--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

‘En Büyük İbadet Hakk’ı Müdafaa Etmektir’

Mehmet Ali Tekin
Mehmet Ali Tekin

Laik Despotik cumhuriyet rejimi, İslam’ı çağrıştıran her sembole ve olguya karşı, amansız bir düşmanlık sergileyerek; İslam’ın yüzyıllarca bayraktarlığını yapan, Anadolu halkını İslam’dan koparmak için, tüm güçlerini seferber etmişti.
Cumhuriyetin ilk yıllarında, Osmanlının yetiştirdiği İslam âlimlerinin kimini nahak yere idam cezasına çarptırarak, kimini yıllarca zindanlarda çürüterek, İslam ile halkın bağlarını koparmayı başarmıştı.
Anadolu halkı, her türlü kıyıma, zorbalığa karşı, direniş metodları geliştirmeyi başardı. Her türlü bedel ödemeyi göze alarak; samanlıklarda, kuytu köşelerde, çocuklarına gizli gizli İslâm eğitimi verdi.
Devletin tüm idari kadrolarına, İslam düşmanları yerleşmiş, nerede bir İslami gelişme görürse, hemen üzerine giderek; İslam’ı Anadolu halkının gönlünden çıkarmak için, can siperane uğraşıyorlardı.
Cumhuriyet dönemi boyunca, İslam düşmanlığı ve İslam toplumlarından kopma çalışmaları, zirve yapmıştı. Halkı Müslüman olan tüm coğrafyalarla ilişkiler kesilmiş, âdetâ düşman olunmuş; İsrail’i ilk tanıyan Laik cumhuriyet olunmakla övünülen, bir Cumhuriyete dönüşmüştük.
İşte böyle bir atmosferde, ellerinde kıt kanaat imkânlarla İslamî mücadele vermeye çabalıyordu, Anadolu insanı.
Bu mücadele insanlarından birisi de Metin Yüksel…
Daha çocuk denilecek yaşlarda, İslamî mücadeleye başlamış Metin Yüksel…
Anadolu coğrafyasının, Cumhuriyet dönemi önemli Alimlerinden birisi olan, Sadreddin Yüksel’in oğlu Metin Yüksel…
1970’li yıllarda İslami mücadelenin karargâhlarından, MTTB ve Akıncılar’da yaptığı çalışmalarla, Anadolu insanının sesi olmasıyla, zamanına damgasını vurmuş olan Metin Yüksel…
Yaşca küçük olmasına rağmen, yaptığı çalışmalarla, Üniversite talebelerine öncülük ederek, onların reisi olmayı hak etmiş bir lider Metin Yüksel…
Bugün, Metin Yüksel’in şehadet yıldönümü.
Bundan tam 35 yıl önce şehid edildi, Metin Yüksel…
Karlı bir 23 Şubat günü, Cuma namazı çıkışında, Fatih Camii avlusunda, şehid edildi.
O’nu şehid eden, (kendilerini Ülkücü-Milliyetçi olarak adlandıran) ırkçılardı… Uzun yıllar inkâr ettiler, Metin Yüksel’i şehid ettiklerini.
Olayın hemen akabinde, ‘Biz yapmadık, bize iftira ediliyor.’ diye propaganda yaptılar.
Yıllar içerisinde bu ‘Biz olayda bulunduk. Allah affetsin’ şekline büründü.
Kan davası gütmüyoruz…
Şehid Metinimizin, Fatih Camii avlusunda karları kızıla boyayan ‘kanı’nın, davasını değil; Metin Yüksel’in davasının, mücadelesinin sözcüsü olmaya gayret ediyoruz…
Metin Yüksel’in şehid edilişini ve her yıldönümünde, çeşitli etkinliklerle, Metin Yüksel’i anmamız; kan davasını gütmek değil, ‘En büyük ibadet; Hakkı müdafaa etmektir’ diye meydanlarda haykıran ve tüm haksızlıklara karşı; özellikle de laik sistemin zulmüne karşı mücadele veren, Metin’imizin mücadele aşkını, gelecek nesillere aktarmak için, gayret ediyoruz…
Metin Yüksel’i en iyi tanıyanlardan birisi olan Muhterem Selehaddin Eş Ağabey, Sadreddin Yüksel Hocamızın vefatı münasebetiyle yazdığı yazıdan bir bölüm; Metin Yüksel’in kişiliğini ve mücadelesini bir nebze olsun, sizlere aktarmış olabilirim diye düşünüyorum.
 “Bir gün, ‘Ülkücü’ denilen kesimden, bir grup gelmişti yanıma.. Metin’e arka çıkmamam gerektiğini hatırlatıyorlardı. Gerekçeleri de, O’nun ‘komünist’ olabileceği idi. ‘Deliliniz nedir?’ diye sorduğumda, ‘Geçen hafta, Ankara- Demetevler’de, bizim arkadaşların kontrolündeki Şentepe semtine, güpe-gündüz daldı. Öyle bir silah kullanıyordu ki, ancak, komünistler öyle silah kullanabilir.’ demişlerdi.. (12 Eylül öncesinde şehirlerin, mahallelerin ‘Komünist, Ülkücü ve Akıncı gibi ideolojik gruplar elinde kurtarılmış bölgeler halinde taksim edildiğini bilmeyenler, bu anlattıklarımın ne mânaya geldiğini anlamakta zorlanabilirler.) İstanbul’un özellikle Fatih bölgesi de, genel olarak ‘Deli Metin’den sorulurdu.
Metin’e yakıştırdığımız bu ‘delilik’ lakabını rahmetli hoca da, sevecenlikle, ‘bizim delioğlan.’ diye tekrarlardı, bazen. 1978-79’larda, haftalık Tevhîd dergisini çıkardığımız dönemde, Metin de sık sık gelir ve ne zaman namaza duracak olsak, hemen o da katılırdı. Bir gün, kendisine, ‘Metin, ne o, ‘bizim abdestimiz sürekli olarak alınmıştır!’ mı diyorsun?’ diye takıldığımda, ‘Âbi, birgün bir kurşunla gideceğiz, onun için, hep hazırlıklı olmalıyım..’ demişti.. Öyle de oldu. Şubat-79’un son haftasında, soğuk mu soğuk bir Cum’a günü, Lâleli’nin arka sokaklarında bulunan dergi bürosunda, arkadaşların hazırladığı çorbayı, içimizi de ısıtmak için içmeye hazırlanıyorduk ki, Metin’in Fatih Camii’nden çıkışta öldürüldüğü haberi gelivermişti.”

Mehmet Ali Tekin Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle