12 Eylül’den Dağa… Dağdan Özyönetime… (3)
Diyarbakır Zindanı’nda sıradan bir gün nasıl geçiyordu?’ sorusunun tek cevabı var. Her nefes işkence, her adım dayak... Sabah 5.25’te kalkış. Sabah, öğle ve akşam verilen birer bardak su ile yüz, etek ve koltuk altı tıraşı... Saat 7.30’a kadar Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersi. Koğuş sorumlusu ortada. Yüksek sesle okuduğu her cümleyi esas duruşta bekleyen diğer mahkumlar bağıra çağıra tekrar etmek zorunda. Saat 10.00’da havalandırma zamanı. Havalandırmada geçen saatleri zor da olsa şöyle dile getiriyor Işık “40 tane falan askeri marş ezberletmişlerdi. Onları söylerdik. Uygun adım yürüyerek, tam 2 saat. En gür sesle söylemek zorundasın. Senin sesin gür çıkmıyor ya da adımların 70 santimden kısa diyelim... Eşek sudan gelinceye kadar dövülüyorsun, havalandırmanın ortasındaki mazgal kalkıyor lağımın içine sokuluyorsunuz, lağımdan çıkarılıyorsunuz tekrar sıraya sokuluyorsunuz.”
İşkence gören Kürtler’in hemen hemen hepsi, tahliye olur olmaz dağa çıkıyordu…
PKK, 1983 yılında tahliye olmaya başlayan Kürtler, ‘öç alma’ duygusuyla soluğu dağda alıyordu…
Böylece PKK gönüllü savaşçılara sahip olmaya başladı…
Devletin bölgede uyguladığı yanlış politikalar, PKK’nın ekmeğine yağ sürüyordu…
Diyarbakır Cehenneminde 4.5 yıl işkenceden nasiplenen Bayram Bozyel şu hakikati dile getiriyor:
“Herkes bilmeli ki bugün PKK’nın gerçekleştirdiği eylemlerin ve bütün bunların yol açtığı maddi manevi kayıpların hepsinin sorumlusu 12 Eylül’dür”
PKK ilk silahlı eylemini 15 Ağustos 1984’te Hakkâri’ye bağlı Eruh ve Şemdinli’deki askeri birliklere saldırarak gerçekleştirdi…
PKK devlete karşı silahlı olarak savaşırken…
Kendisine katılmayan Kürt halkını da, akıl almaz yöntemlerle vahşice öldürüyordu…
Buna karşılık devletin içerisinde yer alan kimi çevreler de maalesef ‘kendi yöntemlerini’ kullanarak, bir çok faili meçhulleri gerçekleştiriyordu…
1990 yılı böyle yoğunluklu bir savaş içerisinde geçti…
1998 yılında Türkiye, Şam’a baskıyı artırdı… Sınıra asker yığıldı. Ardından Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş sınıra giderek basına “Artık sabrımız kalmadı.” açıklaması yaptı.
Bunun üzerine Apo, Suriye’yi terk etmek zorunda kaldı ve bu sonun başlangıcı oldu…
Kenya Yunanistan Büyükelçiliğinden, Hollanda’ya götürüleceği söylenerek bir uçağa götürüldü. Uçakta onu Türkiye’den özel operasyon ekibi bekliyordu. Öcalan 16 Şubat 1999’da Türkiye’ye getirildi…
Abdullah Öcalan, Marmara Denizi’nde bulunan İmralı adasında, sadece onun için yapılan özel bir hapishaneye kondu. 29 Haziran 1999’da idama mahkûm edildi.
Abdullah Öcalan’ın süresiz ateşkes kararı, avukatları aracılığıyla, örgüte iletildi.
Örgüt, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara gelmesinden kısa bir süre sonra 1 Haziran 2004 tarihinde ateşkesi sona erdirip eylemlere tekrar başladı…
PKK 2012 yılında, Güneydoğu’da sözüm ona ‘Kürt Baharı’ ilan etti.
PKK’nın planı ‘Şemdinli’yi 200-300 kişilik silahlı bir grupla ele geçirip; sivil kıyafetle halkın arasında askerlere ve polislere ateş açıp, güvenlik güçlerini, halkın üzerine ateş etmesini sağlayarak; ilçe halkını yanına alıp, Şemdinli’de kontrolü ele geçirmek ve bu taktikle bölgede başka ilçe ve illeri kontrolüne almaktı.’
Daha sonra da uluslararası kamuoyuna ‘Bakın Kuzey Kürdistan’da Şemdinli, Hakkari, Şırnak; Şam’dan Halep’ten bir farkı yok. Türkiye Kürdistanı’na ‘Kürt Baharı’ başladı.’ Diye, yaygarayı basacaktı.
Ama hesap tutmadı…
İmralı ve Kandil’deki hesap, Şemdinli ve Hakkari’de tutmadı…
Bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen AK Parti hükümetleri ‘barış için’ elinden geleni yapmaya gayret gösteriyordu…
AK Parti’den ilk ciddi adım 2005 yılında geliyordu…
Diyarbakır’da konuşan Erdoğan, “Kürt sorunu benim de sorunumdur” diyordu…
2009 yılı başında, Devlet Televizyonu’nun Kürtçe kanalı TRT ŞEŞ açıldı.
“Demokratik Açılım” diye başlayan daha sonra “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” olarak adı değiştirilen Kürt sorununa çözüm arayışını sürdürdü…
İçişleri Bakanlığına getirilen Beşir Atalay’ın koordinatörlüğünde yürüyen projenin önemli adımlarından biri cezaevlerinde Kürtçe konuşma yasağının kaldırılması oldu.
Diğer önemli bir adım ise PKK’nın Kandil ve Mahmur kamplarından 34 kişinin Habur sınır kapısından Türkiye’ye girişi oldu…
PKK bu ‘Açılım’ı da istismar ederek, şov yapınca... “Açılım”ın sonunu da getirdi…
AK Parti, Abdullah Öcalan ile BDP-HDP heyetlerinin görüşmeleri yolunu açarak ‘Çözüm Süreci’nin ilerlemesi için yeni bir hamle yaptı…
Bu atılım, Nevruz’da, 21 Mart 2013’te meyvesini verdi…
Öcalan, PKK’ya “Tüm silahlı unsurlarını Türkiye dışına çıkarma çağrısı” yaptı. Bu çağrının ardından PKK da ateşkes kararı aldı…
PKK sözünde durmadığı gibi, ara ara oyunbozanlık yapan eylemler gerçekleştiriyordu…
HDP MYK “Sokaklarda eylem yapma ve alan tutma” çağrısı yaptı…
Ve bu çağrıya icabet eden PKK’lılar 6-8 Ekim günlerinde Türkiye’nin bir çok ilinde ve ilçesinde, eylemler gerçekleştirdi ve 41 vatandaşımızı katletti…
7 Haziran seçimlerinden sonra PKK gerçek yüzünü gösterdi…
15 Temmuz’da KCK eş başkanı Bese Hozat yeni süreci “devrimci halk savaşı” olarak adlandırdı ve PKK terör eylemlerine başladı…
Bütün bunları nasıl okumalıyız…
AK Parti’yi nasıl yıkabiliriz veya en azından nasıl dize getirebiliriz..?
PKK bunun için devreye alındı…


