--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Çanakkale Destanı

Mehmet Ali Tekin
Mehmet Ali Tekin

Çanakkale, Anadolu insanının Din-i Mübin-i İslam’ı yeryüzünden kaldırmak için toplanmış küfür ordusuna karşı, direnişinin destanıdır…

Çanakkale, semirmiş dev gibi bir aslanla; pençeleri çürümüş, dişleri dökülmüş ihtiyar bir aslanın mücadelesidir. Bütün bu olumsuzluğa rağmen, mücadeleyi ihtiyar aslanın kazanması manidardır…
Bu destanı yazanların içinde yer alan, Konyalı bir Müderris; Çanakkale Destanı’nın nelere rağmen kazanıldığını, ibretamiz bir şekilde, yer yer nefs muhasebesi yaparak; Osmanlı Ordusu’nun iç durumunun fotoğrafını çekip, ders ve dersler çıkarmamız için bizlere aktarmaktadır…
Çanakkale’de Bir Müderris – Abdullah Fevzi Efendi
O dönem Osmanlı Ordusu’nda genel seferberlik zamanında askerlikten muaf tutulmasına rağmen Çanakkale’ye gidip, oradan Irak cephesine giden ve yıllarca cephede kalan bir alimin kaleminden hal-i pür melalimizi okuyalım istedim…
“Burada insanı şaşırtan nokta şudur; vaktiyle yaşayan azgın ümmetler, gökten gelen belalarla yeryüzünden silinip gittiler. Bu azaplar, bir tufan veya kuvvetli ve öldürücü bir fırtına idi. Yani azap vasıtaları insan yapımı değildi. Bir ses, bir zelzele hep onlardan sâdır olmayan azap türleriydi. Fakat bu çağın insanları, başlarına gelen bela ve musibetleri yine gökten ve yerden görüyorlar, birincisi yani gökten geleni daha acı ve öldürücü olmaktadır.
Bütün bunlar ne yazık ki, onların arzularıyla, bile bile yaptıkları, kendi ellerinin ürünü olan belalardır. Bombalar, mermiler, denizden ve karadan atılan öldürücü malzemelerdir.
Bu asır öteki asırlardan daha vahşi ve daha fed bir asırdır. ‘Medeniyet Asrı’ yerine ‘Vahşet Asrı’ denilse, daha uygun olacak. İnsanlar, her ne kadar medeniyet asrı deseler de, bu asra vahşet asrı denilmek doğrudur. Bu medeniyetin toplumlarına, yarın hesap günü, bombalar altında, mermiler altında toprağa gömdükleri canlar, tıpkı cahiliyet günlerinde toprağa verilen kız çocuklarının sorulduğu gibi sorulacaktır.
‘Bunların suçu ne idi de toprağa gömüldüler?’
Bu asırda işlenen kötülükler, insanlıktan, medeniyetten yoksundur. Bu asır, faziletleriyle geçen asırlara, karşı övünüp böbürlenemez.
Tam tersi, yaptıklarından özellikle insan yiyen şu harp sebebiyle övünemezler. Bu harbin tahribatı yüzünden övünemezler.
Utanmalıdırlar. Bu medeniyeti doğuran Avrupa, bütün fitneyi koparan, yeryüzünün tamamında harbi körükleyen, fitneyi dünyaya yayan, savaş ateşini her yerde yakıp, âleme harbi yayıp sıkıntılarını getiren, tek topluluk bu Avrupa’dır.
Harbi başlattığını övünerek yirminci asırdan sonra anlatacak olan ve yapmadığını da söyleyip, eski sözlerini inkâra sapacak yine odur. Bütün bu işleri yaparken hedefi, Muhammedilerin Kur’ân’ını yeryüzünden kaldırmaktı.
