulus’a gitme hazırlıkları yaparlarken; aralarından bir ikisi de, söz konusu mitingin afişlerini duvarlara asmaktadır.
Sabahın erken saatleridir ve hava alacakaranlıktır. Devriye gezen askerlerden bir tanesi, daha ne olup bittiğini öğrenmeden silahını ateşler ve afiş yapıştıran gençler arasında bulunan, Durmuş Öztürk bu kurşunlara hedef olur ve oracıkta şehid olur.
Kudüs Mitingi afişi asarken şehid olan Durmuş Öztürk’ün babası Sayın Numan Öztürk, dönemin Milli Gazete muhabirine, ciğerparesinin şehid olması ile ilgili olarak şunları söyler:
“Her şeyden önce, Kudüs’ün anlamını izah etmekte fayda görüyorum.
Mescid-i Aksa Kudüs’tedir.
Burada kılınacak olan bir vakit namazın sevabı, diğerlerinden kat kat fazladır.
Bu mübarek beldeyi, kafirler işgal ettiler. Yaktılar, yıktılar.
Şimdi de, tamamen ortadan kaldırmak istiyorlar.
Vatanımızdan giden hacılar, Mescid-i Aksa’yı ziyaret sevabından mahrumdurlar.
Hacca gideceklere soruyorum: Burayı görmek istemez misiniz?
İstiyorsanız, uyuşukluğu, pısırıklığı bırakın.
Allah rızası için cihada buyurun.
Kur’an’da lânetlenmiş Yahudi milleti, Kudüs’ü istilaya kalkarken, biz Müslümanlar daha uyuyacak mıyız?
Bütün varlığımızla mücadele vermemiz gerekirken, maalesef büyük kitleler halindeki müslümanlar, bundan habersizce yaşamaktadır.
Akıncı gençler, bunun mücadelesini vermektedirler. Bu mücadeleyi başımızdaki yöneticiler yapacakken, millet adına buna mecbur oldukları hâlde, aksine bu mücadeleyi veren imanlı evlatlarımıza, silah çekiliyor.
Bu uğurda, yıllardan beri mücadele vermekteyiz.
Şehid verdikçe, mücadelemiz daha da alevlenecek ve kuvvetlenecektir.
Oğlum, bu mücadele içerisinde, inşaallah şehid olarak gitmiştir.
Bin tane oğlum olsa; bu uğurda, iman ve İslam davası yolunda, bini de feda olsun.
Katiyyen gam ve keder duymam.
Allah bizimle beraberdir.
Bizim için hayatın gayesi, bu dünyanın çirkefi değil, öbür alemin nimetidir.”


