Bu gidiş nereye?
Türkiye Müslümanları arasında, Suriye’de iç savaşın başlamasından sonra, İran İslam Cumhuriyeti’ne ve Lübnan Hizbullah hareketine yönelik olarak; zalim Suriye rejimine verdiği destekten dolayı, itirazlar başladı.
Hâlbuki daha düne gelinceye kadar, bu çevreler İran İslam İnkılabı’na ve Hizbullah’a, can-ü gönülden destek veriyorlardı. Özellikle ABD’nin son yıllarda, İran’ın atom çalışmalarını durdurmasına yönelik, uluslararası yaptırımları gündeme getirdiğinde; ABD ve İsrail aleyhine, İran’ın yanında, destek gösterileri yapıyorlardı.
Türkiye Müslümanları içinde, meydanlarda ve özellikle ‘Beyazıt Meydanı’nda, İran İslam İnkılabı’nı destekleyenler; bugün meydanlarda ‘Katil İran Suriye’den Defol’ sloganı atma noktasına, neden geldiler? İran Elçiliği ve Konsolosluğu önünde, İran aleyhine gösteri yapma noktasına niçin geldiler?
Türkiye Müslümanlarının bir kesimi, İranlı Müslümanların İmam Humeyni önderliğinde başlattıkları kıyam hareketine, 1977 yılından itibaren, can-ü gönülden destek verdiler. İran Müslümanlarının kıyamına, meydanlarda sloganlar atarak, afişler asarak ve duvar yazıları yazarak, destek verdiler.
Günün şartları muvacehesinde, İstanbul ve Türkiye’nin birçok şehrinde, izinli izinsiz, meydan mitingleri tertipleyerek; İran Müslümanlarının şanlı kıyamına, karınca kararınca destek vermeye gayret ettiler. Hatta bu desteklerini daha da ileri götürerek, Şehid Metin Yüksel’in önderliğinde, bu satırların sahibi ve Müslümanların bir kısmı, İmam Humeyni’ye olan bağlılıklarını şöyle dile getiriyorlardı:
“Aynı inanç etrafında toplanmış, Tevhid akidesinin etrafında toplanmış, şehadet şerbeti içmek için, cennet köşklerinden birisine yerleşebilmek için mücadele veren; Allah rızası için, kardeşlik nizamının teessüsü için çalışan İran Müslümanlarının, yanında olduğumuzu ve Türkiye’deki Müslümanlar olarak, İran’daki Önder İMAM HUMEYNİ’yi selamlayacağımızı; fiili, kültürel her türlü maddi ve manevi yardımda bulunacağımıza, söz veriyoruz.”
İmam Humeyni’ye olan bu sadakatimizden, hiçbir dönemde taviz vermedik ve bu uğurda nice bedeller ödedik ve ödemeye de devam ediyoruz, edeceğiz.
İran İslam Devrimi, İmam Humeyni önderliğinde zafere ulaştığında; Asr-ı Saadetten bu yana, ilk defa saf bir İslam Devleti’ne ulaşmanın, âdeta bayramını yaşadıklarını ilân ediyorlardı.
İran İslam İnkılabı zafere eriştiği günlerde, Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal etti.
Türkiye’den birçok genç, Afganlı Müslüman kardeşlerinin yardımına koştu ve Afganlı kardeşlerinin yanında, Ruslara karşı savaştı. Bilal Yaldızcı, Recep Şahin, Tekiner Tayfur gibi birçok gencini şehid verdi. Bu satırların sahibi de, Afgan cephesinde yerini aldığında, İran’ın Afganlı Müslümanlara silah ve lojistik desteğini, bizzat gözleriyle görmüştür. Afganlı mülteciler Pakistan ve İran’a sığındılar. Pakistan’daki mülteciler, sadece Peşaver şehri içerisinde barındırılıyor, Pakistan’ın diğer şehirlerine gitmelerine ve çalışmalarına, izin verilmiyordu. Oysaki İran’da bulunan 4 milyona yakın mülteci, bağlı bulunduğu hizbin (teşkilatın) kendisine verdiği kimlik kartıyla, İran’ın bütün şehirlerine gitmesine ve hatta iş bulup çalışmasına, izin veriliyordu.
Büyük Şeytan Amerika, neye uğradığını şaşırmış, abondone duruma gelmişti. Acilen, müdahale etme ihtiyacını hissetti ve meşhur Tebes Baskını’nı gerçekleştirdi. Operasyon esnasında, büyük bir mucize yaşanır ve bir Amerikan uçağı ile helikopteri, birbiriyle çarpışır ve operasyon akamete uğrar.
Amerika, bölgeden uşak aradı ve sonunda aradığını buldu. Saddam Hüseyin’i İran İslam Cumhuriyeti’ne saldırttı. Bu savaş esnasında, Türkiye’den birçok genç, İran saflarında cepheye koştu, bazıları gaziliğe ulaştı.
Bu savaş esnasında, Irak içlerinde mesela Bağdat’ta veya Basra’da sivillerin bulunduğu bölgelerde bulunan, bazı stratejik askeri hedefler, füze veya uçak bombardımanı ile vurulması gerekiyordu. Bu hedeflere saldırı yapılmadan önce, Rahmetli İmam Humeyni’nin emriyle, bazen bir iki gün önce, bazen birkaç saat önce, radyo yayını vasıtasıyla; vurulacak hedef bölgesindeki siviller uyarılıyor ve burasının bombalanacağı, duyurusu yapılıyordu. İmam Humeyni, sivil insanların, kadınların ve çocukların, bombardımandan zarar görmemesi için, böylesine bir hassasiyet gösteriyordu.
İmam Humeyni’nin vefatından yıllarca sonra, Bosna Hersek’te Sırplar Müslüman Boşnaklara saldırdığında, Boşnaklara İslam Ülkelerinden sadece ve sadece İran, silah yardımı yapıyordu. İran İslam Cumhuriyeti’nin Bosna Hersek’ten herhangi bir çıkarı da yoktu. Bunu, ümmet kardeşliğinin gereği olarak yaptığını, tüm dünyaya âdeta ilan ediyordu.
Hafız Esed Hama katliamını gerçekleştirdiği dönemde, İmam Humeyni kendisinin görüşme talebini geri çevirerek, yaptığını onaylamadığını ve zulüm olduğunu söylüyordu âdeta.
Bugün ise oğul Esed, ‘Terörist unsurları yok ediyorum’ diyerek, kendi halkını, uçaklarla bombalamakta; çoluk çocuk demeden katletmektedir.
Evet, bir bölgede ‘terörist unsurlar’ olabilir. Fakat siz, teröristleri yok edeceğim diye, bölgede bulunan suçsuz, sivil ve savaşa bile katılmayan halkı, çoluk çocuk ayırt etmeden, öldürenlere; İslam İnkılabı olarak, nasıl destek verebilirsiniz?
Bi Eyyi Zenbin Gutilet: Hangi suçtan dolayı öldürüldü? Sorusuna ne cevap vereceksiniz?
Fe eyne tezhebun: Bu gidiş nereye?
Hâlbuki daha düne gelinceye kadar, bu çevreler İran İslam İnkılabı’na ve Hizbullah’a, can-ü gönülden destek veriyorlardı. Özellikle ABD’nin son yıllarda, İran’ın atom çalışmalarını durdurmasına yönelik, uluslararası yaptırımları gündeme getirdiğinde; ABD ve İsrail aleyhine, İran’ın yanında, destek gösterileri yapıyorlardı.
Türkiye Müslümanları içinde, meydanlarda ve özellikle ‘Beyazıt Meydanı’nda, İran İslam İnkılabı’nı destekleyenler; bugün meydanlarda ‘Katil İran Suriye’den Defol’ sloganı atma noktasına, neden geldiler? İran Elçiliği ve Konsolosluğu önünde, İran aleyhine gösteri yapma noktasına niçin geldiler?
Türkiye Müslümanlarının bir kesimi, İranlı Müslümanların İmam Humeyni önderliğinde başlattıkları kıyam hareketine, 1977 yılından itibaren, can-ü gönülden destek verdiler. İran Müslümanlarının kıyamına, meydanlarda sloganlar atarak, afişler asarak ve duvar yazıları yazarak, destek verdiler.
Günün şartları muvacehesinde, İstanbul ve Türkiye’nin birçok şehrinde, izinli izinsiz, meydan mitingleri tertipleyerek; İran Müslümanlarının şanlı kıyamına, karınca kararınca destek vermeye gayret ettiler. Hatta bu desteklerini daha da ileri götürerek, Şehid Metin Yüksel’in önderliğinde, bu satırların sahibi ve Müslümanların bir kısmı, İmam Humeyni’ye olan bağlılıklarını şöyle dile getiriyorlardı:
“Aynı inanç etrafında toplanmış, Tevhid akidesinin etrafında toplanmış, şehadet şerbeti içmek için, cennet köşklerinden birisine yerleşebilmek için mücadele veren; Allah rızası için, kardeşlik nizamının teessüsü için çalışan İran Müslümanlarının, yanında olduğumuzu ve Türkiye’deki Müslümanlar olarak, İran’daki Önder İMAM HUMEYNİ’yi selamlayacağımızı; fiili, kültürel her türlü maddi ve manevi yardımda bulunacağımıza, söz veriyoruz.”
İmam Humeyni’ye olan bu sadakatimizden, hiçbir dönemde taviz vermedik ve bu uğurda nice bedeller ödedik ve ödemeye de devam ediyoruz, edeceğiz.
İran İslam Devrimi, İmam Humeyni önderliğinde zafere ulaştığında; Asr-ı Saadetten bu yana, ilk defa saf bir İslam Devleti’ne ulaşmanın, âdeta bayramını yaşadıklarını ilân ediyorlardı.
İran İslam İnkılabı zafere eriştiği günlerde, Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal etti.
Türkiye’den birçok genç, Afganlı Müslüman kardeşlerinin yardımına koştu ve Afganlı kardeşlerinin yanında, Ruslara karşı savaştı. Bilal Yaldızcı, Recep Şahin, Tekiner Tayfur gibi birçok gencini şehid verdi. Bu satırların sahibi de, Afgan cephesinde yerini aldığında, İran’ın Afganlı Müslümanlara silah ve lojistik desteğini, bizzat gözleriyle görmüştür. Afganlı mülteciler Pakistan ve İran’a sığındılar. Pakistan’daki mülteciler, sadece Peşaver şehri içerisinde barındırılıyor, Pakistan’ın diğer şehirlerine gitmelerine ve çalışmalarına, izin verilmiyordu. Oysaki İran’da bulunan 4 milyona yakın mülteci, bağlı bulunduğu hizbin (teşkilatın) kendisine verdiği kimlik kartıyla, İran’ın bütün şehirlerine gitmesine ve hatta iş bulup çalışmasına, izin veriliyordu.
Büyük Şeytan Amerika, neye uğradığını şaşırmış, abondone duruma gelmişti. Acilen, müdahale etme ihtiyacını hissetti ve meşhur Tebes Baskını’nı gerçekleştirdi. Operasyon esnasında, büyük bir mucize yaşanır ve bir Amerikan uçağı ile helikopteri, birbiriyle çarpışır ve operasyon akamete uğrar.
Amerika, bölgeden uşak aradı ve sonunda aradığını buldu. Saddam Hüseyin’i İran İslam Cumhuriyeti’ne saldırttı. Bu savaş esnasında, Türkiye’den birçok genç, İran saflarında cepheye koştu, bazıları gaziliğe ulaştı.
Bu savaş esnasında, Irak içlerinde mesela Bağdat’ta veya Basra’da sivillerin bulunduğu bölgelerde bulunan, bazı stratejik askeri hedefler, füze veya uçak bombardımanı ile vurulması gerekiyordu. Bu hedeflere saldırı yapılmadan önce, Rahmetli İmam Humeyni’nin emriyle, bazen bir iki gün önce, bazen birkaç saat önce, radyo yayını vasıtasıyla; vurulacak hedef bölgesindeki siviller uyarılıyor ve burasının bombalanacağı, duyurusu yapılıyordu. İmam Humeyni, sivil insanların, kadınların ve çocukların, bombardımandan zarar görmemesi için, böylesine bir hassasiyet gösteriyordu.
İmam Humeyni’nin vefatından yıllarca sonra, Bosna Hersek’te Sırplar Müslüman Boşnaklara saldırdığında, Boşnaklara İslam Ülkelerinden sadece ve sadece İran, silah yardımı yapıyordu. İran İslam Cumhuriyeti’nin Bosna Hersek’ten herhangi bir çıkarı da yoktu. Bunu, ümmet kardeşliğinin gereği olarak yaptığını, tüm dünyaya âdeta ilan ediyordu.
Hafız Esed Hama katliamını gerçekleştirdiği dönemde, İmam Humeyni kendisinin görüşme talebini geri çevirerek, yaptığını onaylamadığını ve zulüm olduğunu söylüyordu âdeta.
Bugün ise oğul Esed, ‘Terörist unsurları yok ediyorum’ diyerek, kendi halkını, uçaklarla bombalamakta; çoluk çocuk demeden katletmektedir.
Evet, bir bölgede ‘terörist unsurlar’ olabilir. Fakat siz, teröristleri yok edeceğim diye, bölgede bulunan suçsuz, sivil ve savaşa bile katılmayan halkı, çoluk çocuk ayırt etmeden, öldürenlere; İslam İnkılabı olarak, nasıl destek verebilirsiniz?
Bi Eyyi Zenbin Gutilet: Hangi suçtan dolayı öldürüldü? Sorusuna ne cevap vereceksiniz?
Fe eyne tezhebun: Bu gidiş nereye?


