--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

İran’ın Batıyla Anlaşması Türkiye İçin Ne İfade Ediyor?

Mehmet Ali Tekin
Mehmet Ali Tekin

Ajanslar, 14 Temmuz 2015 günü İran ile Batılı devletler arasında, Avusturya’nın başkenti Viyana’da gerçekleştirilen nükleer müzakerelerde, anlaşmaya varıldığı haberini geçti.

Bu haberi müteakip İran ve diğer devletlerin çeşitli düzeylerdeki yetkililerinden, anlaşmayla ilgili yorumlar geldi…

Obama: “Anlaşmayı denetleme, gözetleme şansımız var. Bu anlaşmadan vazgeçmek, sorumsuzluk olurdu.” dedi.

Ruhani:  “Allah ulusumuzun dualarını kabul etti. İran ekonomisinin yaptırımlara rağmen büyüdüğünü; anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle, tüm yaptırımlar askıya alınmayacak, kalkacak.” diye konuştu.

İRAN-ABD İLİŞKİLERİNİN KESİLMESİ

İran’da İslam Devrimi’nin gerçekleşmesinden aylar sonra, Üniversite öğrencileri, ‘Casusluk yuvası’ olarak adlandırdıkları ABD elçiliğini basarak, 52 elçilik çalışanını rehin almasıyla, İran ile ABD arasında ilişkiler resmen kesildi.

ABD bu olaydan sonra İran’a yaptırımlar uygulamaya başladı. Yaptırımlar, 1996 yılında Libya da dahil edilerek, kapsamı genişletildi. 

ABD’nin baskısıyla, BM Güvenlik Konseyi de 2006 yılından itibaren 1696, 1737, 1747, 1803 ve 1929 nolu kararlar ile İran’a ekonomik yaptırımları başlattı. BM’in 10 Haziran 2010 tarihinde, ambargoyu genişletme kararı almasından sonra ABD; İran ile bankalar arası para akışını durdurma, kararı aldı.

İRAN-TÜRKİYE TİCARET İLİŞKİLERİNE ABD MÜDAHALESİ

Bu yaptırımlara rağmen, Avrupa ve hatta Amerika’nın birçok şirketi, üçüncü ülkelerde kurdukları şirketler vasıtasıyla; İran’lı şirketlerle gizli gizli ticaret yaptıkları, Avrupa ve Amerika’da yayın organlarında yer aldı.

Buna rağmen ABD yetkilileri, 2010 Ağustos ayında Türkiye’ye gelerek; BM ve AB’nin İran’a yaptırım kararını hatırlatarak, “Türk bankalarının İran bankalarına akreditif açmaktan vazgeçmesini” istedi, aksi hâlde “ABD ve AB’nin Türk bankalarını finansal sisteminden çıkaracağı” tehdidinde bulundular.

HALK BANKASI HEDEFE ALINIYOR

İran’la ticaret yapan Türk işadamları, parasını Bank Mellat’la akreditif işlemleri yoluyla, Türk bankalarından ve çoğunlukla da Halkbank’tan alıyordu. Türkiye’nin İran’dan yaptığı doğalgaz ithalatının bedeli İran Milli Gaz Şirketi’ne Halkbank üzerinden ödenmekteydi. Halkbank, diğer bankalar gibi Türk işadamlarının, İran’da yaptıkları işlerle ilgili finansal işlemleri için İran bankalarına, akredif açmaktaydı.

2010 Ağustos ayında Türkiye’ye gelen ABD’li yetkililer, Ankara’da BDDK, Hazine ve Halkbank yönetimini ziyaret ettiler. BM ve Avrupa Birliği’nin İran’a yaptırım kararını hatırlatarak, Türk bankalarının İran bankalarına akreditif açmaktan vazgeçmesini istedi ve aksi takdirde “ABD ve AB’nin Türk bankalarını finansal sisteminden çıkaracağı” tehdidinde bulundular. Halkbankası, özellikle İngiltere ve ABD’nin bazı kuruluşlarının yaptığı gibi; İran’la dolaylı ilişkilerini, devam ettirdi.

ABD’nin kara listeye aldığı Halkbank, 17 Aralık Darbe girişiminde bulunan Paralel Örgüt eliyle, ‘Altın kaçakçılığı, karapara aklama’ suçlamasıyla, karşı karşıya bırakılıyordu…

ABD ve BATI İRAN’LA ANLAŞMAK İSTİYOR

İran’ın nükleer güç elde etme çalışmaları, Batılı ülkeleri ve özellikle ABD’yi derinden kaygılandırıyordu. Ana neden, İsrail’in güvenliğinin tehlikeye girmesiydi.

İran’ı dize getirmek için uygulanan ambargolar, İran toplumunda rahatsızlıklar oluştursa da, toplumda yöneticilere karşı, bir tepki oluşturmuyordu. Ambargoyla, İran rejimini dize getiremeyeceğini anlayan ABD; AB ülkelerini devreye sokarak, İran’la uzlaşma sinyalleri verdi. 

24 Kasım 2013’te İsviçre’nin Cenevre kentinde, geçici bir anlaşma yapıldı. Ve nihayet 14 Temmuz 2015’de kesin anlaşmaya varıldı.

TÜRKİYE’YE NE GETİRİR NE GÖTÜRÜR

Halkı Müslüman olan ülkeler arasında, 3 eski ve büyük ülke vardır: Türkiye, İran ve Mısır…

İran ve Türkiye, komşu olmaları hasebiyle uzun bir tarihi geçmişe sahiptirler.

Türkiye’nin komşularıyla olan sınırlar içinde, emperyal devletler tarafından çizilmeyen, tek sınır İran’dır…

Safeviler ve Osmanlı’lar birçok kereler savaştı. Sonunda iki devlet arasında 1639 yılında Kasr-ı Şirin Antlaşması’yla sınırlar belirlendi. O tarihten beri, bu sınır değişmemiştir. 

İran-Irak savaşı döneminde, Türkiye’nin aktif tarafsızlık politikası, her iki tarafı da hoşnut etmişti. İran ve Irak, savaştan dolayı, diplomatik münasebetlerini kesince; her iki taraf, menfaatlerinin korunmasını Türkiye’ye, Türkiye’nin Tahran ve Bağdat büyükelçiliklerine devrettiler.

Özal hükümetleri döneminde Türkiye; İran’ın batıya çıkış kapısı, olma özelliğine sahip oldu. Özal döneminde İran’la ticaret hacmimiz, 2 Milyar dolara ulaşmıştı.

Özal sonrası hükümetler döneminde, ticaretimiz gerilemiş ve 1998 yılına gelindiğinde, 600 milyon dolarlar seviyesine geriledi.

Tayyip Erdoğan’ın iktidara geldiği 2002 yılında, Türkiye ile İran arasındaki ticaret hacmi, 2 Milyar dolarlar seviyesinde idi. 2013 sonu itibariyle bu rakam, 15 Milyara yükseldi.

Suriye buhranında iki ülke karşı karşıya gelmesine rağmen, 29 Ocak 2014 tarihinde Tahran’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile İran İslam Cumhuriyeti Arasındaki Tercihli Ticaret Anlaşması”, 1 Ocak 2015’te devreye girmesiyle, yılın ilk 6 ayında, İran’a yüzde 30 ihracat artışı gerçekleşmiştir.

İRAN FIRSATLAR ÜLKESİ OLMAYA ADAY

Türkiyeli tacirler açısından önemli bir avantaj, İran nüfusunun üçte biri, Türkçe konuşmaktadır… Türkiye’yle İran arasındaki anlaşma gereği, İran’da yatırım yapmak isteyen Türkiyeli sanayicilerin, İran’da yapacakları yatırım, çifte vergilendirmeden muaftırlar…

50 yaşın üzerindeki Türkiye insanı, şu sözü iyi hatırlar:  ‘Alman malı kaliteli ve sağlamdır..’

Türkiye’nin ihraç ettiği mallar, özellikle 2008 sonrası, İran piyasasında çok tutulmaktadır..

‘Türk malıysa kalitelidir’ sözü, İran halkı arasında çok kullanılmaktadır… 

Ne duruyoruz…? ‘Türkiyeli tüccarla iş yapılır…’ deyimini de, İran tacirine söyletelim…

Mehmet Ali Tekin Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle