Hanedana Yapılan Zulümler
Sürgün...
Yokluk, sefalet, sıkıntı, çaresizlik...
Çoluk çocuğun açlık, sıkıntı çekerken; onun sıkıntısını giderememenin verdiği elem ve ızdırab...
Bütün bu sıkıntılara maruz bırakılan, Osmanlı hanedanı...
Anadolu topraklarını, burada yaşayanlara yurt olarak bırakan ecdad...
Anadolu’da, Kafkasya’da, Afrika’da, Balkanlar’da...
Hakim olduğu tüm topraklarda, yüzyıllar boyunca adaletle hükmetmiş Osmanlı...
Bir gün ani bir kararla, hiç beklenmeyen bir anda, memleketini terk etmek zorunda bırakılan hanedan...
Emanete hıyanet etmemek için, ellerinde bulunan değerli mücevher ve altınlara, el sürmeden öylece bırakıp, giden hanedan fertleri...
“Adile Sultan, elinde bez, yerleri siliyor. Herhâlde bizi namazdan sonra geliriz, diye tahmin etmiş olmalı... Aman hazret dön; sultan bizi görmesin, perişan olur. Sultan Abdülhamid’in torunu yerleri, taşları siliyor. Aman dönelim!”
Yurtdışına sürgün edilip, elin gâvuruna hizmetçiliğe mahkûm edilen hânedan...
Diğer tarafta, Osmanlı’nın mirasına konanlar, rakı sofralarında keyf çatanlar...
“Gazi’yi Derince’de karşıladık. Hep birlikte Reşit Paşa Vapuruna geçtik. Burada, evvela vilayet erkânı ve beraberindeki heyetler, sonra Gülnihal’den gelen belediye erkânı ve beraberindeki heyetler, kendilerine takdim edildiler. Gemide o zamanki İktisat Vekili Ali Cenanî, Kolordu Komutanı Emin Paşa, Çolak İbrahim Bey, Fuat Bulca, Kılıç Ali, Salih Bozok, Başyaver Ruüsuhî ile sair zevat da hazır bulunuyorlardı. Muazzam bir sofra kuruldu.
Bu sofranın biricik kadın misafiri, bayan Rasim Ferit Talay’dı.
Yemek hayli ilerlemiş, vakit gece yarısını aşmıştı. Bazı arkadaşlar sazın iştiraki ile zeybek oyununa kalktılar. Bilenler gayet güzel oynuyor ve toplantıya ayrı bir neşe veriyorlardı. Bir ara muzip bir arkadaş, Gazi’nin kulağına, “ Emredin de şehremini de bir zeybek oynasın” dedi. Hâlbuki ben, hayatımda zeybek oynamış bir insan değildim.
Emrettiler. Fakat ben bilmediğimi, arzu ederlerse dans edebileceğimi, fakat dam bulunmadığını söyleyerek özür diledim. Bu, pek hoşlarına gitti. “Beraber dans edelim.” Kalktılar, gemide caz olmadığı için, bir Darülelhan talebesinin, vapurun piyanosunda çaldığı fokstrot ile dansa başladık. Çok güzel dans ediyorlardı. Bir iki döndükten sonra arzu ettikleri takdirde dans bilen bir bayanı diğer vapurlardan getirtmemizi teklif ettim. Kabul ettiler ve böylece Gülnihal vapurundaki davetliler arasında bulunan Tramvay Şirketi Müdürü Bay ve Bayan Hansens’i sofraya çağırttık.
Bayan Hansens ile evvela Ata, sonra ben ve diğer bazı arkadaşlar dans ettiler. Bu toplantı, sabahın beşine kadar sürmüştü. O gün öğleye doğru Atatürk, Yunus torpidobotu ile Gülnihal’e geçerek, oradaki şehir halkına iade-i ziyarette bulundu. Bilâhare hep birlikte Ertuğrul yatına döndük ve Mudanya’ya kadar kendilerine refakat ettik. Gazi, buradan Bursa’ya hareket etti. Biz de İstanbul’a döndük” (1)
“Onların başına gelen felâket kimin başına gelmiştir? Haydi rejim değişecek, padişahı ve etrafındaki birkaç kişiyi hudut harici ettin! Bir kere, bunları sefil perişan edip de, dünyaya karşı kendini rezil rüsva etmeyecektin.
Ya ötekilerin günahı neydi? Çoluk çocuk, kadınlar, damatlar, gelinler, uzak yakın akrabalığı bulunan Osmanoğulları, neden, bir günde apar topar sürüldüler? Bu insanların, evi barkı, işi gücü, ailesi var. Nereye gidecek, nerede yaşayacak, nasıl geçinecek, çocuklar ne olacak?
Altıyüz elli senelik hanedanın yaptığı hizmetlerin karşılığı böyle mi verilecekti? Bunların suçu ne, kime ne yapmışlar? Böyle zulüm böyle haksızlık olur mu?
HAÇLILAR'IN İNTİKAMI
Osmanoğullarından, ehl-i salip, haçlılar, Avrupa intikamını bu şekilde aldı: “Sizin ecdadınız mıydı, Kosovalara gelen, Vivanaları kuşatan, haçlı ordularını yenen, İstanbul’u alan, çan kulelerinde ezan okutan? Çekin bakalım cezanızı” dediler. (2)
(1)- Atatürk’ün Sofrası – Baki Sarısakal – Yeni Gazete 12 Eylül 1947
(2)- Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar- M. Ertuğrul Düzdağ -1. Cild Sayfa: 373