Kur’ân’a karşı ikiyüzlü davranarak, asıl niyetini gizlemekte ve bazen elinde olmadan, hatta bazen bile bile bunu açıktan ilan etmek onun tuttuğu yoldu. O diyordu ki; ‘Bu Kur’ân insanların elinde olduğu sürece onları cihada ve savaşa sürüklemektedir. Bu böyle iken insanlık asla barış yüzü göremez. Sulh kokusu koklayamaz. Hiçbir zaman rahat döşeklerinde, sulh ve sükûnda yaşayamazlar. Çünkü Kur’ân onları devamlı olarak savaşa ve cihada kışkırtmaktadır.
Bütün bunlar, bu söylenen sözler tamamen yalandır ve iftiradır.
Çünkü Kur’ân-ı Kerîm, mü’minleri Hakk’ın, Hak sözün yüceltilmesi için onları cihada çağırır, insanlığı yok etmek için değil.
Kur’ân, insanlığın değerini yüceltmek, insanlar arasında fesadı yok etmek, nifak ve dinsizlik hareketlerinin liderlerini ortadan kaldırıp, etkisizleştirmek için, cihadı tavsiye eder.
Eğer bunlar yapılırsa, «Hak ve barış» ortaya çıkar ve insanlık sağlam bir hayat tarzı ve yolu tutar, böylece doğru yolu da bulur.”
“Onlarla fitneyi yok etmek üzere savaşın.”
“Eğer bu görevleri yapmazsanız o vakit yeryüzünde büyük bir bozulma (fesat) ve insanları birbirine kırdıran bir fitne ortalığı alır.”
“Eğer ahitlerini tutmaz, verdikleri sözlerden cayarlarsa, sizin dininize kötü söz ve iftira ile ta’n ve teşni’de bulunurlarsa, küfür liderleriyle savaşınız. Onların güvenirlikleri yoktur. Verdiği yeminleri boştur. Eğer siz onların üzerlerine varırsanız, o zaman belki kötülükten vazgeçerler.”
“Yeryüzünde fesat ateşi söndüğü, nifak ortadan kaldırıldığı, insanlık barışa ve sulha kanat açtığı, ona yöneldiği zaman, Kur’ân mü’minlere barışa doğru kucak açıp koşmalarını emreder.”
“Eğer sulhu isterlerse, siz de harbi bırakarak barışa koşun, Allah’a dayanıp güvenin.”
“Öteden beri Avrupa’nın fikir dünyasında dolaşan, göğsünde yer eden varlık, ‘bir grup şeytandan’ ibarettir. Veya ona hakim olan güç, ‘heva ve heves’tir. Ona Hak, iyi niyet, insanlığın refahı ideali gibi şeyler hüküm etmemektedir. Şurası da şüphe götürmeyen gerçeklerden biridir; Avrupa, son yüzyılda hayat, yaşayış ve siyasette yeni bir yol benimsedi. Bu yol şudur; şahsî çıkarlarını, Allah’tan da önde bilmek ve öyle tutmak. Bu şahsî menfaati önde tutuş ona, eğer bir şeyi emrederse, isterse yeryüzündeki bütün insanlığı yok ederek o düşünceye ulaşsın, bu yolu tutar, bu kötü fikre uyar. Onun tek düşüncesi o şahsî çıkar elde etmektir. Avrupa insanlığın zararına olmuş, olmamış, bu noktayı hiç düşünmez, aramaz bile, işte, son yüz karası ve insanlık ayıbı olan cihan harbi bunun en iyi örneğidir.”
“Hâsılı, gerek Avrupa, gerek onun ortaya koyduğu medeniyet, insanlık için onulmaz bir ayıptır. Bu konuda Allah’ın buyruğu ne kadar doğru söyler; işaret ve alâmete erişseler ona inanmazlar. Hak yolu görseler, o yolu yol edinmezler. Sapıklık yolunu görseler o yola girerler. Onu yol olarak benimseyip tutarlar.”
“Onlar öyle bir güruhtur ki, ‘Allah onların kalplerini temizlemez, onlar dünyada rezil ve rüsvadırlar. Öteki âlemde ise onlara büyük bir azap vardır.”

Mehmet Ali Tekin Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle