Bosna’dan Suriye’ye ABD zulmü
Suriye’de Kimyasal silah kullanılmasıyla, 1.600 civarında çocuk ve sivilin ölmesi üzerine, bölgede birçok insan, kuruluş ve devlet gözlerini ABD’ye dikti.
Maalesef acı gerçek şu ki, günümüzde ABD, dünyanın ‘Racon Kesen’i konumunda.
ABD bugüne kadar kestiği raconlarda, kendi çıkarlarını ön planda tutmuştur. Kendi çıkarları tehlikeye düşmedikçe de, sorunlu bölgelerin hiç birisine müdahale etmemiştir.
Suriye’de iç savaş başladığından beri, Türkiye ve bölge ülkelerinin birçoğu, ABD ve Batı’nın müdahale etmesini istemişler. Fakat ABD bugüne kadar buna yanaşmamıştı.
ABD’nin Suriye’ye müdahalede bulunmamasının ana sebebi, Esed devrildiğinde yerine gelecek hükümetlerin, kendi çıkarlarına hizmet etmeyeceğini düşünmesidir.
Bu bağlamda Suriye probleminde iki zıt kutup, aynı şeyleri düşünerek, politikalarını belirliyor.
İran, bölgedeki çıkarları için Suriye’de Esed rejiminin devamından yana olduğunu düşünerek ve İslami birçok değerleri göz ardı ederek, Esed’e canla başla destek vermeye devam ediyor.
ABD ise Esed’in yıkılmasından sonra, muhtemelen İhvan kadrolarının hükümete geleceğini düşünerek ve böyle bir hükümetin kendi çıkarlarına hizmet etmeyeceğinden yola çıkarak, bekle gör politikasını izliyor.
Suriye buhranında geldiğimiz bu noktada, ABD’nin tıpkı Bosna Hersek’te yaptığı gibi bir müdahale yapıp, Suriye iç savaşını bitirmesini isteyenler çoğunlukta.
Bosna’da ABD müdahalesini şöyle bir hatırlayalım.
Bosna Hersek’te 1992 Mart ayında başlayan ve 1995 Eylül aylarında biten Sırp saldırılarında, 250 binin üzerinde Boşnak Müslüman katledildi. Bunların büyük bir çoğunluğunu kadın ve çocuklar oluşturuyordu. Savaşın ilk dönemlerinde, binlerce Müslüman Boşnak kadın ve kızı, Sırpların tecavüzüne uğruyor; evleri barkları, camileri yakılıyordu. Avrupa Topluluğu (AT) ve ABD olayları sadece seyrediyordu.
Vicdan sahibi batılı gazeteciler bizzat Bosna’ya giderek, Sırpların işledikleri cinayet ve tecavüzleri kendi kamuoylarına aktarıyor; bunun üzerine sivil toplum örgütleri ayaklanıyor ve AT ve ABD’nin acilen olaya müdahale etmesini istiyorlardı. Bu arada Sırp lider Radovan Karadzic de Batı’ya şöyle diyordu: “Bize müdahale etmeyin. Biz Avrupa’nın ortasında, bir İslam devletinin kurulmasını önlemek için savaşıyoruz. Aksine bize destek vermelisiniz.” diyerek, tecavüz ve saldırılarının gerçek yüzünü ortaya koyuyordu.
Müslüman Boşnaklar cephesinde ise, savaşın ilk dönemlerindeki bozgundan sonra, gün geçtikçe silahlanıyor ve savaşmasını öğreniyorlardı. Bosna topraklarında, Yugoslayva ordusuna ait 100 bin civarında asker ve büyük miktarda da techizat bulunmaktaydı ve bunların tamamı Sırpların kontrolünde, Boşnak ve Hırvatlara karşı savaşıyorlardı. Savaş, böylesine olumsuz ve dengesiz bir şekilde, Boşnak ve Hırvat’ların aleyhine gelişiyordu. Hırvatlar hemen komşu Hırvatistan’dan büyük destek almalarına rağmen, onlar da Sırplar’a karşı büyük zayiatlar veriyorlardı. Sırplar Hırvatlara karşı da saldırı ve tecavüzlerinde acımasızca davranıyorlardı.
Bosna Hersek topraklarında bu zulümler yaşanırken, BM ve NATO sözüm ona Bosna Hersek topraklarını, uçuşa yasak bölge ilan etmesine rağmen, Sırplar yüzlerce kere bu yasağı deliyorlardı.
Ve hatta zaman zaman Sırp güçleri, Nato ve BM askerlerine bile saldırıyor olmasına rağmen; ABD ve NATO güçleri, Sırplar’a karşı ciddi bir saldırı yapmıyordu. Çünkü ABD’nin henüz çıkarlarına zede gelmediğini ilan ediyordu. O dönem Amerikan Savunma Bakanı Warren Christoper, ‘Şu anda, Bosna’da Amerikan ulusal menfaatleri açısından, duruma müdahale etmemizi gerektirecek bir durum yoktur.’ diyerek, adeta dünya ile alay ediyordu.
