Cihad-ı Ekber fetvasına ilk koşanlar Filistinlilerdi
Birinci Dünya Savaşı’nın çıkış sebebine bakıldığında bizimle hiç ilgisi olmadığı çok aşikârdır.
Peki, niye çıkış sebebinde hiçbir dahlimiz olmadığı halde “yedi düvel”, sırtlanlar gibi üzerimize çullanıp, Devlet-i Aliye’nin sonunu getirmek istemişlerdir?
Çünkü Haç Hilali bitirmek istemiş ve yedi yüz yıl dünyaya adalet, insanlık, medeniyet sunmuş; sömürüye, işgale hayır diyerek; din, dil, ırk ayrımı yapmadan, “önce insan” inancıyla hareket eden bir devletin varlığı, onlar için hep tehlike arz etmiştir.
İmkânı olanlar, Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığının sitesine girerek, Birinci Dünya Savaşı’nın belgelerine bakabilirlerse, dışarıdan Haçlıların, içeriden İttihatçılarla birlikte Yahudiler ve diğer azınlıkların neler yaptıklarını görebilirler.
•
Malum Birinci Dünya Savaşı’nda Sultan V. Mehmed Reşad bütün bir İslam âlemine hitaben; “Cihad-ı Ekber Fetvası” yayınlamış ve hemen her İslam ülkesinde okunmuştur. Fetvanın yayınlandığı tarihe kısa bir not düşelim.
“Harbi Umumi” boyunca Çanakkale, Kafkasya, Irak, Filistin, Hicaz ve Yemen cephelerinde vatanı müdafaa eden, Galiçya, Makedonya ve Romanya gibi Avrupa cephelerinde müttefiklerinin yardımına koşan, cesaret ve fedakârlıkla muharebe eden Osmanlı ordusu için, savaşın son yılında kendini iyice belli eden yoksunluklar sebebiyle adım adım mağlubiyet gelmekteydi.
İşte böyle bir zamanda, Sultan V. Mehmed Reşad tarafından yayınlanan fetvanın birisi de Filistin’de, Mescid’i Aksa’da bir Cuma namazı hitamında okunmuştu.
Fetva ile ilgili Kudüs Mutasarrıfı Macid Paşa’nın İstanbul’a çektiği telgraf şöyledir:
“Mescid-i Aksa’da Harem-i Şerîf’te toplanan ahaliye, düvel-i muhasamaya (düşmanlığa-savaşa) karşı cihad ilanı hakkındaki fetvanın okunması üzerine, ahali din ve devletin korunması uğruna can ve mallarını feda etmeye hazır olduklarını ilan etmişlerdir”.
Diğer belgelerde de görüleceği gibi Mescid-i Aksa’nın avlusunda dualar ve gözyaşları birbirine karışmış, Cihad-ı Ekber fetvasının gereği üzerine Filistin halkı harekete geçmiştir.
•
Kudüs, İstanbul’un bekçisidir. Türkiye Cumhuriyeti Devletini sınırlarından itibaren sayıp, Filistin topraklarına, Kudüs’e dudak bükerek bakmak, İstanbul’u ve Anadolu’yu gözden çıkarmak demektir.
Haçlı Batılı henüz bizden alacağını tahsil etmemiştir ve tahsil etmek için var gücüyle mücadele etmektedir. Yine şöyle tarihe kısaca dönecek olursak.
1918 yılı Sonbaharında, dört yıllık savaşın hesabının görüleceği barış masaları her devlet için ayrı ayrı kurulmuştu.
Birinci Dünya Harbinin sonunu tayin eden barış antlaşmaları, galiplerin mağluplara merhamet ve hoşgörü göstermediği birer infaz masası haline getirilmişti.
Bu barış antlaşmaları hali kurtarmış, ancak geleceğe dair kuşkular bırakmıştı. İşte o kuşkular halen devam etmektedir.
•
Ezcümle:
Haçlı Batılı bu topraklarda ezanları susturmadan, camileri kapatmadan, “göndere” çekilen al bayrakları indirmeden, ne İsrail’in ne Haçlı Batılını bize olan öfkesi dinmeyecektir.
Umarım meramımı anlatabilmişimdir.







