Cezaevi ödüldür bize
Geçen haftaki yazımda, ‘Karanlık Güçler (Fetenyahu Örgütü)’nün kurduğu kumpasla, cezaevine düşürülüşümüzü anlattım...
Yıllar önce yazdığım, cezaevi günlerinden bahsettiğim bir yazımı, sizlerle tekrar paylaşmak istiyorum...
Yüce Rabbimizin emriyle, bir haftadır Ramazan orucu tutuyoruz.
Ramazan, ‘Yaz sonunda, güz mevsiminin öncesinde yağıp, yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur anlamına “ramda” sözcüğünden’ türemiş bir kelime.
Bir diğer anlamı ise ‘Güneşin sıcaklığından, taşların yanıp kızgın hâle gelmesi, anlamına olan “ramad” kelimesinden’ geldiği söylenir.
Yağmurun yeryüzünü temizlemesi gibi, Ramazan orucu da, insanoğlunu günahlarından arındırıp, temizlenmesini sağlar. Oruçlu kimse, açlık ve susuzluk ile hararetlenir, içi yanar ve böylece günahları da erir, yanar gider.
Eskilerin deyimiyle Medrese-i Yusufiye, yakın geçmişimizdeki deyimiyle Mapushane, son dönemlerdeki isimlendirmeyle Cezaevi, bir nevi arınma mekânıdır.
Cezaevi, yaşadığımız dünya gerçeklerinden bir olgu. Cezaevine düşmeyen veya bir yakını cezaevine girmeyenler için, bir muamma. Cezaevi olgusu ile bir şekilde tanışanlar ise, değişik bir dünya gerçeği ile yüzleşirler. Cezaeviyle bir şekilde ilişki kuranlar, öncelikle ayrılık, hasret, özgürlük kavramlarıyla, daha yakından tanışırlar. Ayrılık, hasret ve özgürlük mefhumlarının, ne ifade ettiğini gerçek anlamıyla kavrayanların, dünyasıdır cezaevi. Bu ve benzeri duyguların, en yoğun ve en içten, en gerçekçi bir şekilde yaşanılan mekânlardır cezaevi.
Özgür ortamda hissedilen anne, baba, eş, evlat, arkadaş sevgisi; birçok sevginin üzerindedir.
Anne, baba, eş, evlat, arkadaş sevgisinin derecesini, test etmek isteyen varsa; en iyi ve en sağlıklı, en doğru test etme mekânı, cezaevidir.
İnsanoğlu, her gün beraber yaşadığı bu yakınlarının kıymetini, özgür ortamda iken, pek kavrayamıyor veya farkına varamıyor. Cezaevi, bu sevginin kıymetini, derecesini en iyi kavrama mekânı olduğunu, bu satırların sahibi de, bizzat yaşayarak öğrendi.
Hz. İbrahim ‘öldükten sonra dirilmenin’ nasıllığından, ‘mutmain’ olmasını, Bakara Suresi 260. ayetinde, Yüce Rabbimiz şöyle açıklıyor:
‘Hani bir zamanlar İbrahim, “Ey Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini, bana göster!” demişti. Allah “yoksa inanmadın mı?” buyurdu. İbrahim, “Yok inandım, lâkin kalbim iyice yatışsın diye (sordum)” dedi. Allah-ü Teâla, “Öyle ise kuşlardan dört tanesini tut da, onları kendine alıştır. (Ve her birini keserek, etini tüylerine karıştır.) Sonra her dağ başına onlardan, birer parça koy, sonra onları çağır. Koşarak, sana geleceklerdir” buyurdu. Hem bil ki Allah güçlüdür. Hikmet sahibidir.’
Ben, kendi adıma; eşimi, evlatlarımı seviyor ve onlara gereken değeri veriyordum. Ama Eskişehir cezaevine düştüğümden, çok kısa bir süre sonra; eşime ve evlatlarıma, daha candan bağlandığımı hissettim.
Cezaevleri, bir nevi İTİKAF alanlarıdır. İtikafa girenler iyi bilirler. İnsan itikaf’ta, daha bir kendine döner ve kendini sorgular. Kendini hesaba çeker, arınmaya çalışır.
Bir gece yarısı, L-9 koğuşunun havalandırmasında (O dönem havalandırmalar 24 saat açıktı. Daha sonra; sabah sayımında açılıp, akşam sayımında kapanmaya başladı.) Fatih’le birlikte volta atarak, sohbet ediyoruz. Fatih, bir ara birdenbire durdu ve beni de kolumdan tutarak durdurdu ve:
“Ben devlette yetkili biri olsam ve bana imkân verilse. Yeni evlenen her çiftten erkekleri, evlendikten bir yıl sonra; ne kadar kalacağını bildirmeden, 3 ila 6 ay arasında hapis yatırırdım ki, eşlerinin kıymetini anlasınlar.”
Eskişehir H Tipi Cezaevi’nde, 24 Kasım 2003 tarihinde karalamaya çalıştığım bir şiiri, sizlerle paylaşmak istiyorum:
CEZAEVİ ÖDÜLDÜR BİZE
Gayretimiz, geleceği aydınlık kılma...
-Vazgeçmeyiz saltanatımızdan! diyerek
Karşımıza dikildi “Karanlık Güçler”
Sizlerden koparıp, atsalar da zindana
Dönmeyiz mücadeleden, sığınırız Yaradana
İnsana insan gibi davranılan
Bir dünya mücadelesi, mücadelemiz...
İnsanı insan gibi görmeyen, insanların
Yaşadığı ülkede, yaşamak züldür bize.
Kötüleri, güzellere dönüştürme mücadelemizde...
Sonunda işkence, zindan olsa da; ödüldür bize.


