--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bosna şehidimiz Selami Yurdan

Mehmet Ali Tekin
Mehmet Ali Tekin
Bugün tarih sayfalarını zihnimde hayal eyledim dostlar.
Tabii tarih dediğime bakmayın, kendi hayatımın tarihi…
Çok sık rastladığım şey, yılların yorgunluğunu taşıdığımı hatırladım.
Gelip aynaya bakarak tebessüm ettim ve yüzümde beliren hatları, kullanılmışlık ifadesi olarak tasavvur ettim.
Gördüğüm her çizgide farklı simalar ve farklı isimler… Tabii bunları zikretmeyeceğim.
Kapitalist toplumlarda yaşayıp, İslam için mücadele etmenin zorluğunu bir kez daha kabullendim ama her şeye rağmen, varız ve mücadelemizi sürdüreceğiz.
Yaşlatılsak da, mide ülseri olsak da, yıpransak da yok olmayacak, var olacağız.
Hatta kanımızın son damlasına, canımızın son titreyişine varız…
Selami Yurdan’ın Gece Notları’ndan
SELAMİ YURDAN BOSNA’DA
Selami Yurdan, Ağrı Patnos’ta 1966 yılında doğmuş.
Ailesi daha sonra Bitlis’e ve oradan da İstanbul’a gitmiş.
Selami çocukluğunu Kadırga’da yaşadı. Bu bölgede gençlik çağına geldi ve burada iken, hayatın gailesini karşılamak üzere kunduracılığa başladı.
Selami kardeşimi, 1980’li yıllarda, Müslüman kardeşlerimle sohbet ortamlarında tanıdım.
1989 yılı olsa gerek. Bursa Özel Tip Cezaevi’nde yatan, Müslüman kardeşlerimize yapılan bir haksız muameleye karşı çıkmak için, yaptığımız protesto gösterisinde, biraz daha yakından tanıdım.
1990 yılında çıkardığımız Tevhid Dergisi’nin Karagümrük’teki bürosuna gelirdi zaman zaman.
1992 yılında Bosna’da başlayan Sırp zulmüne karşı çıkmak ve Boşnak kardeşlerine yardım etmek için, birkaç arkadaşına öncülük ederek, çeşitli badireler atlatarak, 16 gün sonra, Bosna’ya ulaştılar. Müslümanski Snage kuvvetlerine katıldılar. Eğitime Zenica yakınlarında başladılar.
Yol arkadaşı Ufuk, bu günleri şöyle anlatıyordu:
“Konuşmalarımız, Bosna’ya girince kesildi. Artık hiç konuşmuyordu. Daha sonra eğitime gittik. Orada bir Türk arkadaş vardı, vurulmuştu. Arapların yanında, bir operasyonda yaralanmıştı. O’nu gördüm. Ben daha evvelden O’nu tanıyordum, dedim ki; bizi Arapların yanına götür. O da dedi ki “Visoko’da büyük bir harekât yapılacak.” Özellikle Selami “Biz oraya gidelim” dedi. Biz üç gün orada kaldık. Ondan sonra, O tutturdu “illa oraya gidelim. Orda cihad var, biz oraya gidelim.” Biz ise “Türbe cephesine gidelim” diyorduk. O cephede, o kadar büyük çatışma olmuyordu. Ben cephede bulunan Araplara haber yolladım. Araplar bizi çağırdılar. Biz oraya gittik. Bir gün silah atışı yaptık. O akşam yattık, sabahleyin yola çıktık. Selami’nin, haleti ruhiyesinde, büyük bir değişme vardı. Yolculuk boyunca, doğru dürüst konuşmamıştı. Sabah üçte yola çıktık. Saat on birde, cepheye yakın bir yere vardık. Orada bir gün dinlendik. Selami, oradaki çocuklara ilahi söyletiyordu. Boşnaklar ilahiyi çok severler. Bayram Doçe diye bir ilahi var. Yunus Emre’nin, Bayram Geldi ilahisini Boşnakça’ya çevirmişler. Selami, onlara bu ilahiyi söyletiyordu. Bir saat falan onlara bu ilahiyi söyletti. Hatta şehid olduktan sonra, O’nu tanıyan çocuklar “Bu Bayram Doçe, Bayram Doçe” diyorlardı. İkinci günün gecesinde, saat üçte kaldırıldık ve cepheye gittik. Önümüzdeki sırada, Boşnaklar vardı. Bizler 50-55 kişi civarındaydık.  Biz oradan operasyona gittik. Saat 7.00 civarında operasyon başladı.”
SELAMİ ŞEHİD OLUYOR
Selami’nin 22 Ağustos 1992’de şehadet anını, Ufuk şöyle anlatıyor:
“Selami, bana “Hadi Ufuk yürü!” dedi. Söylediği son dünya kelamı da bu oldu. Ben onların arkasına geçtim. Benim önümde bir arkadaş, onun önünde de Selami vardı. Aramızda en fazla on metre vardı. Biz mevzi aldık. Üzerimize, sağ tarafımızdan, doğu tarafından, ateş ediliyordu. Bulunduğumuz yer ormanlıktı ve yerde, tam dört parmak kalınlığında kuru yapraklar bulunuyordu. Bastığımızda kayıyorduk. Doğu tarafımızdan sürekli ateşe devam ediliyordu. Önümüzde mayınlı bir bölge olduğunu önceden biliyorduk. Buradan geriye doğru çekiliyorduk, tam o sırada mayınlı bölgenin Sırp tarafından, bizim bulunduğumuz bölge, ağır silahlarla taranmaya başladı. Tam o esnada ben Selami’nin tekbirlerini duydum. Selami vurulduktan sonra, arka arkaya 5 kere tekbir getirdi. Daha sonra gördüğümüzde bir kurşunla vurulduğunu anladık. Kurşunu yedikten sonra, kalan son gücüyle beş defa tekbir getirdiği anlaşılıyordu. Yanımdaki arkadaş bana bağırdı “Ufuk! Selami vuruldu. Git O’nu al!” Ben hemen yerimden fırladım. Vurulduktan sonra geriye doğru yamaçtan yuvarlanmıştı. Yanına ulaştığımda, yüzüstü yatıyordu. Karın boşluğundan tek kurşun yemişti. Kurşun, girdiği yerin tam arkasından çıkmıştı.  Ruhunu Allah’a teslim etmişti. Biz üzülmedik, bilakis sevinmiştik. Ben Selami’yi aldım, geri hatlarımıza doğru götürüyordum. Arkamızdan yaylım ateşine devam ediyorlardı. Aramızdan yüzlerce kurşun geçiyordu. Etrafımıza havan mermileri düşüyordu. Yaprakların üzerinden kaya kaya gidiyorduk. Üzerimize sürekli olarak ateş ediliyordu. İki kişi, kol ve bacaklarından yaralanmışlardı. Ama şehid olmak sadece Selami’ye nasip olmuştu.”
Selami vasiyeti üzerine, Travnik’te Osmanlı’dan kalma Hacı Ali Baba Camii mezarlığına defnedildi.
Yine vasiyeti üzerine, İstanbul’da Beyazıt Camii’nde 28 Ağustos 1992 Cuma günü, Cuma namazından sonra, “Şehidler Ömez! Şehid Selami - Yolun Devam Edecek!” sloganları eşliğinde, gıyabi cenaze namazı kılındı.
Ruhu için El Fatiha

Mehmet Ali Tekin Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle