Ben onu hiç sovmiyorum (sevmiyorum)…
Türkiye’den gelen misafirimle birlikte, Tebriz yakınlarında bulunan, turistik bir kasabaya gittik.
Kendovan, minik bir Kapadokya…
Burada bulunan ‘Sünnetî..’ lokantalardan birisindeyiz…
Sipariş verdiğimiz Bonab (Binab)Kebabı’nı bekliyoruz…
Bağdaş kurarak oturduğumuz bölümde, sohbet ediyoruz…
Yan tarafımızda, klasik bir İran ailesi oturmakta…
İran’da özellikle şehir merkezlerinde yaşayan aileler, genelde tek çocuklu…
İki veya üç çocuklu aileler çok az…
Yan tarafımızda, bizim gibi kebaplarını bekliyorlar…
Türkiyeli olduğumuzu, konuşmalarımızdan anlamış olacak ki…
Türkiye’nin harasındansınız…
Diye lafa girdi…
Konyalıyız dedik…
Movlana’nın şehrinden…
Evet.. dedik ve sohbete başlamış olduk…
Birkaç cümle konuştuktan sonra…
Biz, hep Türkiye televizyonlarını seyrederiz…
Nedir o, sizin bir oğlu var…
Siyaset adamı hanı…
Hatırlatıyorum Kılıçdaroğlu mu?..
Evet… Evet…
Ben onu hiç sovmiyorum (sevmiyorum)…
Neden sevmiyorsun?..
O çok pis danışır…
Bi dene daha var… o kimdi?..
Bahçeli mi?..
Adı yadıma gelmiyor, onu da sovmiyorum…
Kimi seviyorsun sen?..
Erdoğan çok yahşi kişi…
Biz onu çok sovuyoruz…
O çok yahşı adam…
Türkiye’yi çok gabağa apardı (çok ilerletti)…
Onun danışmaları çok yahşı…
O bizim fikrimizi gabağa götürüyor…
Neden, üç çocuğunuz yok diye sordu misafirim…
Burada Erdoğan yok ki…
Çocuklarımıza çörek tapmak, çok çetin onun içün..
Misafim ‘Er Rızku Alallah…’ diye söyleyince…
Allah göğden çörek indirmir ki…
İş yok… Hardan çörek aparacağız?..
Bu minval üzere, biraz daha konuştuk…
Muhalefet partileri, başlarını ellerinin arasına alıp düşünmelidirler…
Türkiye’nin dışından insanlar bile, sizlerin politikalarınızı beğenmiyor…
Niye Tayyip Erdoğan’ı sevdikleri üzerine düşünmelisiniz…
Neden bizi sevmiyorlar da, Erdoğan’ı seviyorlar?..
Erdoğan bunlara makarna, kömür yardımı da yapmıyor!..
Ama yine de onu seviyorlar…
Neden?