1995 yılı başlarından itibaren, Boşnak Hırvat koalisyon güçleri, Bosna Sırplar’ının ele geçirdiği birçok bölgeyi, geri almaya başladı. Özellikle Boşnak birlikleri Sırplar’a karşı büyük zaferler kazanıyorlar ve 3 yıldır kaybettikleri birçok yeri, geri almaya başlamıştı.
Bosna Sırplarının en önemli kaleleri Orta Bosna’nın kuzeyindeki Banja Luka ve Saraybosna yakınlarındaki Pale’deki havaalanlarıydı. Bosna’lı Sırplar, bu havaalanları vasıtasıyla Sırbistan’dan, uçaklarla askeri destek sağlıyorlardı. 1995 Ağustos Eylül aylarında, Sanski Most da dahil Banja Luka’nın çevresinde bulunan stratejik bölgelerin tamamı, Boşnak askerleri tarafından ele geçirildi.
Banja luka neredeyse Boşnaklar’ın eline düştü düşecekti. Banja luka Boşnakların eline geçtiği andan itibaren, Bosna Hersek topraklarının tamamı, en geç birkaç ay içerisinde, Boşnaklar tarafından geri alınabilecekti.
İşte ABD ve NATO tam bu sırada, devreye girdi ve güya Sırp mevzilerini bombardımana başladı. Aynı zamanda, taraflara ateşkes çağrıları yaptı.
Sırplar 20 Eylül 1995 günü BM ve NATO güçlerinin şartlarına uyacağını ve ateşkesi kabul ettiğini açıkladı. Boşnaklar da bunun üzerine, ateşkese uymak zorunda kaldılar.
ABD, Müslüman Boşnaklar tüm Bosna Hersek topraklarında hakimiyetlerini gerçekleştirecekleri anda, müdahale etmiş oldu. Böylece Boşnaklar’ın anlaşma masasına, elleri güçlü oturmasının önüne geçti.
Dayton anlaşması maalesef Müslüman Boşnakların aleyhine bir anlaşma oldu. Şöyle ki Bosna Hersek topraklarında o zamanlar 5 milyon kişi yaşamaktaydı, bunların % 43’ü Boşnak, % 32’si Sırp, % 17’si Hırvatlardan oluşuyordu. Dayton anlaşmasında Boşnak Hırvat Federasyonu’na % 51, Sırp Cumhuriyeti’ne % 49 toprak paylaşımı verdi.
% 75 nüfusa sahip Boşnak ve Hırvatlar’a % 51; Yüzde 32 nüfusa sahip Sırplar’a ise % 49. Ne adil bir bölüşüm değil mi?...
ABD ve Batı’nın Adalet Anlayışı işte böyle...
Maalesef acı gerçek şu ki, günümüzde ABD, dünyanın ‘Racon Kesen’i konumunda.
ABD bugüne kadar kestiği raconlarda, kendi çıkarlarını ön planda tutmuştur. Kendi çıkarları tehlikeye düşmedikçe de, sorunlu bölgelerin hiç birisine müdahale etmemiştir.
Suriye’de iç savaş başladığından beri, Türkiye ve bölge ülkelerinin birçoğu, ABD ve Batı’nın müdahale etmesini istemişler. Fakat ABD bugüne kadar buna yanaşmamıştı.
ABD’nin Suriye’ye müdahalede bulunmamasının ana sebebi, Esed devrildiğinde yerine gelecek hükümetlerin, kendi çıkarlarına hizmet etmeyeceğini düşünmesidir.
Bu bağlamda Suriye probleminde iki zıt kutup, aynı şeyleri düşünerek, politikalarını belirliyor.
İran, bölgedeki çıkarları için Suriye’de Esed rejiminin devamından yana olduğunu düşünerek ve İslami birçok değerleri göz ardı ederek, Esed’e canla başla destek vermeye devam ediyor.
ABD ise Esed’in yıkılmasından sonra, muhtemelen İhvan kadrolarının hükümete geleceğini düşünerek ve böyle bir hükümetin kendi çıkarlarına hizmet etmeyeceğinden yola çıkarak, bekle gör politikasını izliyor.
Suriye buhranında geldiğimiz bu noktada, ABD’nin tıpkı Bosna Hersek’te yaptığı gibi bir müdahale yapıp, Suriye iç savaşını bitirmesini isteyenler çoğunlukta.
Bosna’da ABD müdahalesini şöyle bir hatırlayalım.
Bosna Hersek’te 1992 Mart ayında başlayan ve 1995 Eylül aylarında biten Sırp saldırılarında, 250 binin üzerinde Boşnak Müslüman katledildi. Bunların büyük bir çoğunluğunu kadın ve çocuklar oluşturuyordu. Savaşın ilk dönemlerinde, binlerce Müslüman Boşnak kadın ve kızı, Sırpların tecavüzüne uğruyor; evleri barkları, camileri yakılıyordu. Avrupa Topluluğu (AT) ve ABD olayları sadece seyrediyordu.
Vicdan sahibi batılı gazeteciler bizzat Bosna’ya giderek, Sırpların işledikleri cinayet ve tecavüzleri kendi kamuoylarına aktarıyor; bunun üzerine sivil toplum örgütleri ayaklanıyor ve AT ve ABD’nin acilen olaya müdahale etmesini istiyorlardı. Bu arada Sırp lider Radovan Karadzic de Batı’ya şöyle diyordu: “Bize müdahale etmeyin. Biz Avrupa’nın ortasında, bir İslam devletinin kurulmasını önlemek için savaşıyoruz. Aksine bize destek vermelisiniz.” diyerek, tecavüz ve saldırılarının gerçek yüzünü ortaya koyuyordu.
Müslüman Boşnaklar cephesinde ise, savaşın ilk dönemlerindeki bozgundan sonra, gün geçtikçe silahlanıyor ve savaşmasını öğreniyorlardı. Bosna topraklarında, Yugoslayva ordusuna ait 100 bin civarında asker ve büyük miktarda da techizat bulunmaktaydı ve bunların tamamı Sırpların kontrolünde, Boşnak ve Hırvatlara karşı savaşıyorlardı. Savaş, böylesine olumsuz ve dengesiz bir şekilde, Boşnak ve Hırvat’ların aleyhine gelişiyordu. Hırvatlar hemen komşu Hırvatistan’dan büyük destek almalarına rağmen, onlar da Sırplar’a karşı büyük zayiatlar veriyorlardı. Sırplar Hırvatlara karşı da saldırı ve tecavüzlerinde acımasızca davranıyorlardı.
Bosna Hersek topraklarında bu zulümler yaşanırken, BM ve NATO sözüm ona Bosna Hersek topraklarını, uçuşa yasak bölge ilan etmesine rağmen, Sırplar yüzlerce kere bu yasağı deliyorlardı.
Ve hatta zaman zaman Sırp güçleri, Nato ve BM askerlerine bile saldırıyor olmasına rağmen; ABD ve NATO güçleri, Sırplar’a karşı ciddi bir saldırı yapmıyordu. Çünkü ABD’nin henüz çıkarlarına zede gelmediğini ilan ediyordu. O dönem Amerikan Savunma Bakanı Warren Christoper, ‘Şu anda, Bosna’da Amerikan ulusal menfaatleri açısından, duruma müdahale etmemizi gerektirecek bir durum yoktur.’ diyerek, adeta dünya ile alay ediyordu.
1995 yılı başlarından itibaren, Boşnak Hırvat koalisyon güçleri, Bosna Sırplar’ının ele geçirdiği birçok bölgeyi, geri almaya başladı. Özellikle Boşnak birlikleri Sırplar’a karşı büyük zaferler kazanıyorlar ve 3 yıldır kaybettikleri birçok yeri, geri almaya başlamıştı.
Bosna Sırplarının en önemli kaleleri Orta Bosna’nın kuzeyindeki Banja Luka ve Saraybosna yakınlarındaki Pale’deki havaalanlarıydı. Bosna’lı Sırplar, bu havaalanları vasıtasıyla Sırbistan’dan, uçaklarla askeri destek sağlıyorlardı. 1995 Ağustos Eylül aylarında, Sanski Most da dahil Banja Luka’nın çevresinde bulunan stratejik bölgelerin tamamı, Boşnak askerleri tarafından ele geçirildi.
Banja luka neredeyse Boşnaklar’ın eline düştü düşecekti. Banja luka Boşnakların eline geçtiği andan itibaren, Bosna Hersek topraklarının tamamı, en geç birkaç ay içerisinde, Boşnaklar tarafından geri alınabilecekti.
İşte ABD ve NATO tam bu sırada, devreye girdi ve güya Sırp mevzilerini bombardımana başladı. Aynı zamanda, taraflara ateşkes çağrıları yaptı.
Sırplar 20 Eylül 1995 günü BM ve NATO güçlerinin şartlarına uyacağını ve ateşkesi kabul ettiğini açıkladı. Boşnaklar da bunun üzerine, ateşkese uymak zorunda kaldılar.
ABD, Müslüman Boşnaklar tüm Bosna Hersek topraklarında hakimiyetlerini gerçekleştirecekleri anda, müdahale etmiş oldu. Böylece Boşnaklar’ın anlaşma masasına, elleri güçlü oturmasının önüne geçti.
Dayton anlaşması maalesef Müslüman Boşnakların aleyhine bir anlaşma oldu. Şöyle ki Bosna Hersek topraklarında o zamanlar 5 milyon kişi yaşamaktaydı, bunların % 43’ü Boşnak, % 32’si Sırp, % 17’si Hırvatlardan oluşuyordu. Dayton anlaşmasında Boşnak Hırvat Federasyonu’na % 51, Sırp Cumhuriyeti’ne % 49 toprak paylaşımı verdi.
% 75 nüfusa sahip Boşnak ve Hırvatlar’a % 51; Yüzde 32 nüfusa sahip Sırplar’a ise % 49. Ne adil bir bölüşüm değil mi?...
ABD ve Batı’nın Adalet Anlayışı işte böyle...


