17 Aralık Operasyonu’nun Arka Planı
Mustafa Balbay’ın, Anayasa Mahkemesi’nin uzun süren tutukluluk süresi ile ilgili olarak verdiği karar sonrası, yerel mahkeme tarafından tahliye edilmesi…
Aynı konumdaki KCK milletvekillerinin tutuklulukları devam etmesi…
Hakan Şükür’ün istifası sonrasında, istifasıyla ilgili olarak yaptığı açıklamanın, şimdiye kadar ki Hakan Şükür karakteriyle uyuşmaması…
Bunların hemen akabinde, 17 Aralık sabahı yapılan ve üç değişik boyutlu, büyük bir operasyon…
Son bir aydan beri meydana gelen iç ve dış olayların ardından, 17 Aralık operasyonu geldi.
17 Aralık operasyonu, Türkiye’nin daha doğru bir deyimle, Erdoğan’ın bağımsız hareket etmesini, kontrol altına alma girişimlerinin birisi olarak okumalıyız.
Erdoğan’ın Davos’ta ‘One minute’ çıkışının ardından, 31 Mayıs 2010 tarihinde Gazze’ye insani yardım götüren Mavi Marmara Gemisi’ni, uluslararası sularda; İsrail ordusu tarafından baskın yapılarak, 9 Türk vatandaşını şehid etmesinin ardından, Türkiye ile İsrail ilişkileri, bıçak gibi kesildi.
İsrail’in başını çektiği, uluslararası şer güçler ile Türkiye Cumhuriyeti’nin seçilmiş Başbakanı Tayyip Erdoğan arasında, derin çekişme, ‘one minute’ olayının üzerine, tuz biber eken bu olay sonrasında başladı.
Mavi Marmara olayı, uluslararası şer güçler ve yandaşları ile Tayyip Erdoğan şahsında, Türkiye hükümeti arasında bir kırılma noktasıdır.
İsrail ve yandaşlarıyla; Tayyip Erdoğan ve Türkiye’nin bağımsızlığını isteyenler arasındaki mücadele, Mavi Marmara olayı ile gün yüzüne çıktı.
İsrail ve yandaşlarını, çileden çıkartan diğer bir olay; Çözüm Süreci’dir…
Çözüm Süreci, Türkiye’nin bağımsız bir projesidir ve uluslararası boyutları vardır…
Türkiye’nin bağımsız hareket etmesi, İsrail ve yandaşlarını çileden çıkartıyordu…
Buna bir son verilmeli ve Erdoğan mutlaka cezalandırılmalıydı…
Ve Erdoğan’ın burnu, mutlaka sürtülmeliydi…
İsrail ve yandaşlarının, Tayyip Erdoğan’a karşı ilk operasyonu, Hakan Fidan üzerinden yapılmak istendi.
İkinci operasyon, Gezi olayları ile yapıldı.
Üçüncü operasyon da, 17 Aralık sabahı yapıldı.
Bu üç operasyonda da dikkat çeken bir durum var…
Her üç operasyonun ‘cemaat’ mensubu, polis ve savcılar tarafından yapıldığı iddiaları…
Bütün bu gelişmelerden sonra, İsrail ve yandaşlarının, ‘cemaat’ eliyle Erdoğan’a vurmaları da çok manidardır…
‘Cemaat’ 17 Aralık operasyonu ile Erdoğan’a adeta ‘Hodri meydan’ demiştir…
17 Aralık operasyonunun hemen öncesinde Hakan Şükür’ün istifasında yaptığı açıklamalar, dikkatlice okunduğunda, böyle bir operasyonun geleceği belliydi...
Fakat bu kadar kısa sürede olacağı beklenmiyordu (beklemiyordum)…
Cemaat ve Tayyip Erdoğan, şu üç ana politikada karşı karşıya geldiler…
Cemaat, Mavi Marmara olayında politikasını, İsrail’den yana belirlemişti…
Cemaat, Çözüm Süreci’nde de Erdoğan’a karşı bir politik tavır içerisine girmişti…
Gezi Parkı olaylarında, Cemaat ile Erdoğan arasında ayrışma yaşandı…
Bütün bu mücadeleler, Cemaat ile Erdoğan arasında cereyan etmiyor…
İsrail ve yandaşlarının tasavvurundaki Türkiye ile Tayyip Erdoğan’ın tasavvurundaki Türkiye arasında yaşanan, bir çatışmadır…
Ben bütün bu gelişmeleri, Muaviye’nin şahsında ifadesini bulan İslam ile Hz. Ali şahsında ifadesini bulan İslam arasında, bir mücadele olarak okuyorum…
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Konya’da Şebi Arus törenlerinde yaptığı konuşmada:
“Birilerinin topu, tüfeği varsa, birilerinin her türlü hilesi, hurdası varsa, neyi olursa olsun bizim Allah’ımız var, bize o yeter. Bize millet yeter, millet, siz yetersiniz. Güzel bir kelamı kibar; ‘Allah bes, baki heves’. Yani Allah yeter, geri kalan hevadır, hevesdir.” dedi.
Evet… Allah bes, baki heves…


