--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kendimizi imar etmeden

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
3

Günümüzün en önemli problemlerinden birisi hatta bugünün değil, belki insanlık tarihi itibariyle gelmiş geçmiş tüm toplumların meselesi, “insan imarı” olsa gerektir.

“İnsanı imar etmeden” diye söze başlayacaktım aslında. Baktım yanlış ifade olacak, en iyisi “kendimizi imar etmeden” diyeyim dedim.

Öyle ya; köyde, kasabada, şehirde her nerede yaşıyor isek şöyle çevremize baktığımızda ve yine hemen her sohbette, çeşitli ortamlarda birbirimizin başkalarını imar etmekle meşgul olduğunu görebiliriz.

Bir de tabi insanların imarıyla kendisini görevli zannedenler var ki, bunların hiç önü alınacak gibi değil. Sadece şahıslarının gerçeği söylediği, fakat kimsenin anlamadığına dair dert yanmalarıdır.

Kişiliğimizi imar etmişiz gibi başkalarının imarı için aklımız erdiğince, dilimiz döndüğünce, yol, yordam gösterip nasihatler vermekteyiz ve maalesef şöyle bir dönüp kendimize bakma zahmetine girmemekteyiz.

Mesela onlardan birisi bu satırları yazan şahıstır. Yıllardır kendimi imar etmeye uğraşmaktayım ama hâlâ bir arpa yol aldığımı söyleyemem.

“İnsan imarı üzerine laf et” denildiğinde de mangalda kül bırakmam. Ne olacak bu halim bilmem. Elbet sadece ben değilim, nice böyle yoldaşlarımız var.

Şimdi kaydedeceklerimi hem kendime söyleyeyim hem de üzerine alınacak olanlarla da hasbihal etmiş olalım.

Hani hepimizin bildiği bir söz var ya “Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete” diye. Alametten kim neyi kastediyor bilemem fakat zatımın anladığı “alamet”, kendimiz olsa gerek.

Taşıdığımız bedenin bineği biziz. Her nefeste kendi kıyametimiz olan son yolculuğun bittiği noktaya doğru yürüyoruz.

Bu yolculuğun sonunda bizi karşılayacak olanlar var. “Nereden geldin ve geldiğin yerde neler yaptın” diye sorulacak.

Acaba bu sorulara ne kadar hazırız? Sorulara içtenlikle ve kabul edilecek derecede cevaplarımız ve hayatımız var mı?

Sorulara doğru cevap verebilmek için yaşadıklarımızı, yapıp ettiklerimizi elekten geçirip kendimizle yüzleşmeye hazır mıyız?

Mesela yine hepimizin bildiği ve her fırsatta başkalarına karşı bilgece söylediğimiz ama iş şahsımıza gelince hemen unutuverdiğimiz bir atasözümüz daha vardır.

“Dünya malı dünyada kalır”. Gerçekten buna inanıyor muyuz?

İsterseniz kendi yakınlarımız başta olmak üzere, çevremizde bir gözlem yapalım. Hakikaten bu ifadeye inanan ve inandığı için dünyalık eşyalarından kaçımızın vazgeçtiğini görebileceğiz.

Nasihat ve sohbetlerde kullandığımız başka sözlerimiz de vardır:

“Dünya bir misafirhanedir” deriz. Nedense ne kendimize ne çevremizdekilere misafir gibi asla davranmayız.

Misafir ne demektir? “Bugün var yarın yok” demektir. Aslında hepimiz öyle değil miyiz? Misafire nasıl hürmet ederiz yazmaya gerek var mı?

Cidden bu söze uygun yaşayıp, birbirimizi misafir olarak kabul ederek öyle iletişim ve ilişki kursak ne kaybederiz?

El cevap: Hepimizde laf çok icraat yok vesselam. 

 

Yorumlar

(3)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Süleyman Sırrı Dinçer

28 Ocak 2021 20:44

Ne kadar güzel öğretici bir yazı.Kaleminize sağlık Sevgili Hüseyin Bey.Hepimiz ciddi bir silkinme ,tepeden tırnağa her şeyimizi,yaşantımızı sorgulamamız gerekir diye düşünüyorum.1970 li yıllar Üniversite solcularındanım. O günler için tövbe ediyorum.Kendimi biraz sorgulayın değiştirdim fakat sizin de belirttiğiniz gibi yeterli değilim.Yaşım 64 emekli maaşımla kıt kanaat geçiniyorum.Şükürler olsun Allah'a.Sağlıklı günler.

Fatih SM

28 Ocak 2021 18:45

Türk olmak, Atatürkçü olmaktır.

Abdulselam

27 Ocak 2021 20:44

Bu halde olmamızın en önemli sebeplerinden bir tanesi de Rabbimize karşı samimi olmayışımızdır. ALLAH Azze ve Celle bizi ıslah eylesin.

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle