Dikenler, Sevgiyle Güle Dönüşür
1 Eylül Dünya Barış Günü’nde, İranlı bir anne, Maltepe Belediyesi’nin misafiriydi… İranlı Anne, bize ve bütün dünyaya bir mesaj verdi…
Affetme…
Bu mesaj çok önemliydi…
Kin ve nefret girdabında boğulmaya yüz tutmuş insanlığa…
Verilen bu mesaj, gerçekten önemliydi…
İranlı anne Samareh Ali Nezhad’in oğlu Abdullah Hüseyinzade, 2007’de 18 yaşındayken, İran’ın Mazandaran Bölgesi’nde çıkan bir sokak kavgasında, arkadaşı Balal tarafından bıçaklanarak öldürülmüştü…
Samareh Ali Nezhad ise, “Ülkemizde söylediğimiz bir söz vardır: Sevgiyle, muhabbetle bütün dikenler, güle dönüşür. İnsanlar kin ve nefret yerine sevgiyi geliştirdikçe, daha iyi günleri göreceğiz. Kin ve nefret, insanın kalbini karartır, sevgiyse aydınlatır. Affetmenin insana verdiği iç huzuru, kısas ve intikam duygusu, hiçbir zaman veremez. Affettikten sonra, iç dünyamda çok farklı bir huzur yaşamaya başladım. İnanıyordum ki oğlum öbür dünyada çok iyi yerde ve rahat.”
Bizleri yaradan Yüce Rabbimiz de böyle buyurmuyor muydu…?
“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır.” (Bakara Suresi-178)
Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir…
Rabbimiz, affetmenin daha faziletli olduğunu buyurmaktadır…
Peygamber Efendimiz (S.A.V), her şeyde olduğu gibi affetmeyi de, en güzel şekilde bize öğretti…
Hatırlayalım…
Mekke müşrikleri, Sevgili Peygamberimize neler yapmadılar…
İslam’ın ilk yıllarında, Peygamberimize ve Müslümanlara yapmadıklarını bırakmadılar…
Ebu Cehil’in teşvikiyle Ukbe bin Ebu Muayt, Kabe’de namaz kılarken Sevgili Peygamberimiz tam secdeye gittiğinde; sırtına, kızgın çöl sıcağında kokmuş bulunan, deve işkembesini, boca etmedi mi…?
Hz. Ammar ve eşi Hz. Sümeyye’yi çölde direklere bağlayıp, kavurucu güneşin altında aç-susuz bırakarak, şehid etmediler mi?
Hz. Bilal’i kavurucu çöl sıcağında, kızgın kayalarla göğsünü dağlamadılar mı?
Hele Habbab bin Eret’e yapılanlar…
Bir gün kızgın demirle başı dağlanıyor…
Başka bir gün…
Bir meydana büyük bir ateş yakılıyor ve Habbab bin Eret, elleri bağlı yüzükoyun bu ateşin üzerine bastırılıyor…
Ateş sönene kadar, Habbab’ın vücudunun çoğu yanıyordu…
Peygamber ve Müslümanlar bir süre sonra, Medine’ye hicret ederler…
Peygamber ve ordusu yıllar sonra Mekke’yi kuşatır…
Ebu Süfyan’ı elçi gönderir, Mekke müşrikleri…
Peygamberden aman dilerler…
Peygamberden Af dilerler…
Peygamber Efendimiz buyurdu:
“Kim, Ebû Süf-yan’ın evine girerse, emindir!”
“Kim, Mescid-i Haram’a girer, sığınırsa, emindir!”
“Kim, kapısını üzerine kapayıp evinde oturursa, ona eman verilmiştir!”
Sevgili Peygamberimiz Mekke’ye girerken ordusuna emretti:
“Size karşı konulmadıkça, size saldırılmadıkça, hiç kimseyle çarpışmaya girmeyeceksiniz, hiç kimseyi öldürmeyeceksiniz!”
İkrime b. Ebî Cehl, Abdullah b. Sa’d b. Ebî Serh, Hab-bâr b. Es-ved b. Mut-tâlib, Hüveyris b. Nukayz, Mıkyes b. Su-bâbe el-Leysî, Abdullah Hilâl b. Hatal, Hind binti Utbe b. Rebîa, Şarkıcı Sâre, Ku-reyne ve Ernebe haricinde herkese eman verildi…
Peygamberimiz Kabe’ye girdi ve bir hutbe irad etti…
Hutbenin sonunda:
“Ey Ku-reyş toplu-luğu! Şimdi hakkınızda benim ne yapacağımı tahmin edersiniz?” diye sordu.
Ku-reyşliler, “Sen, kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin! Kerem ve iyi-lik sahibi bir kardeş oğlusun! Ancak bize hayır ve iyilik yapacağına inanırız.” dediler.
“Benim hâlimle sizin hâliniz, Yusuf’un (a.s.) kardeşlerine dediğinin tıpkısı olacaktır.
“Yusuf’un (a.s.) kardeşlerine dediği gibi ben de diyorum: ‘Size bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yok! Allah, sizi bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir!’ (Yusuf Suresi- 92).
“Gidiniz, sizler serbestsiniz!”


